Beyindeki sinir hücrelerine nöron,
beyin ve sinir hastalıkları ile ilgilenen tıp dalına nöroloji, beyin ve sinir
cerrahisine de nöroşirürji denmektedir. İnsan beynindeki nöron sayısının 200
milyar civarında olduğu tahmin ediliyor. Beynin bir mm3’ünde yaklaşık 150 bin
nöron bulunur. Her nöron, akson, gövde ve çok sayıda dendritten meydana gelir.
Nöronlar arasındaki bağlantı, akson ve dendritler üzerinden kurulur.
Dendritlerin sayısı 20-30 bin civarındadır. 200 milyar nöron hücresini
besleyen, yabancı madde ve mikropların zararlarından koruyan ve onların
atıklarını temizleyen birkaç yüz trilyon glia hücresi bulunur. Ayrıca aksonun
muhafazasında vazifeli myelin kılıfını oluşturan schwan hücreleri vardır.
Prof. Dr. Gazi Yaşargil beyinde gerçekleştirilen bilgi-işlemin
hız ve kapasitesini açıklamada kullanılan klâsik bilgisayar benzetmesine
katılmadığını şu şekilde ifade ediyor: “Beyin, âdet üzere şimdi bilgisayara
benzetiliyor. Bilgisayarlar beynin imkânlarının pek ufacık bir parçası bile
olamaz. Dünyada 500 milyon telefon var deniyor. Beynimizde trilyon üzeri
telefonlar işliyor. Nöronların nasıl işbirliği yaptıkları henüz bilinmiyor.”
Nöronlar birbirlerine sinaps denen kavşak noktaları ile
bağlanır. Bir nöron diğer bir nöronu uyarabilir veya baskılayabilir. Bilgi
akımı sinapslarda aksonlar üzerinden gerçekleştirildiğinden daima tek yönlüdür.
Yani bilgi bir nörondan diğerine akson üzerinden geçer. Bir nöronun aksonu ile
diğer nöronun dendritinin buluşma noktası olan sinapslarda bilgi işlenmektedir.
Beynimizin en önemli fonksiyonu olan bilgi işlemenin (entegrasyon)
gerçekleştirildiği yerler olan sinapsların tahminî sayısı 200 trilyondur.
Beynimizdeki haberleşme ağı (neural network) şekilleri,
literatürde divergence, convergence, art descharge, renshaw inhibition ve reciprocal
inhibition gibi terimlerle ifade edilmektedir.
Dallanma yoluyla bilginin dağıtılması: Bilginin
dallandırılarak dağıtılma ve dolayısıyla çoğaltılma şeklidir. Bir nöronun
aksonu çok sayıda (2.000’den fazla) dala ayrılabilir. Böylece aynı bilgi bütün
dallardan diğer nöronlara aktarılır. Bilgiyi alan nöronun aksonu da çok sayıda
dallara ayrılabilir. Bu şekilde tek bir sinyal sayılamayacak kadar fazla bilgi
parçacığı hâline getirilebilir. Dallanma mekanizmasının çok sayıda şekli
olmakla birlikte, anlaşılması açısından temel olarak iki dallanmadan
bahsedebiliriz.
1- Tek yollu dallanma: Tek yollu dallanmanın esas
hedefi uyaran sayısını çoğaltmaktır. Bu mekanizmada tek bir uyaran veya zayıf
bir sinyal, çok sayıda uyarana veya güçlü bir sinyale dönüştürülebilir. Meselâ
beynin motor korteksinde (beyin kabuğu) sadece bir motor nöronun uyarılması ile
iskelet sisteminde on bin kas lifi kasılabilir. Erken uyanmamız gereken bir
durumda, uykuda küçük bir dokunma veya işitme sinyali beynimizde çok güçlü veya
büyük cevaba sebep olabilir. Diğer bir ifadeyle, tek duyu giriş sinyali,
dallanma mekanizması sayesinde beyin kabuğunda milyonlarca sinyale sebep olarak
bizi uyandırır.
2- Çok yollu dallanma: Çok yollu dallanmada esas
hedef, tek sinyalin farklı yollara ayrılarak beyinde farklı merkezlere
ulaştırılmasıdır. Meselâ Erzurum’dan bir kişi telefonu tuşladığında hem
Ankara’da, hem diğer vilayetlerde, hattâ Avrupa, Afrika ve Amerika’daki
binlerce kişiyle konuşabilir, bunların hepsine cevap verebilir. Aynen bunun
gibi, bir sinir lifindeki bir dokunma sinyali hem omuriliğe, hem omurilik
soğanına, hem beyin sapı çekirdeklerine, hem talamusa, hem beyin kabuğunun
tamamına farklı yollarla taşınabilir ve bu saydığımız merkezlerin tamamı aynı
anda haberdâr edilebilir.
Toplanma (Convergence): Toplanma, birçok sinyalin
tek merkezde toplanması demektir. Bu mekanizmayla tek nöron beynin 10 bin-200
bin nöronundan farklı bilgileri alabilir. Bu farklı bilgileri kendi içinde
bütünleştirebilir ve bir son çıkış cevabına dönüştürebilir. Temelde iki tür
toplanma vardır.
1-Tek kaynaktan toplanma: Bu mekanizma ile tek
kaynaktan çıkan çok sayıda sinir lifinin tek nöronda sonlanması ile aynı anda
daha güçlü bir tesir yaratılmaktadır. Çünkü çok sayıda nöronun getirdiği tek
bilgi, tek nöronda toplanmaktadır.
2- Çok kaynaktan toplanma: Bu mekanizma ile bir
nöron beynin farklı kaynaklarından farklı tür bilgilerle uyarılır. Meselâ
omurilik ara nöronları aynı anda hem etraf (deri) duyu sinirlerinden, hem beyin
kabuğundan gelen sinir liflerinden, hem bazal ganglion denen beynin alt
çekirdeklerinden sinyal alır ve farklı kaynaklardan gelen bilgiler
(enformasyon) burada işlenerek (bütünleştirilerek) tek bir cevaba dönüştürülür.
Bu mekanizmayı, farklı düşüncelere sahip insanların bir araya gelerek bir konuyu
istişare etmeleri neticesinde bir karara varmaları ve bunu uygulamalarına
benzetebiliriz. Meselâ, bir kişinin fareyle âniden karşı karşıya geldiğini farz
edelim. Fareye ait görme, işitme ve diğer duyularla alınan bilgiler iskelet
kaslarını çalıştıracak nöronlarda toplanır ve o anda acilen karar verilir ve
uygulanır: Kaçayım mı, yoksa saldırayım mı? Vücudumuzda çok karmaşık tesirler
meydana getiren bu duruma “savaş veya kaç reaksiyonu” denir.
Arka plân sinyallerinin baskılanması (Lateral
inhibition): Bu mekanizma daha çok dokunma duyuları için geçerlidir.
Dokunma siniri beyne doğru ilerlerken yan dal verir, bu yan dal dokunulan deri
bölgesine komşu deri bölgelerinden beyne giden normal arka plân (background)
sinyalleri baskılar. Bu şekilde beynin dokunma yerini daha iyi ve net bir
şekilde tespit etmesi sağlanır. Bu mekanizma, dokunulan deri bölgesinin yerinin
ve dokunma şiddetinin hassas olarak algılanması için gereklidir. Bu mekanizmayı
şöyle örneklendirebiliriz. Bir miting meydanında sesinizi başbakana duyurmak
istiyorsunuz; ama başbakan bir türlü sizi duymuyor ve dolayısıyla size cevap
veremiyor. Bu durumda ya etrafınızdaki kişileri susturmanız veya onların
seslerinin başbakana ulaşmasını engellemeniz gerekir. İşte bir duyu beyne
ulaştırılırken çevredeki diğer duyu sinyalleri lateral inhibisyonla aynen bu
şekilde baskılanır.
Çapraz baskılanma (Reciprocal inhibition): Bu
mekanizmayla tek bir nöron iki zıt tesir gösterebilir. Omurilikten çıkan aynı
sinir lifi tek bir uyarıyla, kasılması istenen kaslarda kasılma; kasılan kasa
zıt olan kaslarda da gevşeme hâsıl eder. Bu şekilde gevşetme için ayrı bir
sinire gerek kalmamakta ve tasarruf sağlanmaktadır. Kolu vücuda yaklaştıran
kasla uzaklaştıran kaslar zıt çalışır. Mutlaka biri kasılırken diğerinin
gevşetilmesi gereklidir. Bu harika mekanizma bütün kaslarımıza
yerleştirilmiştir. Bir gözümüzü iç tarafa döndürdüğümüzde içe döndüren kaslar
kasılırken, dışa döndüren kaslar gevşemek mecburiyetindedir. Kadîr-i Alîm beyinden
gelen tek sinyalle iki zıt işi gördürür.
Renshaw baskılanması: Omurilikte cereyan eden bu
mekanizma kâşifinin adıyla anılır. Beyinden kaslara gelen emirler genellikle
hedeflenenden daha şiddetlidir. Yapılacak hareketlerden mesul kaslara gelen emirler,
komşu kaslara da gelir. Hareketin sadece istenen kasta, istenen süre ve
şiddette yapılabilmesi için bu mekanizma yaratılmıştır. Kaslara kasılma emrini
götüren akson öyle harika yaratılmıştır ki, sinyali ilettikten hemen sonra hem
ait olduğu nöronu, hem de komşu nöronları baskılar. Böylece, hem uyarının
sürekliliği engellenmiş olur, hem de çevre kasların gereksiz ve yanlış
kasılmasına meydan verilmez. Sistem, kâinatta görülen azamî tasarruf prensibine
uygun olarak yerinde, zamanında ve en ekonomik şekilde çalıştırılmış olur.
Tetanus hastalığında, tetanus mikrobunun yaydığı zehir bu
mekanizmayı ortadan kaldırır. Bu durumda hem kasılması istenmeyen kaslarda
kasılmalar olur, hem de istenen kasılma bittikten sonra sonlandırılmaz. Tetanus
hastalığında bütün vücutta kaslar aşırı kasılır, bundan dolayı hastalığa
kazıklı humma denmiştir. Renshaw, tetanus mikrobu ile deneyler yaparken mikrobu
yanlışlıkla kendine bulaştırmış ve tetanus hastalığından ölmüştür. Onun
hâtırasına bu mekanizmaya ve omurilikte bu mekanizmada rol alan hücreye Renshaw
hücresi ve mekanizması denmiştir.
Sinyalin uzatılması (art deşarj): Bu mekanizma ile
tek giriş sinyali (input) çıkışta birkaç milisaniyeden birkaç dakikaya kadar
süren çok sayıda çıkış sinyaline (output) sebep olabilir. Bunun birçok
mekanizması vardır. Bu, güçlü veya uzun süreli bir tesir oluşturulmak
istendiğinde devreye sokulan harika bir mekanizmadır. Bu mekanizma ile kısa
süreli, 12 saatlik ve hattâ ömür boyu sinyal çıkışı elde edilebilir. Bu
mekanizmanın çeşitli tipleri vardır.
1- Sinaptik sinyalin uzatılması: Sinaps aralığına
dökülen bazı transmitter maddelerin sinapstan uzaklaşmaları geciktirilerek uzun
süreli deşarjlara sebep olunmaktadır.
2- Yansıyan devre mekanizması: Giriş sinyalinin
devreyi tekrar tekrar uyarması ile oluşur. Birçok basit ve kompleks yansıyan
devre tipi vardır. Yansıyan devre mekanizması başka inhibitör sinyal ile
durdurulabilir.
Yukarıdaki şekilde ise karmaşık bir yansıyan devre
mekanizması bulunmaktadır. Bu devrede kırmızı çizgilerle gösterilen sinir
lifleri kendilerini ve komşu nöronları tekrar tekrar uyararak sonsuz sayıda
çıkış sinyaline sebep olurlar. Beynimizde bu devrelerin sonsuz sayıda
alternatifi veya çeşidi bulunur. Burada yine tek giriş sinyali, sonsuz çıkış
sinyali oluşturabilir.
Yukarıdaki şekilde durdurulabilir bir yansıyan devre
görülmektedir. Genellikle beynimizde bu tür yansıyan devreler vardır. Burada
dikkatle bakıldığında, tek giriş sinyaliyle çok sayıda çıkış sinyali
oluşturulabilmektedir. Ancak yukarıdaki turuncu lifler bu sinyali daha da
artırma yönünde tesirli olurken, aşağıdan gelen kesikli çizgilerle gösterilmiş
sinyaller ise vazife tamamlandığında sinyalin durdurulmasında ve hattâ tamamen
yok edilmesinde vazife alırlar. Bu devreye uyku ve uyanıklık periyotlarını
misâl verebiliriz. Sabahın ilk ışıklarıyla, bir ses veya dokunma tesiriyle kişi
uyanır. Bu ilk sinyali giriş sinyali olarak düşünürsek gündüz boyunca veya
uyanık olduğumuz süre içinde bu uyanıklık sinyalleri sürekli olarak devam eder
ve kişi bir tek sinyalin sebep olduğu sürekli sinyallerle uyanık kalır. Uyku
esnasında ise kesikli çizgilerle gösterilen baskılama ve duraklatma sinyalleri
bu sürekli çıkışı engelleyerek uykuya sebep olur.
Yandaki sütunda görülen yansıyan devre mekanizması çok
önemlidir. Bu mekanizmayla uzun süreli, hattâ hayat boyu ancak aralıklı sinyal
çıkışı elde edilebilir. Bu devre dikkatle incelenirse, bir giriş, bir çıkış ve
çıkış tarafında başlayan bir devridâimin olduğu görülecektir. Bu devridâim bir
aralık veya süre demektir. Çıkış sinyali aynı zamanda devridâim sinyalini de
başlatır. Her bir devridâim sinyali bir aralıktan sonra tekrar bir çıkış
sinyaline sebep olur. Bu devrenin solunum kaslarımızı uykuda, komada ve
irademiz dışında hayat boyu devam ettiren sinir devresi olabileceği tahmin
edilmektedir. Açıkçası bilim adamları, solunumun beyinde irademiz dışında nasıl
devam ettirildiğini izah edememektedirler. Solunumun doğumla başlayan ve hayat
boyu devam eden ritmik bir fonksiyon olduğu düşünülürse, bu devreye giriş
sinyalinin doğum esnasında ve bir defa verildiği anlaşılır. Bu doğumda devreye
verilen tek giriş sinyali hayat boyu devam edecek çıkış sinyallerine sebep
olmaktadır. Burada doğum ile verilen ilk giriş sinyali ebe veya doktorun bebeğe
dokunması, bebeğin üşümesi olabilir. Hattâ buna rağmen nefes almayan bebeklerin
popolarına vurularak bebeklerin ağlatıldığı ve ağlatılarak solunumun
başlamasına vesile olunduğu hepimizin mâlûmudur. İşte bu ilk ağlatma uyarısı
yansıyan devrenin giriş sinyalini oluşturmaktadır. Artık ondan sonra sinyale
gerek kalmadan, hayat boyu irademizin tamamen dışında, Kudreti Sonsuz’un her
lâhza lütfuyla solunum devam ettirilmektedir.
Yukarıda beynimizle ilgili anlatılanlar; çok fonksiyonlu
devasa bir fabrikanın makine, aydınlatma ve diğer elektrik-elektronik
sistemlerinin günün, haftanın, senenin ve bütün bir çalışma ömrünün değişik
zaman dilimlerindeki işleyişini, farklı fonksiyon taleplerine bağlı olarak
kendi kendine ayarlaması gibi bir mekanizma olarak düşünülebilir.
Netice olarak, beynimizde sayısız elektrik ve kimyevî
uyarılarla çalıştırılan sinir devreleri ve ağları mevcuttur. Kadîr-i Alîm
tarafından beynimize yerleştirilen ve işletilen bu devrelere o kadar mu’cizevî
vazifeler yüklenmiştir ki, insan konuşabilmekte, düşünebilmekte, karar
verebilmekte, üzülmekte, sinirlenmekte; ayrıca bilinen ve bilinmeyen binlerce
belki de milyonlarca meleke ve hassayı yerine getirebilmektedir. Bütün
bunların, tesadüfen, cansız, akılsız ve şuursuz atomların, onların bir araya
getirilmesiyle oluşturulan proteinlerin hattâ hücrelerin marifetiyle ortaya
çıktığını düşünmek, akıl ve vicdana aykırı olur.
|