| Editor Login | Register | ||
| > Basın > Seçilmiş Köşe Yazıları |
|
|
| Sevginin sıcaklığı... |
Ahmet Hamdi Tanpınar, yenilikçi Türk edebiyatının panoramasını kaleme getirdiği yazısında ("Türk Edebiyatı"nda Cereyanlar"), Hüseyin Rahmi"nin yerli hayata bağlı olduğunu belirtir. "Fakat" diye başladığı bir itirazla: Bu, "sevginin sıcaklığı" meselesi edebiyatımızı çokça ilgilendirmiş olmalı. Hüseyin Rahmi"nin eseri çevresinde benzeş başka yorumlar hatırlıyorum. Hem yalnız Hüseyin Rahmi için değil. Fethi Naci de Kemal Tahir"i sevgisizlikle nitelendirmişti. Zehir zemberek bir yazıydı. Kemal Tahir"in, kapalı iktisat ortamındaki ve çetin koşullardaki köy yaşamasına yönelik çözümlemelerini bir yana bırakıyor, romanından tek bir cümleyi cımbızla çekiyor; işte, kendisi de açık açık yazmış, kimse, kimseyi sevmiyor! diyordu. Roman, Büyük Mal. Fethi Naci Büyük Mal"ı değerlendiren eleştirisine, "Sevgisizliğin romancısıdır Kemal Tahir" diye başlamış. İkinci paragrafta, Sait Faik"in -hep eksik okunmuş- ünlü cümlesini anıyor, Kemal Tahir"in sevgisizliğini pekiştirmek amacıyla: "Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey." Oysa ünlü cümlenin bir de devamı var: "Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor." Bu ikinci cümleyi Yarın Yapayalnız"ın başına alırken, "burda" üzerinde kendi kendime çokça durmuştum. Burda. Nerde? Sait Faik, besbelli, öyküsünde bireysel bir serüvenden söz açmışken, bizi "toplumsal" "burda"ya çağırıyor, yönlendiriyordu. Toplumsal ortamda bir şeyler oluyor, ilişkiler birtakım sebeplerden çatırdıyordu ki; her şey sevmekle başlayacakken, "burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor"du. Belki "bir insan"ı da düşünmek gerekiyor: Bir insan. Tek kişi mi? İnsanın insanı sevmesiyle ilintili derin bir yara alış mı? Sait Faik, insanların birbirlerini sevebilmeleri için, yeni bir ahlakımız olmalı! diyordu. Onun eserinde bireysel gibi görünen hüzünler, gönül çökkünlüğü, daha geniş perspektiften, irdelendiğinde yine toplumsal koşulların kıskacına açılmıyor mu? Öyleyken, şaşırtıcı ama, Sait Faik"le Kemal Tahir"in sevgisizliğin sebebi üzerinde birleştikleri ileri sürülemez mi? Sürülebilir. Fakat dar ufuk, bu soydan tartışmaları gereksinmiyor, tam tersine kestirip atıyor: İnsan insanı sevmelidir. Sait Faik"i bu yüzden eksik okuyor, sevgisizliği açıkça yazmış Kemal Tahir"i hedef alıyor. Tanpınar, Billûr Kalp"i okudu mu, bilmiyorum. Hüseyin Rahmi, bu romanında gülünçle acıklıyı koşut işlemeye çalışmıştır. Âdeta iki ayrı roman, gevşek bağlarla birbirine yol alıyor. Ne var ki, Billûr Kalp çok önemli bir roman. Hüseyin Rahmi, güçlü sezişle, daha kaçgöç devrinde, kadınlara "çalışma hakkı" talep eder Billûr Kalp"te. Sevdiği Muhlis tarafından yapayalnız bırakılmış Sema, yıkılışlardan sonra, aydınlanışı ve kurtuluşu çalışma hayatında bulur. Artık, kendisi gibi, şu ya da bu sebepten yapayalnız bırakılmış kadınların da "çalışabilecekleri" bir işliğin, iş yurdunun kurucusu, yöneticisidir... Belleğim yanıltmıyorsa, Billûr Kalp"in bu özelliği üzerinde tek kişi durmuş, bir iktisat bilimci, Niyazi Berkes. Edebiyat tarihçilerinin, eleştirmenlerin gözünden kaçmış ama, iktisat bilimcisi, mutlu toplumsal ortamı ararken, Hüseyin Rahmi"nin teklifine önem vermiş. Berkes, gelişkin toplumda, erkek için de kadın için de, iktisadî özgürlüğü zorunlu sayıyor. Bu yüzden değer veriyor, Hüseyin Rahmi"nin güçlü sezişine. Büyük Mal"a gelince; Fethi Naci, "romancının ruh sağlığından" kuşku duymuş ama; Büyük Mal, bütün bir iktisadî ilişkiler çözümlemesi. Fethi Naci"nin eleştirilerinde sık sık andığı Lukacs, İbsen"den ve eşsiz eseri Hedda Gabler"den söz açarken, Hedda"nın yalnızlığı, soğukluğu, bizdeki yaygın niteleyişle, "sevgisizliği" üzerinde ısrarla durur. O buz gibi Hedda Gabler, bir çağdan bir başka çağa geçişin sancısını en çok çekenlerdendir. Sevdiği adamı ölüme göndermeye çalışırken, Hedda, yaşadığı çağın kokuşmuşluğuna isyan eder. Ne var ki, hâlâ derin bir aşktır onu "ölüm" sunmaya yönelten. Ölü Bir Kelebek / Mihri Müşfik"i yazmaya çalışıyordum. Hedda Gabler"i yeniden okudum ve baş ucumdan ayırmadım. Oyun sergilendiğinde, kimi kişiler, "Bu kadın niye bu kadar sevgisiz?" dediler. Soruları, ardı sıra ünlem taşıyordu. İnsan bu kadar sevgisiz olamaz! Bence olabilir. Koşullar sizi oraya, sevgisizliğe sürüklüyorsa. Sonra, sevgisizlikten, ya da, Tanpınar"ın deyişiyle "sevginin sıcaklığı"ndan anladığımız, hissettiğimiz ne? Reşat Nuri"nin Kızılcık Dalları, son sahnede, sevgi ve sevecenlik kucaklaşmaları, gözyaşlarıyla dolup taşar. Gelgelelim, akıllara durgunluk verici bir ironiyle. Roman boyunca, konaktaki düzenin girdisini çıktısını okumuş olanlar, Nadide Hanımefendi"yle Gülsüm"ün, yeni adıyla ünlü kantocu Mücellâ"nın sarılışmalarına irkilerek bakakalırlar. Hangi sevgi sıcaklığı? Reşat Nuri"ye sevgisizliğin romancısı diyebilir miyiz? |
|
| Bağlantılar: | Bilisim Güvenligi Dernegi | Cyber-Security.Org.tr | Cyber-Warrior.Org |
| Open Source Document Project | AUP&TOS |