Rönesans Resim Sanatı Masaccio, Botticelli, Leonardo da Vinci,
Michelangelo, Raffaello, Tiziano, Dürer, Bosch ve Bruegel gibi çok
sayıda büyük ressamı; İtalya yarımadasından Avrupa"nın içlerine ve
nihayet kuzey denizi kıyılarındaki Flaman topraklarına kadar uzanan
geniş bir coğrafyayı; Venüs"ün Doğuşu"ndan Mona Lisa"ya pek çok önemli
başyapıtı içine alan ‘Rönesans resmi mucizesi" nasıl gerçekleşmiştir?
Bu sorunun cevabını, sayfalar dolusu bilgi ve yorumu içeren bir
metinden daha iyi verebilecek tek şey yine bir resim olabilir. Böyle
bir resim, 19.yüzyılda yaşamış İngiliz sanatçı Frederic Leighton
tarafından 1855 yılında tamamlanmıştır ve ‘Trecento"nun, Rönesans"ın
gelişini müjdeleyen o ışıltılı dönemin büyük ustası Cimabue"nin elinden
çıkmış Meryem ve Çocuk İsa"yı konu edinen bir sunak panosunun Floransa
sokaklarında coşkulu bir törenle gezdirilişini canlandırır. Floransa
şehrinin din büyükleri, sivil yöneticileri, çocuklar, zarif bayanlar en
şık kıyafetleriyle bu tören alayını oluşturan kalabalığın
içerisindedir. İnsanlar, böylesine önemli bir olaya tanıklık etmek
üzere evlerinin pencerelerinden sarkmış, fırlattıkları çiçekler resmin
geçtiği yolu kutsarcasına yerlere saçılmıştır. Müzik coşkulu ortama
eşlik etmekte, kalabalığın arasında büyülü bir dokunuş gibi
gezinmektedir. Yüksekçe bir podyum üzerinde yer alan Cimabue"nin resmi,
tüm şehre gururla gösterilerek, konulacağı kiliseye doğru
taşınmaktadır. Ressam, eserinin hemen önünde, sahnenin tam ortasında ve
kalabalıktan biraz yalıtılmış bir şekilde şık, beyaz kıyafeti
içerisinde bir kahraman edasıyla ilerlemektedir. Halkın her kesiminin
bir arada aynı coşkuyu paylaştığı bu ortamda, sanat ve sanatçı
toplumsal uzlaşmanın merkezinde yer almıştır. İşte Rönesans resmi
mucizesi bu gerçeğin ardında saklıdır. Leighton"un resim yoluyla
canlandırdığı Trecento koşulları, geçmişten bugüne uzanan yazılı
belgelerden elde edilen bilgilerle de desteklenmektedir. Buna göre,
14.yüzyılın bir başka önemli sanatçısı Duccio, Floransa"ya yakın
mesafedeki Siena şehrinin katedrali için bir sunak resmi yapmakla
görevlendirilmiştir: "9 Ekim 1308"de Siena Katedrali"nin Operaio"su
(idarecisi) Messer Jacopo del fu Giliberto de" Marescotti, Duccio"ya
katedralin ana altarı için bir sunak resmi siparişi verdi. Sanatçı, bu
resmin, Maesta"nın üzerinde 32 ay çalıştı ve 9 Haziran 1311"de din
adamları ve sivil yöneticilerin önderlik ettiği Siena halkı, resmi
konulacağı yere götürmek üzere atölyesine geldiler. Eseri, Piazza del
Campo"nun çevresinde dolaştırdıktan sonra, onu kutsal bir tören alayı
ile katedrale taşıdılar. Bu, bütün şehrin sadece Meryem"e bağlılığıyla
ilgili olarak değil, aynı zamanda yaratıcısının elinden yeni çıkmış bir
başyapıta duyulan hayranlık sonucunda etkilendiği tarihi bir
olaydı."[CARLI, Enzo; Sienese Painting, Scala, Italy, 1988, s.11] 14.yüzyılda
yaşamış bir Floransa ya da Siena"lı için; sanat eseri, onu içinde
yaşadığı topluma ve kente daha büyük bir coşkuyla bağlayan, birey
olarak varlığını anlamlı kılan üst düzeyde bir üretimdir. Kentli
bireyin kentine sahip çıkma bilincinin doğal bir sonucu olarak Rönesans
resmi; doğuşuna kentsoylu Avrupalının zemin hazırladığı, onun
tarafından desteklenmiş ve sahip çıkılmış bir sanatsal üretim
biçimidir. Kent ve Kentsoylu: Akdeniz... Batı ve Doğu uygarlıklarını
birbirine bağlayan, öteden beri iki uygarlık arasındaki ticaret ve
kültür trafiğinin üzerinde gerçekleştiği büyük, eşsiz güzellikteki su
yolu.. Helen ve Roma dünyasını besleyen can damarı... Avrupa"nın,
‘Yaşlı Kıta"nın varlığına anlam katan büyülü deniz... Önce kuzeyden
gelen istilalarla sarsılan Avrupa, ardından 8.yüzyılda Akdeniz"in İslam
dünyasının hakimiyetine girmesiyle kabuğuna çekilmiş, batı uygarlığının
tarihinde bir karanlık çağ başlamıştır. Kültürel ve ticari beslenmesi
en az seviyeye inmiş, içine kapalı bir kır kültürü ve ekonomisinin
geçerli olduğu uzun bir sürece girilmiştir. Bu süreç, Akdeniz"in ve
bu büyük su yolu üzerindeki trafiğin tekrar hrıstiyan batı Avrupa"ya
açılmasıyla sona erecektir. Malların dolaşımı ve ticaret ile gelen
rahatlama, kentlerin gelişimine zemin hazırlamıştır. Avrupa"nın çeşitli
bölgelerinde giderek kalabalıklaşan hareketli kentler gelişmektedir:
"Böylece ticaretin yayılması ilk kez iki noktada belirdi; Avrupa"nın
doğu dünyası ile iletişim kurmasını sağlayan Venedik ve Rus- İskandinav
dünyası iletişimini sağlayan Flandr"da; buradan da iyilik getiren bir
salgın gibi tüm Avrupa kıtasına yayıldı. Kuzeyden gelen akımla güneyden
gelen akım iç bölgelere ulaşarak sonunda birleşti."[PIRENNE, Henri;
Ortaçağ Kentleri, ç: Şadan Karadeniz, Dost, İstanbul, Ağustos- 1982,
s.79] Leighton"un resim yoluyla canlandırdığı Trecento koşulları,
geçmişten bugüne uzanan yazılı belgelerden elde edilen bilgilerle de
desteklenmektedir. Buna göre, 14.yüzyılın bir başka önemli sanatçısı
Duccio, Floransa"ya yakın mesafedeki Siena şehrinin katedrali için bir
sunak resmi yapmakla görevlendirilmiştir: "9 Ekim 1308"de Siena
Katedrali"nin Operaio"su (idarecisi) Messer Jacopo del fu Giliberto de"
Marescotti, Duccio"ya katedralin ana altarı için bir sunak resmi
siparişi verdi. Sanatçı, bu resmin, Maesta"nın üzerinde 32 ay çalıştı
ve 9 Haziran 1311"de din adamları ve sivil yöneticilerin önderlik
ettiği Siena halkı, resmi konulacağı yere götürmek üzere atölyesine
geldiler. Eseri, Piazza del Campo"nun çevresinde dolaştırdıktan sonra,
onu kutsal bir tören alayı ile katedrale taşıdılar. Bu, bütün şehrin
sadece Meryem"e bağlılığıyla ilgili olarak değil, aynı zamanda
yaratıcısının elinden yeni çıkmış bir başyapıta duyulan hayranlık
sonucunda etkilendiği tarihi bir olaydı."[CARLI, Enzo; Sienese
Painting, Scala, Italy, 1988, s.11] Tüccarlar her yere mallarını
taşımakta, panayırlar kurmakta ve önemli kentlerin eteklerinde
koloniler oluşturmaya başlamaktadırlar. Böylece, kentler hızla
gelişmekte ve değişmektedir. Giderek zenginleşen ve kentsoylu (burjuva)
olarak anılan tüccarlar, kendileri için kiliseler yaptırmakta ve
ihtiyaçları doğrultusunda kente yeni bir görünüm kazandırmaktadırlar.
Dini yapılar, kamu binaları, alt yapı ile ilgili çalışmalar, hepsi;
11.yüzyıldan itibaren gelişmeye başlayan kentlerin doğurduğu bu toplum
kesiminin zorunluluk ve giderek sorumlulukları çerçevesinde
yapılmaktadır. Loncalarda biraraya gelen meslek erbapları, çıkarları
gereği yapılması gereken bir imar işi için hiç duraksamayacaktır. Bunun
sonucunda, kentin yönetimi de zamanla kent halkının ya da diğer bir
deyişle kent halkı adına sivil bir yönetici sınıfın eline geçecektir. Artık,
kiliseler etrafında toplanmaya, bu kurum tarafından yönetilmeye ve
yönlendirilmeye boyun eğmiş toplum, kendi iradesini ortaya
koyabilmektedir. Kentin içine taşınan kilise, kentlinin önemli bir
değeri olarak varlığını sürdürmekte, ancak onun iradesine kesin bir
baskı uygulayamamaktadır. Yeni toplum, büyük ölçüde sivil bir
toplumdur, bir din toplumu değil. Böylece, seçimle ve belirli bir
süre için iş başına gelen sivil belediye yönetimi yerleşmeye
başlamıştır ve kentsoyluyu temsil eden bu sivil irade büyük bir
atılganlıkla kentine sahip çıkmaktadır: "Gerçekten kentsoylular kamu
yararına öylesine bağlıydı ki, eşine rastlayabilmek için antik çağa
dönmek gerekir.. Daha 12.yüzyılda tüccarlar kazançlarının oldukça büyük
bir bölümünü yurttaşlarının yararı için harcıyorlardı; kilise
yaptırıyor, hastaneler kuruyor, pazar vergilerini ödüyordu. İçlerinde
yurt sevgisi, kent sevgisi ile birleşmişti. Herkes kentiyle övünüyor,
içten gelen bir duyguyla kendisini kentin gelişmesine adıyordu."
[PIRENNE, Henri; a.g.e., s.149] Başlangıçta kentin yeni sakinlerine
soğuk bakan din adamları ve soylular, gelişmelerin hızıyla ve aslında
daha çok zorunluluktan veya çıkarlarına uyduğundan, zamanla onları
kabullendiler. Özellikle kilise, gelişmelerden hoşnut gözükmektedir.
Yeni nüfus, kilisenin gelir kaynaklarını belirgin bir şekilde arttırmış
ve bu durumda kilise hazinesinde yüklü bir birikim oluşmaya başlamıştır: "Kentsoylulara
devredilen topraklardan alınan kira ya da vergiler, verimliliği
gittikçe artan bir gelir kaynağı oluşturuyordu." [PIRENNE, Henri;
a.g.e., s.120] Bu durumda, kilise, aralarında sanat yapıtlarının da
bulunduğu pekçok yeni yatırıma yönelmekte tereddüt etmeyecektir. Sanat,
kilisenin bünyesinde varolmakla birlikte, destekçisi sadece kilise
değil, belki de daha çok belediye ve varlıklı tüccarlar, soylular ya da
loncalar oldu. Kent halkının, çoğu zaman dinsel bir coşkunlukla, kilise
ve din adına giriştiği ancak zamanla giderek dindışı bir iradenin
kapsamında değerlendirdiği sanat yatırımları, Rönesans sanatının
gelişiminde birinci derecede önem taşıyan bir role sahip olmuştur. Siyasi
ve toplumsal örgütlenmesini sağlam temellere oturtmuş, ekonomik açıdan
belli bir refah düzeyine erişmiş İtalyan kentlerinde sanat hızla
gelişebileceği bir ortamı bulmuştur. 14.yüzyıl Siena Böyle
bir ortam, 14.yüzyılda Toscana"da, İtalya"nın orta kesiminde yer alan
Siena kentinde doruk seviyede yaşanmıştır. Ticaret ve bankacılıkla
gelişen ve ‘Dokuzlar Konsülü" olarak anılan bir tüccar oligarşisi
tarafından yönetilen Siena"nın kiremit rengi binalar ve dar sokaklarla
örülü kent dokusuna hakim iki büyük yapı bulunmaktadır. Bunlardan
birisi, Siena Katedrali"dir ve kentin dinsel kimliğini sembolize
etmektedir. Diğeri ise, Siena"nın yönetim binası olan Palazzo
Pubblico"dur ve kentin ekonomik, siyasi ve sosyal yaşamının kaynağı
olan sivil gücün mimari karşılığıdır. Siena Katedrali ve Palazzo
Pubblico... Biri kentli bireyin manevi sığınağı, diğeri ise günlük
yaşamını düzenleyen kararların alındığı bir karargah olarak kent
görünümüne hakim iki yapı... Trecento"dan bugüne Siena halkı, kentin
sokaklarında dolaşırken, evinin penceresinden ya da çalıştığı dükkanın
kapısından başını kaldırıp ait olduğu kente baktığında, her an bu iki
anıtsal yapının görüntüsüyle karşılaşabiliyor ve onların varlığının
simgelediği değerleri hissederek kentli bir birey olma bilincini günlük
yaşamında sürekli kavrıyor. Bu iki yapı, onlar için toplumsal huzurun
kaynağı olan değerlerin ayrılmaz birer sembolü olarak günlük
yaşamlarının ufkunda yükseliyor. Ama Trecento"nun Siena ya da
Floransa"sını ve bu dönemin İtalyan kentlerini tanımlayan koşulları
belki yine kelimelerden çok bir resim ifade etmektedir. Bu resim,
Siena"da kentin yönetimini üstlenmiş Dokuzlar Konsülü"nün Palazzo
Pubblico"daki toplantı odasını (Sale dei Nove) çevreleyen duvarları
kaplamaktadır. 14.yüzyılın büyük Siena"lı ressamlarından Ambrogio
Lorenzetti"nin elinden çıkan çalışma, İyi ve Kötü Yönetimin Alegorileri
ve Kentte ve Kırda Etkileri teması üzerine kurulmuştur. Bizzat konsül
tarafından sipariş edilmiş olan eser, toplantı yaptıkları odanın doğu,
batı ve kuzey duvarlarını çevrelemiştir. 1337- 1340 arasında
tamamlanmış olan resim; konsül üyelerine bir yandan iyi yönetimin
gereklerini ve olumlu sonuçlarını hatırlatırken, öte yandan kötü
yönetimin nedenlerini ve sonucunda gelecek olası felaketleri
göstermektedir. Bu resimlerin bir kentin ekonomik, sosyal ve kültürel
hayatıyla doğrudan ilintili kararların alındığı toplantı salonuna
(meclis salonu) yapılmış olması yöneticilerin kararlarını, kendilerini
çevreleyen bu imgelerin etkisiyle biçimlendirmeleri sivil ve demokratik
düşüncenin bir zaferi olarak yorumlanabilir. Ancak bizi şu anda,
daha çok bu resimlerden, odanın giriş kapısının hemen üzerinden
itibaren başlayarak 14 metre genişliğindeki doğu duvarını kaplayan İyi
Yönetim ve Kentte ve Kırda Etkileri sahnesi ilgilendirmektedir. Bu
duvarın yarısı, iyi yönetimin tüm olumlu işaretlerini yansıtan surlar
içindeki şehir görünümünden oluşmaktadır. Surların dışında ve sahnenin
diğer yarısında ise kırsal alan uzanmaktadır. Biz öncelikle surların
içine girip kentin, kentsoylunun ve kent yaşamının arasına katılalım.
Bir kere, kırla kent yaşamı arasında son derece canlı, organik bir bağ
olduğu görülmektedir. Şık kıyafetleri içerisindeki kentsoylular
avlanmak üzere atlarına binmiş kırlık alana çıkmaktadırlar. Onların
bu sosyal ve sportif amaçlı ziyaretleri bir yana, köylüler de ters
yönde bir ziyaretle ürünlerini, hayvanlarını kente; alınıp
satıldıkları, tüketildikleri merkeze akıtmaktadırlar. Üzerleri yüklü
binek hayvanları, küçük baş hayvan sürüleri kentin sokaklarına ya
katılmak üzeredir ya da katılmıştır bile. Hem, köylü bu arada bazı
temel ihtiyaçlarını da karşılama imkanı bulacaktır. Binaların
altlarında büyük kemerlerle sokaklara açılan bazı dükkanlar
bulunmaktadır. İşte bir ayakkabıcı ve arkasında yularından kavradığı
eşeğiyle birlikte ondan alışveriş yapmakta olan bir köylü. Kent
içerisinde ticaret çok yönlü olarak devam etmektedir. Ama kent
sadece bir ticaret merkezi değildir. Burada kültürel ve sosyal yaşam da
devam etmektedir. Bir tarafta eğitim yapılmakta, öte tarafta kentin
sokaklarında günlük yaşam akıp gitmektedir. Ama sahnenin belki de en
dikkat çekici kısmı, kent görünümünün tam ortasında yer alan on genç
kadın figürüdür. Bunlar dans etmekte, şarkı söylemekte ve tef
çalmaktadırlar. Figürlere yüklenen çeşitli alegorik anlamlar bir yana,
bunlar kent yaşantısına canlılık ve ışık katmaktadırlar. Skinner,
figürlerin dans ettikleri boşluğun bir ışık kaynağı olarak
gösterilmesine bazı tutarlı anlamlar yüklemektedir: "Bence
Lorenzetti, bize kentin merkezini parlak ve ışıklı göstermek suretiyle,
bir anlamda Siena"nın gloria e grandezza"sını, yani adil yönetim
altında barış içinde yaşamaktan kaynaklanan ihtişam ve büyüklüğünü
betimlemeyi hedeflemektedir."[SKINNER, Quentin; Sanatçının BirSiyaset
Düşünürü Olarak Portresi: Ambrogio Lorenzetti, Dost, ç: Erol Öz,
Ankara, 1999, s. 25] Kenti oluşturan mimari bünye de adil yönetim
altında barış içinde yaşam idealini yansıtmaktadır. Bugün Siena"nın
tarihi dokusunu oluşturan bu yapılar, çoğunlukla Trecento"nun mirasıdır
ve resim bu yönüyle belgesel bir nitelik taşımaktadır. İçinde yaşanan
ve kimi zaman cephelerin bir kısmını kaplayan süslemeleri ile, kimi
zaman penceresine asılmış bir kuş kafesi ya da gösterişsiz bir saksı
içindeki çiçekleriyle günlük yaşama katılan binaların birbirleriyle
uyumlu olduğu dikkat çekmektedir. Evinin penceresinden sarkmış dışarıyı
seyreden bir kadın figürü ise ev içini kent yaşamına katmaya yetmiştir.
Bu kent dokusu gelişimini de sürdürmektedir. Sahnenin üst kısmında bir
inşaat çalışmasının, yani kentin imar işlerinin devam ettiği
görülmektedir. Ama gelişen, yaşayan, bu canlı mimari bütünün sivil
kimliği, sahnenin üst sol köşesine sıkışmış, sıkışmış değil de belki
daha çok yalıtılmış ve bütün kenti koruyucu bir sabırla gözetleyen
Siena Katedrali"nin kulesi ve kubbesinin varlığıyla kutsanır. ‘Rönesans
resmi mucizesi" işte bu koşullarda; dinsel ve sivil iradenin, manevi ve
maddi olanın, katedral ve kamu binasının birbirini gölgelemediği, hatta
birbirini bütünlediği Trecento kentlerinde gerçekleşmiştir. Sanatı Koruyanlar
Hrıstiyanlığın
ilk dönemlerinden itibaren batı Avrupa"da sanatsal üretimin başlıca
kaynağı kilise olmuştu. Rönesans"ı kapsayan zaman dilimi boyunca da
kilisenin bu anlamdaki önemi devam etmiştir. İleride göreceğimiz gibi,
kilisenin dinsel öğretilerindeki katılık yerini giderek daha yenilikçi
düşüncelere bırakmaya başlamış ve engizisyon zihniyetini taşıyan din
adamlarının yerini laik düşünceye sahip hümanist din adamları almıştır.
Kilisedeki bu değişim yeni sanat yaklaşımlarının kilise tarafından daha
hoşgörülü bir şekilde benimsenmesine ve desteklenmesine olanak
sağlamıştır. Hem kiliseler için çok sayıda fresk ve sunak resmi sipariş
edilmekte, hem de sanatçılara kendi sanatsal anlatımlarını
biçimlendirme konusunda görece bir özgürlük tanınmaktadır. Hatta
Rönesans resminin ilk devrimci örnekleri doğrudan kilise için yapılmış
olanlardır. Böylece, kentin ayrılmaz bir parçası olan ve kent
içerisinde sanat üretimini gerektiren ve bu üretimin gelişimini teşvik
eden bir kaynak olarak kilise, Rönesans sanatının korunmasında etkin
bir role sahip olmuştur. Kilisenin kentlerde üstlendiği bu rolün
daha kapsamlı bir şekilde, 16.yüzyılda Vatikan"da bulunan Papalık
kurumu tarafından ele alındığı da unutulmamalıdır. Mediciler gibi
varlıklı sanat koruyucusu ailelerden gelen kişilerin papalığa kadar
yükselmiş olmaları Vatikan"ın yani Roma şehrinin önemli bir sanat
merkezi olmasına yol açan etkenlerden birisidir. Her papa döneminin en
önemli sanatçılarına pekçok dini içerikli eser sipariş etmiştir.
Botticelli, Michelangelo, Raffaello gibi isimler papalar için
çalışmışlar ve onlar için portreler, mezar anıtları ve kiliseler
yapmışlardır. Yaşamının önemli bir kısmını Vatikan"da çalışarak
geçirmiş olan Raffaello"nun yaptığı Papa X. Leo ve İki Kardinal adlı
resim papaların sanat koruyucusu kimliği hakkında aydınlatıcı bir
görsel belgedir. Rönesans sanatının gelişimine büyük destek sağlayan
Medici ailesinden olan Papa X. Leo, bu ailenin dünyevi sanat koruyucusu
kimliğini dini olanla bağdaştırmıştır. Dünyevi ve dini olanın bu
bütünleşmesi, sanatın biçimlenmesinde belirleyici unsurlardan birisi
olmuştur. Bir papanın kendi portresini yaptırması, din adamının sanata
ve yaşama karşı değişen bakış açısının açık bir göstergesidir. Papalar
ve kilisenin, birer sanat koruyucusu olarak önemleri yadırganamaz. Yine
de, unutulmamalıdır ki, Rönesans bir kent ve kentsoylu kültürüdür. Bu
kültürün bir ürünü olan Rönesans sanatı da kentlerde gelişmiş ve
öncelikle kentsoylular tarafından desteklenmiştir. Böylece
Trecento"dan başlayarak Avrupa"da kilisenin yanı sıra yeni bir sanat
koruyucusu kimliği gelişmiştir: Varlıklı kentsoylular. Hatta, bu yeni
sanat koruyucusu kimliği çoğu zaman kilise adına veya kilisenin yanında
sanata desteklerini sürdürmüşlerdir. Bunun en somut örneği resimlerde
karşımıza çıkan vakıfçı figürleridir: "Vakıfçı resmi erken ortaçağda ve
sonrasında ortaya çıktı. Vakıfçı, ancak isminin azizinin kişiliğinde
kutsal sahnede tasvir edilmeyi talep edebilirdi. Diğer örneklerde
vakıfçının kendisi, bazen karısı ve ailesiyle, fakat Meryem ve çocuk
İsa"dan çok çok küçük ölçekte görünür. Sonradan kutsal kişilikler kadar
önemli bir yer alır ve nihayet, geleneksel biçim tamamıyla ortadan
kalkmadan önce 17.yüzyılın laik kültürlerinde vakıfçıya en onurlu yerin
verildiği, kutsal figürlerin tamamıyla ikinci planda kaldığı örnekleri
bulmak mümkündür."[Enc. of World Art; "Patronage", C.XI, s.121] Dini
içerikli bir resimde, o resmi kilise adına sipariş eden bir kişi olarak
yer almak, hem kişiyi günahlardan arındıran bir hayır işi, hem de onun
toplum içerisindeki saygınlığını arttıran bir belge olarak önem
taşımaktadır. Vakıfçı, aynı zamanda imgesini kutsal kişilerle birlikte
görerek dini bir yoğunluk yaşamaktadır. Rönesans resminin ilk büyük
isimlerinden birisi olan Masaccio"nun Sta. Maria Novella Kilisesi
duvarına yaptığı Kutsal Üçlü resminde yer alan vakıfçı figürleri, resmi
kilise adına sipariş eden kişilerdir ve resmin içerisinde yer
almaktadırlar. Kutsal figürleri içine alan derin tonozun dışında, iki
yanda yer alan karı koca vakıfçılar, bizim gözümüzde tüm bu dini ve
toplumsal amaçların dışında, sanat tarihinin bir başyapıtının ayrılmaz
figürleri olarak önem taşırlar. Çağdaşları, bu figürlere dini bir
sahnenin içerisinde imgeleri ölümsüzleşmiş kişiler olarak saygı
duymaktaydı, oysa biz onlara sanatın koruyucuları olarak saygı
duymaktayız. Sanatın sivil koruyucuları sadece vakıfçı figürlerinde
somutlanan kentsoylular olmamıştır. Aynı zamanda lonca kuruluşlarında
biraraya gelen çeşitli meslek birlikleri de sivil bir irade olarak
sanata destek vermişlerdir. Kiliselere bu loncaların katkısıyla
şapeller eklenmiş, resimler sipariş edilmiştir. Varlıklı kentsoyluların
birey ya da aile, lonca teşkilatı ya da kent yönetimi olarak kilise
adına sanata verdiği destek Rönesans sanatının gelişimine kaynak
oluşturmuştur. Ama bizzat kilise ya da kilise adına sivil irade
tarafından sanata verilen destek dönemin sanat koruyucusu kimliğini tam
olarak tanımlamaz. Varlıklı kentsoyluların sanat koruyucusu kimlikleri,
çoğu zaman kiliseyle bağlantısı olmadan, tamamıyla kendi adlarına
sanatı talep etmek şeklinde olmuştur. Kent içerisinde yer alan ve hem
yaşam hem çalışma alanı olarak işlev gören saraylarını sanat
eserleriyle doldurmak konusunda oldukça isteklidirler. Zamanla,
saraylarında bu koleksiyonlar için özel odalar bile ayırmaya
başlamışlardır: "Koleksiyonculuğun bu ilk ilmi aşamasını, ikinci bir
aşama izledi. Bu Medici"ler tarafından; Strozzi"ler, Quaratesi"ler ve
Rucellai"ler gibi Floransalı patrik aileler tarafından biçimlendirilen
koleksiyonlarda açıkça belli olan, çeşitli İtalyan saraylarındaki
yönetici sınıflar arasında neredeyse bir zorunluluk olan daha zevke
yönelik bir aşamadır." (Enc. of World Art; "Museums and Collections",
C.X, s.381) Servetleriyle ön plana çıkan varlıklı kentsoylular, kısa
sürede siyasi güç edinmenin bir yolunu bulup büyük hanedanlar
kurmuşlardır. Bu hanedanların en önemlisi Floransa"da etkili olan
Medici"lerdir. Mediciler, İtalya"da etkili olmuş diğer hanedanlara bir
örnek teşkil etmektedir. Medici Ailesi Tüccar kökenli bir
aile olan Mediciler, parasal güçlerini kullanarak etkili olmuşlar,
zamanla Floransa kentinin yönetimini ele geçirmişler ve hatta aileden
yetişen papalar yoluyla dini bir güce de sahip olmuşlardır. Ama onların
aslı ünü, sanata destek olmalarından kaynaklanmaktadır. Medici
ailesinin ilk büyük ismi olan Cosimo il Vecchio (1389- 1464), sadece
antik eserler ve küçük objeler koleksiyonu yapmakla kalmamış, ayrıca
kiliseler için pekçok sunak resmi sipariş etmiş, Floransa"daki San
Marco Manastırı"nın restorasyonuna destek olmuştur. Onun sanat
koruyuculuğu daha çok dini içeriklidir. Kuşku yoktur ki, kilisenin
gücünün ve halk üzerindeki etkisinin farkındaydı ve bu etkiden
yararlanmak istiyordu, ama aynı zamanda servete karşı olan hrıstiyan
öğretisinin yarattığı vicdani baskıyı da hafifletmek istemiş olmalıdır.
Ancak Cosimo, sanatı sadece dinsel kurumlar için desteklemedi. Aynı
zamanda, bir saray ve bu saray için aralarında Donatello"nun David
heykeli ve Ucello"nun San Romano Savaşı panosunun da bulunduğu çok
sayıda eser sipariş etmiştir. Ressam ve heykeltraşlarla yakın
ilişkiler kurduğu ve onlardan pekçok eser aldığı bilinmektedir.
Şüphesiz, sanatın propaganda yanının farkındaydı, ancak çevresinde
pekçok hümanistin bulunduğu aydın bir insan olarak sanatı herşeyden
önce ondan zevk alınan, yaşama anlam katan bir unsur olarak görmüştür.
Servetinin bir kısmını sanata yatırmış ve antik eserleri toplamaya
ayırmıştır. Böylece, sadece zengin ve güçlü bir insan olmanın ötesinde,
toplum içerisinde zevkleriyle ve aydın kimliğiyle sivrilen bir isim
olmuştur. Onun bu kimliğini, Giorgio Vasari tarafından Palazzo
Vecchio"daki Sala di Cosimo il Vecchio"nun duvarına yapılmış Etrafında
Yazar ve Sanatçılarla Cosimo il Vecchio resminde açıkça izleyebiliriz.
Sahnenin ortasında, zeminden birkaç basamakla yükseltilmiş bir yerde
oturan Cosimo"nun etrafı dönemin önemli yazar ve sanatçılarıyla
çevrilidir. Başını sağa doğru çevirmiş, Fra Angelico"nun kendisine
gösterdiği bir resme bakmaktadır. Sol arkasında beyaz sakalıyla
Donatello bulunmaktadır. Sarayına David"in heykelini yapan ve onu antik
heykeller toplamaya yönlendiren büyük heykel sanatçısı... Ayrıca Luca
della Robbia, Ghiberti, Fra Filippo Lippi, Brunelleschi gibi sanatçılar
da bu sahnede yer almaktadırlar. Cosimo il Vecchio"nun bir sanat
koruyucusu olarak Vasari"nin resminde ölümsüzleşen imgesi, Medici
ailesinin ondan sonra gelen üyelerinin kimliğini de tanımlamaktadır.
Oğlu Piero da (1416- 1469) sanata yakın ilgi duymuş ve pekçok sanatçıyı
himaye etmiştir. Böylece, babasının başlattığı sanat koruyuculuğu
geleneğini sürdürmüş ve ayrıca çekirdeği Cosimo döneminde oluşturulan
koleksiyonu, başka sanat objeleri ekleyerek geliştirmiştir. Piero,
küçük sanat objelerine daha çok ilgi göstermiş ve tüm koleksiyonu tek
bir salonda biraraya getirmiştir. Scrittoio denilen bu oda, 20 m2"lik
bir alanı kaplayan, beşik tonozlu ve penceresiz bir mekandır: "Burada
insanoğlunun entelektüel ve sanatsal uğraşılarının çeşitli ürünleri
biraraya getirilmiştir. Bu çalışma ve düşünce mekanı; kitaplık ve
gizlenemeyen bir kibirle sadece en saygın ziyaretçilere açılan özel
müze, yalnızca vazolar ve küçük kabartmalar gibi küçük objelerle değil,
ayrıca klasik heykel parçaları, küçük bronzlar, madalyonlar, mücevherat
işleri, inciler ve değerli ya da nadir taşlar, kitaplar ve minyatürlü
yazmalar, tuval resimleri ve kutsal objeler, coğrafi kartlar ve
bilimsel merak nesneleriyle doluydu."[TUENA, M. Filippo;Il Tesoro dei
Medici, Art Dossier, Giunti, Firenze, 1985, s.7] Piero, tüm bu
değerli sanat objelerini biraraya getirdiği küçük odada ayrı bir dünya
yaratmayı amaçlamış olmalıdır. Ayrıca seçkin konuklara gururla bu
hazineyi sergilemek, onun ayrıcalık ve saygınlık duygusunu da
pekiştirmektedir. 15.yüzyılda, (cinquecento) Lorenzo de Medici"yle
(1449- 1492) ailenin sanat koruyuculuğu en üst anlamına kavuşmuştur.
Kardeşi Giuliano (1453- 1478) ile birlikte çok iyi bir sanat eğitimi
almışlardı. Kendisi de bir şair olan Lorenzo, etrafında pekçok
edebiyatçı ve hümanist toplamıştır. Ayrıca resim, heykel ve mimariye de
ilgi göstermiştir. Ailenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılara karşın
sanata yatırım yapmaya devam etmiş olması onun sanat tutkusunun
boyutunu göstermektedir. Sanat koruyuculuğunun gelenek haline geldiği
Mediciler"de sanata destek olmak adeta ailenin ayırdedici bir özelliği
olmuştur. Bu özellik, Vasari"nin Cosimo il Vecchio"yu bir sanat
koruyucusu olarak etrafı sanatçılarla çevrili şekilde gösterdiği
resminde olduğu gibi, Ottavio Vannini"nin Lorenzo Medici"yi benzer
durumda gösteren ve Palazzo Pitti"de yer alan duvar resminde ele almış
olmasıyla görsel ifadesini bulmaktadır. Lorenzo, aynı büyükbabası gibi,
etrafı sanatçılarla çevrili olarak resmedilmiştir ve bu sanatçılar
arasında Michelangelo da vardır. İki farklı sanatçı tarafından ele
alınan bu iki resim, Medici ailesinin sanat koruyuculuğunun onların
ayrılmaz bir özelliği olduğunu resim diliyle somut bir şekilde
aktarmaktadır. Mediciler, sanatı sadece ondan entelektüel bir haz
almak uğruna desteklememişler aynı zamanda sanatın propaganda gücünü de
fark etmişlerdir. Lorenzo"nun iktidar hırsı, onu güç ekonomik
koşullarda bile sanatın gücünden yararlanmayı amaçlayarak, sanata
yatırım yapmaya iten bir neden olmuştur. Lorenzo Medici, aralarında
Botticelli, Verocchio, Leonardo da Vinci, Giuliano da Sangallo ve
Medici bahçelerindeki heykel okulunda yetişen Michelangelo"nun da
bulunduğu çok sayıda sanatçıya kucak açmıştır. Onlardan pekçok eser
talep etmiş ve çalışmalarını desteklemiştir. Öte yandan, onun döneminde
Floransa"dan diğer İtalyan kentlerine birçok sanatçı yollanmıştır.
Leonardo da Vinci Milano"ya, Verrocchio Venedik"e, Benedetto da Maiano
Napoli"ye, Botticelli ve Signorelli Roma"ya gitmiştir: "Sınırlarından
dışarıya yapılan Floransa kültürel faaliyetinin propaganda değerinin
tamamıyla farkındaydı ve böylece sonraki yüzyıllarda önemli olacak
resmi tür patronluğu başlattı." (Enc. of World Art; "Patronage", C.11,
s123) Lorenzo"nun siyasi ve ekonomik gücüyle bağlantılı olarak artan
yaptırım gücü, bilinçli bir sanat tutkusuyla birleşince karşımıza
çağının en büyük ve belki de Perikles"ten sonra ilk defa böylesine
önemli bir dünyevi sanat koruyucusu kimliği çıkmıştır. Onun sanat
koruyuculuğu, çağının Floransa"sında çok sayıda önemli sanatçının
yetişmesine ve sayısız eserin üretilmesine olanak sağlamıştır.
|