Editor Login | Register
Ekle

> Ödev > Siyasi Bilimler
Karşılaştırmalı Siyaset - Siyasi Bilimler - Ödev -
CWhite
(Date : 26.11.2007 21:05:55)


Karşılaştırmalı Siyaset

Katılımcı Demokrasi şu anda var olan bir durum değil. İster AB ister ABD, ister Türkiye, o yerlerdeki demokrasiye bakıldığı zaman, Katılımcı Demokrasi ile yönetilen bir ülke demek zor. Öbür taraftan her ülkede ABD, özellikle Kanada (en gelişmiş olduğu yer) de olsa var olan demokrasi ile ilgili eleştiri var. Yeterli olmadığı üzerine saptamalar ve oydaşma var. Hem bu ülkelerde hem Türkiye’de böylelikle Temsili Demokrasinin gerisine gitme yaşanıyor.

 

Katılımcı Demokrasi felsefi olarak; şu anda varlığı oluşmakta olan bir gerçekliktir. Ütopya, fikir yada temenni değildir. Ama bir gerçeklikte değildir. Varlığı oluşmakta olan gerçeklik deniliyor.

 

Jean Paul Sartre’a göre; varlıktan bahsederken, aynı zamanda bazıları da varlıktan durum olarak bahsederken, bazıları da oluşmakta olarak bahseder. (Being – Becoming) Ama hissettiğimiz, gelişmekte olan gerçekliktir.

 

İkinci yöntemsel durum; modern toplumlarda demokrasi günlük yaşamlarda, devlet – toplum ilişkilerinde var. Devlet siyasal bir rejim olarak tanımlanıkyor. Modern toplumlarda Verimlilik olayına referans vermekteyiz. Bir olayın iyi gitmesi için temel unsur ise Rasyonelliktir.

 

Sekülerlik – akıl, insanların tanrıdan değil, akıldan kendini yönetmesi. Burada yönetimin bilimsel bir bilgiye dayanması gerekiyor.

 

Modern zamanla birlikte iki ayrım yapılmaya başlanıyor;

1.      Rasyonellik - Kutsallık

2.      Meşruiyet

 

Jean Jacques Rousseau, John Locke’ dad a bu böyledir. Max Weber’de bunu böyle ayırmaktadır. Yönetimin kutsallık ve meşruiyet ayağı demokrasi de rasyonalitenin kısmına konuluyor. Yönetimin iyi olabilmesi için rasyonel olması gerekir. Bu rasyonalite de bilgiye dayanır. Dinsel ve geleneksel bilgiye göre daha iyidir. Bu rasyonelliğin daha sonra toplum tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Meşruiyet böylece oluşuyor.

 

Max Weber bunun meşruiyetinin hukukta yattığını söylüyor. Bilgi; verimsel – akılsal. Meşruiyet; hukuksal. Tabi bunlarım haricinde Atatürk gibi güçlü liderler de istisna olarak çıkıp demokrasi ve hukuk oluşumu gerçekleştirebiliyor. Max Weber’de bazen güçlü liderler yolu vardır diyor.

 

Katılımcı Demokrasiden bahsederken; esasında bugüne kadar modern toplumlarda olan Temsili Demokrasi bu ayrıma dayanan bir demokrasidir. Partiler – devlet akıl yoluyla bunu yapıyor ve hukuğu kullnaıyor. Halbuki Katılımcı Demokrasiden bahsederken bu ayrımın ortadan kalktığını söylüyoruz. Meşruiyet sadece bir yönetimin rızası değil, meşruiyet çok önemli bir yönetim biçimi diyoruz.

 

Evet bilimsel bilgi doğrudur. Ama başka tür bilgi üretim tarzları da vardır. Bu tarzları yönetimin içine sokmalıyız. Katılımcı Demokrasi bir anlamda var olan oluşan bir gerçeklik. Farklı bilgi tarzlarını yönetime kataraktan toplumu yönetme tarzını yaşama geçiren bir düzeydir.

 

Niye Katılımcı Demokrasiye ihityaç duyuyoruz? Niye Temsili Demokrasinin gerisine gitmeye aday olan birşey?

 

Katılımcı Demokrasinin ortaya çıkışlarındaki en temel sav; bugünün dünyası karmaşık bir dünya. Biz geleneksel modern toplumdan bahsediyoruz. Katılımcı Demokrasi hakkında çalışan isimler, demokrsai için kitaplarda toplumun yönetim biçimi der. Katılımcı Demokrasi ise karmaşık toplumun yönetim biçimi. Bu süreç 1980’lerden başlayarak yaşanıyor. Özellikle Batı toplumlarında toplumlar artık karmaşık toplumlar.

 

Bunlar nasıl yönetilmelidir sorusuna yanıt Katılımcı Demokrasi oluyor. Katılımcı Demokrasi Temsili Demokrasinin gerisine giden ve bu karmaşıklığa yanıt vermeye aday olan bir yönetim tarzıdır. Meşruiyetinde önemli bir yönetim tarzı olduğunu kabul eder. Bunu da bir dönüm noktası olarak kabul ediyoruz.

 

Örnek; eğer bir yerde balık üretiminde, balıkçılık alanında bir sorun varsa, onun üzerine kurulmuş olan demokrasi, moderniteden yola çıkar. Bilim adamları, uzmanları çağırır. Fakat burada genelde balıkçılara soru sorulmaz. Çünkü balıkçıların bilgisi bilimsel değildir. Fakat belkide balıkçılar bilim adamlarından daha bilgililerdir. Katılımcı Demokrasi burada Balık ile ilgili bilgiyi üretip, her iki bilgiyi bir araya koyup cevap çıkartıyor.

 

Karmaşıklaşma: Bizim kafamızda olan kavramların, toplumun hızla gelişen yapısına yanıt verememesi, o yüzden artık değişimi kontrol edemiyoruz.

 

Dünya hızlı bir değişim içinde. 17. ve 18. yüzyıllarda örneğin dinle ilgili bir sorun varsa 80 yıl savaş sürüyordu. Bugünse 3 ay sürebiliyor. Toplumsal sorunların üzerine oturduğu mekanların da kayganlaşması sözkonusu.

 

Var olan demokrasi anlayışı, seçimler vs yeterli olmamaya başlıyor. Örneğin; İspanya AB’ye girdikten sonra çok önemli gelişme gösterdi. Bugün demokrasisi konsolide olmuş diyoruz. Devlet – birey ilişkilerine girmiş bir ülkden konuşuyoruz. AB anayasasında bir referandum anlayışı var fakat referanduma katılım %40 olarak gerçekleşiyor. Çünkü demokratikleşmede seçime katılım az, istikrar fazla oluyor.

 

Demokrasi modern bir paradoks esasına dayalı. Hobbes, Machiavelli’de bunu görüyoruz. Modern öncesi toplumdan ayıran temel özellik, bizlerin hepimizin birey olması. Bizim yaşamımız bireylik üstüne. Descartes; düşünüyorum öylseyse vaım diyerek bunu ortaya koyuyor. Geleneksel toplumlar din, kölelik vs temelinde tanımlanır. Modern toplumlar birey temelinde tanımlanır. Modern toplum bir kontrat toplumudur. Fakat biz bireyleri yalnız bıraktığınız zaman bireyler birbirlerini öldürebilir. Bunu düzenlemek gerekiyor. Burada devlet işin içine giriyor. Birey gücünün bir kısmını verecek ki devlet güçlenecek.

 

Devlet ve bireylerin arasındaki rejimleri belirliyor. Eğer devlet bireyi çok fazla kısıtlıyorsa, biz bu devletlere otoriter diyoruz. Bireyi yok ediyorsa faşizm diyoruz. Düzenleme çok önemli. Nasıl düzenleneceği devlet ve birey arasındaki ilişkiye bağlı.

 

Siyasi Partiler çok önemli rol oyuyor.

 

Devlet

 


 

Temsiliyet                                                                                    Özel Alan

 

Kimlik

Vatandaş

Birey

Siyasi Partiler

 Bireyin siyasileşmesini burada görüyor. Birey siyasileşinde Temsili Demokrasi oluyor. Vatandaş kimliğine kavuşuyor. Bu mekanizma içinde genelde insanların cinsel, kültürel kimlikleri buraya girmiyor. Bunun temel mekanizması ekonomi oluyor. Burada Sağ ve Sol ekseni çıkıyor. Buna basit modernite de denilmektedir.

 

Karmaşıklaşma artık bu sistemin gerisine giden toplumu bize anlatıyor. Karmaşıklaşma dönüşümünün toplumu oluyor.

 

2 adet tarihsel ve sosyolojik faktör var.

 

1.      Modernitenin dönüşümü – krizi

Modern sonrası (postmodern) denilen süreçler başlıyor. Toplumdan yeni talepler çıkmaya başlıyor. Bizi Katılıcı Demokrasiye görüten unsurlardan bir tanesi modernite anlayışının krize girmesi. Bu süreçlerin de 3 tane unsuru var. Bunlar arasında hiyerarşik bir sıralama yok.

 

80’ler dediğimiz zaman refah devletinde, sosyal güvenlik devletinde, neo-liberal bir yapıya girildiğini görüyoruz. Aşırı ekonomik dönüşüm yaşanıyor. Pazar ekonomisi ideoloji haline geliyor. Pazar artık evrensel bir unsurdur. Hem kültürel hem siyasal bir olaydır.

 

“Önemli olan eleştirilmesi gereken Pazar değildir, Pazar ekonomisinin Pazar toplumuna dönüşmesinin eleştirilmesi gerekiyor.”

 

Neo-liberalizm böyle bir akım. Böyle olduğu zaman Pazar ekonomisiyle demokrasi, özgürlük, bireycilik beraber düşünülüyor.

 

Bunun toplumda karmaşıklık yaratmasının temel nedenide şu; bir taraftan çok ciddi teknoloji yaratırken, çok ciddi yoksulluk yaratıyor. Pazar ekonomisi dediğimiz zaman adaletin çok ciddi zarar görüdüğü bir toplumdan bahsediyoruz. Yoksul tüm bu ideolojileride kapsayan bir yapıya sahip.

 

Serbest Pazar Ekonomisi dediğimiz zaman özelleştirme sorunları gelişmiş ülkelerde de yaşanıyor. ABD’de ki bir şirket de ben Meksika’ya gitmek istiyorum diyebiliyor. Ama gittiği an var olduğu kasabayı yok edebiliyor. Böylece ahlaki sorunlarda ortaya çıkmaya başlıyor. İşsiz kalan insanlar bakıyorlar ki sağ ve solla bu iş olmuyor. Bu mekanizmalardan yeni milliyetçilik ve yabancılaşma ortaya çıkıyor. Örgütlenme ortaya çıkıyor. Yeni partiler ortaya çıkıp güçleniyorlar. Etnik milliyetçi partiler gibi.

 

Türkiye’de 80 sonrası İslamın yükselmesine bakarsak, hem ekonomik hem kültürel nedenlere dayandığını görüyoruz. Yeni bir bireyselcilik anlayışı sonucu; “ben artık sadece oy verirsem bu iş olmuyor, oy verdikten sonra bu partilerin benim sorunlarıma çözüm bulamadıklarını görüyorum”.

 

Farklı siyasallaşma türleri ortaya çıkıyor. Bireysel olan siyasidir. Feminizm, çevreciler, insan hakları temelinde. Böylece bireyselleşme türleri ortaya çıkıyor.

 

1.      Ekonomide değişim

2.      Kimliklerin değiştiği ideolojilerin ortaya çıkışı

3.      Sosyal adalette bireyselleşme                  Moderniteyi dönüştürmeye başlıyor.

 

Yeni bireysel insan şöyle diyor; “düşünüyorum ve değiştiriyorsam, öyleyse varım.”

 

2.      Temelin Kayganlaşması

 

İkinci unsur ise ayağımızı bastığımız yerin kayganlaşması. Temsili Demokrasi özünde ulusal demokrasi ve ulusal toplumdur. 80’lerden itibaren ulusal birimi etkileyen sürece biz Küreselleşme diyoruz. Küreselleşme dıştan içe doğru giden bir süreç.

 

Küreselleşme: toplum – devlet ve bireyler arası ilişkilerin yaygınlaşması, derinleşmesi ve hızlanması olarak kabul ediyoruz. Artık örümcek ağı türü bir dünya var. Burda olan birşey oraya çok hızlı etki yapabiliyor. Evveldn siyasi süreçler 80 – 100 yıl sürerken artık çok hızlı yaşıyoruz.

 

Örnek; ulusal ekonomileri ve ulusal yapıları dışa karşı çok kırılgan hale getiriyor. Bu ekonomilerin çok ciddi düzenlenmesi gerekiyor. 1997’de Güney Asya’da ki kriz, Latin Amerika’ya girip oradan da Rusya’ya gidip Türkiye’ye gelebiliyor. Buaynı şekilde çevre hareketlerinde de oluyor. Küreselleşme ulusal dediğimiz birime çok ciddi tahribat yapıyor.

 

Demokrasi siyasi bir süreç ise modernden daha karmaşık bir yapı içindeyiz. Türkiye tartışılırken Avrupa’nın geleceğide tartışılıyor. Aynı şekilde siyasetin çok hızlı etkilerine yanıt vermesi gerekiyor.

 

Özellikle 90’larda siyasal süreçlere baktığımızda artık siyasetin özünün Temsili Demokrasideki vatandaşlık, sağ ve sol değil, modernleşmek ve küreselleşmenin etkilerine yanıt vermek için uğraşıyor. “Ben kendi toplumumdaki modernleşmeye ve küreselleşmeye yanıt” vericem diyor.

 

Karmaşıklaşmanın tezahürünüde siyasi aktörlerin de çoğalması oluşturuyor. Siyasi partiler artık tek aktörler değiller.

1.      Sivil toplum örgütlerinin sayıları artıyor.

2.      Sosyal hareketler (Çevre, kadın vs)

3.      Kendi çevremizle ilgili, mahallemizle ilgili vatandaşlık insiyatifleri alıyoruz.

 

Sosyal sermaye kavramı ortaya çıkıyor. Küreselleşmede gelen ulus ötesi ve ulus altı aktörlerin de siyasette önemli olduğunu görüyoruz. IMF, WB vs gibi. Bu aktörlerinde toplumda önemli olması, siyasetin alanını da değiştiriyor. Böyle olunca modernleşmenin dönüştüğü, küreselleşmenin etkisini arttırdığı, siyasi partilerin etkisinin geriye gittiği bir süreç yaşıyoruz. Bugün demokrasiyi düşünürken sadece siyasi partilere dayanarak düşünemeyiz.

 

1.      Siyasi partilerin dışında kalan aktörleride içine almak

2.      Toplumu iyi yönetmek için bu aktörleri iyi dinlemek

3.      Bilgiyi sadece expertise değil, meşruiyet alanında üretmek.

 

Sonuç olarak bu yapıya doğru her taraftan bir gidiş var. Katılımcı Demokrasiye doğru bir gerçekliğe gidiyoruz.

 




Derecelendir
Kaynak CWhite Tarafından yazılmış/derlenmiştir.
İçerik İhbarı
Bağlantılar: bilgininefendisi.net

Open Source Document Project AUP&TOS