|
Batık Uygarlıkları yakından incelediğimizde, dünya tarihine başka bir gözle bakmayı öğrenebiliriz.
Batık
kıta Mu"nun keşfedilmesiyle birlikte insanlığın ve dünyamızın tarihine
daha farklı bir gözle bakmak zorunda kalıyoruz. Geçmişimizin ya da
dünyamız üzerinde yaşamış olan uygarlıkların, bilinenden çok daha eski
olduğunu ve bu uygarlıkların; gelişmişlik düzeyi, kullandığı eşyalar
vs. gibi birtakım arkeolojik bulgulardan çok daha önemli ‘ezoterik"
bilgilere sahip olduğunu görebilmekteyiz. Bu sebeple, Mu Uygarlığının
günümüzdeki tarih anlayışından daha derin bir anlayışla ele alınması
gerekmektedir. Üzerinde yaşadığımız Anadolu toprakları birçok
uygarlığın beşiği olmuştur. Ayrıca Anadolu"nun güneydoğusundaki
Mezopotamya bölgesinde kurulan Sümer, Babil, Asur gibi önemli
uygarlıklarla da sürekli bir etkileşim içinde bulunmuştur. Ancak
bilinen tarihin biraz daha derinlerine inip baktığımızda (özellikle
Anadolu"da) bugüne kadar pek dikkate alınmamış Batık Uygarlıklarla
Anadolu arasındaki bağlantı oldukça dikkate değerdir. Ezoterik
bilgilerimize göre Doğu ve Batı uygarlıklarının iki ana kaynağı vardır.
Bunlardan biri ‘Atlantis" diğeri de büyük Anavatan ‘Mu Uygarlığı"dır.
Batık Mu Uygarlığı konusunda elde mevcut belgeler o kadar birikmiştir
ki, bu belgelere dayanarak dünya beşer tarihinin geçmişi yeniden
yazılsa, kuşkusuz pek çok şey değişecektir. Bu büyük kıtanın
varlığını kanıtlayan belgelere genel olarak baktığımızda şunlara
rastlarız: Hindistan, Çin, Burma, Tibet ve Kamboçya"da bulunan çeşitli
yazılar, kitaplar; Naakal tabletleri, kitabeler ve efsaneler; Yukatan
ve Orta Amerika"da bulunan eski Maya yazıtları, tabletler, semboller ve
efsaneler; Pasifik adalarında özellikle Tahiti, Samoa, Tonga, Cook gibi
adalarda bulunan arkeolojik kalıntılar; Meksika ve Meksiko City
yakınlarında bulunan taş tabletler; Kuzey Amerika"da bulunan ilkel
Amerikalıların yazıları ve kitabeleri; eski Yunan filozoflarının
kitapları. Bu belgelerden en önemlileri arkeologların da bilimsel belge
olarak gördükleri pişmiş topraktan yapılmış tabletlerdir. Bu
tabletlerdeki bilgilere göre; Mu Uygarlığı, Pasifik Okyanusunda var
olan on binlerce yıl önce yeşermiş ve yaklaşık 12.000 yıl önce çeşitli
depremler ve volkan patlamalarıyla birlikte sulara gömülmüş olan bir
uygarlıktır. Atlantis kıtasıyla Mu kıtası hemen hemen aynı dönemde
batmış olmasına rağmen Atlantis daha çok tanınır. Oysa bugünkü bilimsel
bulguların ışığında, Mu kıtasının Atlantis"ten çok daha yaşlı bir kıta
olduğunu, üzerinde yüz binlerce yıl pek çok kültürün oluştuğunu, bu
kültürlerin Anakıtadan Atlantis ve diğer bölgelere yayıldığını ve Dünya
tarihinde en az Atlantis kültürü kadar önemli bir yeri olduğunu
öğrenmiş bulunmaktayız. J. Churchward, Mu uygarlığının eldeki mevcut
belgeler incelendiğinde 50.000 yıldan daha önce başladığını
söylemektedir. Ve bu tarihi jeolojik araştırmalar da doğrulamaktadır. MU
konusuyla Atatürk de ilgilenmiş, o dönemde birçok tarihçimizi bu konuda
araştırmalar yapmak için görevlendirmiş ve New York"tan getirttiği
Churchward"ın eserlerini bölümlere ayırtarak resmi ve özel kurumların
60 kadar çevirmenine kısa sürede tercüme ettirmişti. Atatürk bu
çeviriler üzerinde önemle durup pek çok notlar alarak bu konudaki
çalışmalarını sürdürdü. Ayrıca o dönemdeki tarihçilerimizden Tahsin
Mayatepek"in Mu Uygarlığı ile ilgili Meksika"da yapmış olduğu
araştırmalarının raporlarını da incelemiş ve konudan çok etkilenmişti.
Atatürk, özellikle insanın yaratılışı, Mu"nun insanlığın anayurdu
olduğu, ilk insanın orada yaratıldığı, Mu"nun batış nedenleri, göçleri,
kolonileri; Orta Asya, Uygurlar ve Anadolu ile ilgili kısımların
altlarını çizerek okumuş ve notlar almıştır. Bu şekilde Atatürk
Türklerin kökenini araştırmaya yönelik daha pek çok çalışmalar yapmış,
Türklerin Maya ve İnkalarla olan benzerliklerini bulmuştur. Atatürk"ün
o dönemde dilimize çevirttiği J. Churchward"ın kitapları bugün
Anıtkabir"de Atatürk"ün kitaplarının bulunduğu bölümdedir. (J.
Churchward"ın elli yıllık araştırmalarını içeren MU uygarlığı ile
ilgili dizi kitaplar Ege Meta Yayınları tarafından Batık Kıta Mu"nun
Çocukları, Kayıp Kıta Mu, Mu"nun Kutsal Sembolleri adlarıyla
yayınlanmıştır.)
Mu Uygarlığı"nın keşfi
Mu Uygarlığını
tanımamızı sağlayan ilk araştırmacı, İngiliz Albay James
Churchward"dır. J.Churchward Mu ile ilgili ilk araştırmalarına
Hindistan"da bulunduğu sırada başlamış ve elli yılı aşkın bir zaman
içerisinde tüm dünyayı dolaşarak Mu ile ilgili pek çok belge elde
etmiştir. Aslında pek çok kutsal kitapta ve pek çok kültürün
mitolojisinde Pasifik Okyanusunda bir kıtanın yer aldığına, bu kıtanın
üzerinde on binlerce yıl hüküm süren ileri bir uygarlığın yeşermiş
olduğuna ve bu uygarlığın yozlaşarak yok olduğuna dair atıflar yer
almaktaydı. Örneğin, Hintlilerin"Ramayana Destanı"nda, Maya Kutsal
metinlerinde ve Mısır"ın Ölüler Kitabı"nda kısmen ya da açıkça Mu
Uygarlığından söz edilmektedir. Fakat Mu Uygarlığını dini ve mitolojik
kimliğinden sıyırıp, konuyu bilimsel bir temele oturtan ilk kişi J.
Churchward"dır. Hindistan"da görevli bulunduğu sırada bir tapınağa
konuk olan J. Churchward Batık Mu Uygarlığı hakkında ilk bilgilerini bu
tapınaktaki arşivlerden edinir. Naga-Maya dili denilen, çeşitli
şekillerden, sembollerden oluşan çok eski ve ölü bir dilde yazılmış
olan bu tabletler Mu kutsal metinlerinden kopya edilmiştir. Naga-Maya
dili Hindistan"daki arkaik sanskritçe olarak bilinen en ilkel Hint
dilinden daha eskidir. J.Churchward Naga-Maya dilini bilen başrahipten
bu ölü dili 2 yıllık bir çalışma sonunda öğrenir. Ve rahibin de
yardımıyla bu tabletlerde yazılanları çözer. Burada yazılanlara göre,
bu yazılar 15.000 yıl önce yazılmış olup Hindistan"a Mu"nun bilim
rahipleri dedikleri ‘Naakaller" tarafından getirilmiş tabletlerdir.
J.Churchward bundan sonra Güney Pasifik adalarına, Orta Asya"ya,
Mısır"a, Sibirya"ya, Birmanya"ya, Avustralya"ya, Orta Amerika gibi daha
birçok yerlere giderek Mu"nun varlığına ilişkin pek çok kanıt elde
eder. J.Churchward"dan başka Amerikalı bir Jeolog-arkeolog olan
William Niven da 1921-1923 yılları arasında yaptığı Meksika kazıları
sırasında bulduğu 2600"ü aşkın tabletlerde Mu Uygarlığı"nın varlığına
ilişkin geçerli kanıtlar elde etmiştir. Tabletleri inceleyen Carneige
Enstitüsü uzmanları bunların gerçek tabletler olduğunu ve şimdiye dek
bilinen hiçbir uygarlığa ait olmadıklarını açıklamıştır. Niven"in
araştırmalarını duyan Churchward Meksika"ya gelerek bu tabletleri
inceler ve bunların Hindistan"da gördüğü tabletlerdeki Naga-Maya diline
çok benzeyen bir dilde yazılmış olduğunu görür. Bu tabletler bugün
Meksika Müzesinde bulunmaktadır ve 12.000 yıl önce yazıldığı
düşünülmektedir. Niven ve Churchward"ın bulduğu tabletler dışında Mu"ya ilişkin diğer bilimsel belgeler ise şunlardır: -Yukatan"da hazırlanmış eski bir Maya kitabı olan ‘Troano El Yazması". Bugün British Museum"da bulunmaktadır. -Troano
El Yazmasıyla aynı yaşta olan bir başka Maya kitabı ‘Cortesianus
Kodeksi"dir. Bugün Madrid Ulusal Müzesinde bulunmaktadır. - Paul Schlieman tarafından Tibet"te bir Budist tapınağında bulunan ‘Lhasan Belgesi". -Yukatan"da
Mu kıtası anısına inşa edilmiş Uxmal Tapınağındaki Yazıtlar yaklaşık
12.000 yıllıktır. Bu tapınakta ‘Geldiğimiz yer olan Batı ülkelerinin
anısını korumak için inşa edilmiştir," diye kabartma yazılar
bulunmaktadır. -Meksiko şehrinin 96 km güneybatısında yer alan
‘Xochicalo Piramiti Yazıtları". Bu piramit, üzerindeki kabartma
yazılara göre ‘Batı ülkelerinin yıkımının anısına" inşa edilmiştir. -Dr. Niven"in Alaska"da bulduğu Mu kıtası sembolleriyle işlenmiş bir totempol. -Eflatun"un Timeus ve Critias adlı eserinde batık kıtaya dair şu sözler geçer: ‘Mu ülkesinde 10 halk vardı." Tüm
bu belgelere dayanarak, özellikle Churchward"ın bulduğu tabletlerdeki
yazılar ayrıntılı olarak ‘Dünya ve insanın yaratılışını ve insanın ilk
zuhur ettiği yerin Mu olduğunu" ifade ediyorlardı. Bu tabletlerdeki
yaratılış öyküsü kutsal kitaplardaki yaratılış öyküsüne çok benzer bir
şekilde anlatılmıştı. Ayrıca; kayıp kıtanın Pasifik Okyanusunda,
Amerika ve Asya kıtaları arasında bulunduğunu, Kuzey Hawaii"den Fiji ve
Paskalya adalarına kadar uzandığını, doğusu ile batısı arasında 9.500
km, kuzeyi ile güneyi arasında yaklaşık 4.500 km"lik bir mesafe
olduğunu anlatıyordu. Kıta deniz ve boğazlarla birbirinden ayrılan 3
ana kara parçasından oluşuyordu. Pasifik Okyanusuna tek tek ya da
gruplar halinde dağılmış kayalık adaların tümü, bir zamanlar Mu
kıtasının birer parçasıydılar. Bu kıta üzerinde yaşayanlar yeryüzünü
kolonize etmişlerdi. Mu kıtası bundan 12.000 yıl önce korkunç yer
sarsıntılarından sonra, su ve ateş girdapları içinde kaybolup sulara
karışmıştı ve beraberinde 83.000 yıllık bir uygarlığı da götürmüştü.
|