|
Amerika"nin Düzeni
"Amerikan tarihinde ilk kez olarak, artik diasporada yasadigimiz hissine kapilmiyoruz. Çünkü ABD, artik bir goyim (yahudi-olmayan) hükümeti tarafindan yönetilmemektedir; aksine yönetimin her kademesinde, her karar asamasinda yahudilerin büyük rolü vardir. Bu nedenledir ki, yahudi seriatinda "goyim yönetimi" kavrami ile baglantili olarak yer alan bazi kurallar, ABD için yenibastan gözden geçirilmelidir."
— Ekim 1994"te Washington DC"deki Adath Yisrael sinagogunda hahambasinin yaptigi konusmadan. Körfez Savasi"nin ardindan Baskan Bush, savasi tek basina organize edip kolaylikla kazanmis Amerika"nin lideri olarak, "yeni bir dünya kuruluyor, simdiye kadar tanidigimiz dünyadan farkli bir dünya, bir yeni dünya düzeni" demisti. Çogu insan, bu "Yeni Dünya Düzeni" kavramindan, dünyanin artik Yalta Konferansi sonrasinda kurulan stratejik sistemden ve Soguk Savas"tan kurtuldugu mesajini anladi.
Bu mesaja göre, artik dünyada tek bir süper güç vardi. Amerika, sosyalizmin temsilcisi olan Sovyetler Birligi ile giristigi uzun savasi kazanmisti. Hem Amerika, hem de onun temsil ettigi ideolojik ve kültürel sistem (buna kapitalizm ya da liberal demokrasi denebilir) galip gelmisti. Dolayisiyla "Yeni Dünya Düzeni" mesajini, dünyanin artik Amerika"nin ve temsil ettigi sistemin egemenligi altina girdigi seklinde de yorumlamak mümkündü. Nitekim kisa bir süre sonra CIA baglantili bir Amerikali "düsünür", Francis Fukuyama, ortaya çikti ve "tarihin sonu"nun geldigini öne sürdü: Ona göre liberal demokrasi ebedi bir zafer kazanmisti ve dünya üzerinde artik hiçbir sistem liberal demokrasiye karsi direnemeyecekti.
Kisacasi, Yeni Dünya Düzeni, Amerikan hegemonyasi altinda ve Amerikan ideolojisi çevresinde kurulacak bir dünya sistemini ifade ediyordu. Bush"un "yeni bir dünya kuruluyor" derken kastettigi buydu.
Ancak bu noktada, "Amerikan hegemonyasi" kavramini daha bir yakindan incelemek gerekmektedir. Çünkü Amerika da, diger pek çok ülke gibi bir grup elit tarafindan yönetilir ve karar mekanizmalari bu sinirli grubun elindedir. Eger bir "Amerikan hegemonyasi"ndan söz edilecekse, bu kuskusuz sokaktaki Amerikalinin degil, Washington"i yöneten sözkonusu sinirli kadronun hegemonyasi anlamina gelecektir. Yeni Dünya Düzeni slogani altinda dünyayi sekillendirmeye soyunanlar, bu sinirli kadronun beyinleridir.
Peki kimdir bu kadronun beyinleri? Dünyayi sekillendirmeye, hegemonya altina almaya soyunan bu kadronun, bu elit grubun belirgin bir vasfi var midir? Bunlar, "Amerikanizm" adina mi, yoksa bir baska ideoloji ya da kimlik adina mi dünya hegemonyasi kurmaya kalkmaktadirlar? (Önceki bölümlerde inceledigimiz bilgiler, bizlere bu tür bir "komplo teorisi" sorusu sorma hakki vermektedir.)
"Yeni Dünya Düzeni" kavraminin kimin icadi oldugu, bu sorunun cevabini bulma yolunda bir baslangiç olabilir. Amerikan People dergisi, Bush"un agzindan duyulan "Yeni Dünya Düzeni" kavraminin gerçek mimarinin Baskan"in Ulusal Güvenlik Danismani Brent Scowcroft oldugunu yazmisti.1 Peki Scowcroft kimdi?... Bu soruyu Washington kulislerinde sordugunuzda size Scowcroft"u çok iyi tarif eden bir cevap verirlerdi: "Kissinger"s yes-man" yani "Kissinger"in evet-efendimcisi." Evet, Brent Scowcroft, son 30 yildir Washington"in en önemli isimlerinden biri olan eski Disisleri Bakani Henry Kissinger"in ögrencisi ve de sag koluydu. Kissinger"in kurdugu think-tank ve lobi sirketi Kissinger Associates"in yönetim kurulunda yer alan Scowcroft, ustasina olan sadakat ve hayranligi ile taninirdi.
Bu durumda "Yeni Dünya Düzeni" kavraminin ardindaki asil beynin Henry Kissinger oldugu söyleyebiliriz. Peki Kissinger kimdi?... Nixon ve Ford yönetimleri sirasinda Ulusal Güvenlik Danismanligi ve Disisleri Bakanligi yapan ve bu dönem boyunca Amerikan dis politikasini adeta tek basina yöneten Kissinger, asrin en önemli politikacilarindan yalnizca biriydi. Bir Alman yahudisiydi ve yahudi olusuna da son derece önem veriyordu. Nitekim Disisleri Bakani oldugu siralarda, Israil"e verdigi çarpici destekle bunu ortaya koymustu. Noam Chomsky, Kissinger"i "Amerikan dis politikasini "Büyük Israil" hedefine endekslemis kisi" olarak tanimliyor. Kissinger Disisleri"ndeki görevi sona erdikten sonra da Amerikan politikasi üzerindeki etkisini yitirmemis, önemli lobi ve think-tank"lerdeki etkisi, etrafindaki "adamlari"—Scowcroft bunlardan biriydi—ve 1982 yilinda kurdugu Kissinger Associates adli lobi sirketi ile her zaman için belirleyici bir rol oynamisti. Ve en önemlisi, Kissinger her zaman için Israil çizgisinin degismez bir savunucusu olmustu. Amerika"daki yahudi finans çevreleriyle de dikkat çekici bir yakinligi olan kurt politikaci, Amerika"daki ünlü yahudi lobisinin en önemli isimlerinden biriydi.
Kisacasi, "Yeni Dünya Düzeni" kavrami, yahudi lobisinin önde gelen üyelerinden biri tarafindan ortaya atilmis ve dünya gündemine sokulmustu.
Bu kuskusuz tek basina fazla bir sey ifade etmemektedir. Ama yine de bugerçegi, "Yeni Dünya Düzeni"nin ve dünyaya egemen olmaya kalkan gücün gerçek kimligini bulmak için girisilecek detayli bir arastirmanin ilk basamagi olarak sayabiliriz. Bu ilk basamakta karsimiza çikan yahudi faktörü, oldukça anlamli ve yol göstericidir.
Amerika ve YahudilerBu kitabin ilk bölümünde Amerika ile ilgili son derece ilginç bazi bilgiler bulmustuk. Bu bilgiler, Amerika ile yahudiler arasinda son derece farkli bir iliskinin bulundugunu göstermektedir. Kitayi kesfeden Kolomb"un gerçekte bir Kabalaci oldugunu ve yola "yahudiler için iyi bir yer" bulmak amaciyla çiktigini; ABD"nin temellerini hazirlayan Püritenlerin birer "yapay yahudi" olduklarini; ABD"yi kuran liderlerin Yahudilik"le çok yakindan ilgilenen birer Gül-Haç ya da mason olduklarini; zaten masonlugun ülkeye yahudiler tarafindan getirildigini ve ülkenin kültüründe Püriten mirasindan kaynaklanan önemli bir yahudi sempatizanligi oldugunu biliyoruz.
Ancak Amerika"nin bugün nasil bir durumda oldugu bilmek daha da önemlidir. Çünkü "Yeni Dünya Düzeni"nin ilan edildigi su dönemde, Amerika, dünyanin tartismasiz tek büyük gücü olarak diger tüm ülke ve medeniyetlere karsi bir egemenlik kurma hedefindedir. Bu kitap boyunca, Kuran"in Isra Suresi"nde haber verilen "Israilogullari"nin tüm yeryüzünü kapsayan yükselis ve bozgunculugunu" aradigimiza göre, Amerika"nin bu dünya egemenligi hedefinin arkasinda yahudi önde gelenlerinin ne gibi bir rolü oldugunu bulmak zorundayiz.
Bir önceki bölümde, Amerikan politikasinda büyük rol oynayan CFR ve Trilateral Komisyonu gibi örgütlerin yahudi önde gelenlerinin denetimi altinda oldugunu kesfettik. Ancak bu, Amerika"daki yahudi gücünün yalnizca bir parçasidir. Ülke politikasini etki altina alan daha baska yahudi örgütleri de vardir. Bu yahudi örgütleri yalnizca ülke politikasi üzerinde degil, ayrica Amerikan toplumunun düsünce ve yasam tarzi üzerinde de etki sahibidirler. Ayrica Püriten mirasi, günümüzde de pek çok Amerikali"yi "judaizer" (yahudici, yahudi sempatizani) yapmaya devam etmektedir.
Iste simdi yahudilerin Amerika üzerindeki etkilerini bu farkli yönlerden incelemeye baslayabiliriz. Ilk göze çarpan yön, su ünlü "yahudi lobisi"dir.
Türkiye"deki yahudi cemaatinin yayinladigi Salom gazetesi, bir keresinde Amerikali yahudiler ile ilgili bazi önemli rakamsal bilgiler vermisti. Buna göre, tüm dünya yahudilerinin % 60"ini olusturan Amerikan yahudileri, özellikle maddi yönden oldukça güçlüydüler. Amerika"nin en zengin 400 ailesinin % 40"i yahudiydi (bu rakama Rockefeller gibi gizli-yahudilerin dahil olmadigini da unutmamak gerekir). Bu oran, yahudilerin Amerika"daki toplam nüfusun % 2.5"ini olusturduklarini düsününce kuskusuz oldukça çarpiciydi. Bir baska önemli bilgi, yahudilerin oy veren seçmenlerin % 5"ini olusturmalariydi. Bu da Amerikan yahudilerinin politikaya diger Amerikalilar"dan iki kat daha fazla ilgi duyduklarini gösteriyordu.2 (Amerika"da oy vermek zorunlu degildir ve oyverme orani yaklasik % 50"dir. Yahudilerin nüfusun % 2.5"unu olusturduklari halde seçmenlerin % 5"ini olusturmalari, oy verme oranlarinin genel nüfusa göre iki kat daha fazla oldugunu göstermektedir).
Yani Amerikali yahudiler, ülke nüfusunun geneline göre çok daha zengin ve politikayla da çok daha fazla ilgilidirler. Bu ikisi, yani zenginlik ve politikayi etkileme istegi, biraraya geldiginde genellikle ortaya politik güç çikar. Amerika"da da öyle olmustur. Sik sik duyulan "yahudi lobisi" kavrami, bu politik gücün bir sonucudur. Amerikali köse yazari Carl Rowan, bu konuya dikkat çekerek söyle demektedir: "Çok fazla paraya sahip olan çok fazla Amerikan yahudisi var ve bunlar oldukça uzun bir zaman önce politikacilara stratejik bagislarda bulunarak nüfus içindeki sayilarindan çok daha büyük bir güce ulasabileceklerini kesfettiler." 3
Ancak bu güç hangi boyutlardadir? Eger Batili medyanin büyük isimlerine ya da onun yerli benzerlerine bakarsaniz, "yahudi lobisi"nin, Washington"da etkili olan diger bir çok "lobi"den biri oldugu izlenimine kapilabilirsiniz. Çünkü "yahudi lobisi" kelimesini duydugunuz kadar, "Ermeni lobisi", "Rum lobisi" gibi kelimeler de duyabilirsiniz. Bu durumda konuyu derinlemesine arastirmamis bir insan, Washington"da farkli uluslarin lobileri bulundugu ve yahudi lobisinin de bunlardan herhangi birisi oldugu gibi bir izlenime kapilabilir.
Oysa gerçek oldukça farklidir. Yahudi lobisinin gücü, Amerika içindeki baska hiçbir sözde "lobi"yle karsilastirilamayacak kadar büyüktür. Washington"da çogu kez "yahudi lobisi" demeye gerek duymazlar; Edward Tivnan"in The Lobby: Jewish Political Power and American Foreign Policy (Lobi: Yahudi Politik Gücü Ve Amerikan Dis Politikasi) adli kitabinin girisinde vurguladigi gibi yalnizca "Lobi" derler. Çünkü "Lobi" dendiginde, bu ürkütücü kelime ile—neden ürkütücü olduguna birazdan deginecegiz—kimin kastedildigini herkes çok iyi anlar. |
Paul Findley"in Öyküsü
Amerika"da yahudi lobisinin gücü ile ilgili yazilmis olan kitaplarin en önemlisi, 22 yil Amerikan Kongre"sinde 4 Illinois temsilciligi yapan Paul Findley"in They Dare to Speak Out: People and Institutions Confront Israel"s Lobby (Konusmaya Cesaret Ettiler: Insanlar ve Kurumlar Israil Lobisi"yle Karsi Karsiya) (solda) adli kitabidir. Kitap, yahudi lobisinin gücünün sanilandan çok daha büyük oldugunu ortaya koyar. Findley, "Israil lobisi hakkinda konusmaya cesaret edebilen" Amerikali Kongre üyeleri, akademisyenler, yazarlar ve din adamlariyla yaptigi görüsmelere ve kendi kisisel deneyimlerine dayanarak, ülkesinin yahudi lobisinin denetimi altina girdigini ilan etmektedir.
Findley"in öyküsü 1960"larda Kongre üyeligine seçilmesiyle baslamisti. Cumhuriyetçi Parti"den seçilen Findley, uzun yillar boyunca girdigi her seçimi kazandi. En çok ilgilendigi konulardan biri dis politikaydi. Bu yüzden sürekli olarak Kongre"nin Dis Iliskiler Komitesi"nde üyelik yapti. Kendisini They Dare to Speak Out"u yazmaya götüren macerasi ise 1972 Ortadogu Isleri Alt Komitesi"ne atanmasiyla basladi. Bu tarihten sonra Ortadogu ile yakindan ilgilendi. Ortadogu"ya yaptigi gezilerde pek çok Amerikali Kongre üyesinin bilmedigi seyleri gözleriyle gördü: Lübnan"da bulunan Sabra, Satilla ve Tel-Zaatar kamplarini yakindan inceledi. Bu arastirma ve geziler, onun Filistin yanlisi bir politika izlemesine neden oldu. Israil"in isgal altindaki topraklarda yaptigi uygulamalarini kinayan demeçler verdi. O siralar Israil"le savasan Yaser Arafat"la görüserek oldukça sansasyon yaratti. Findley, Ortadogu"ya yaptigi geziler sonucunda "Araplarin da birer insan olduklarini" anladigini söylüyordu.
Ancak Findley"in tüm bu faaliyetleri, birilerinin gözünden kaçmiyordu. Bu "birileri", Washington"daki yahudi lobisinin liderleriydi. Lobi, Findley"i boy hedefi haline getirdi. Kisa sürede onun "gözü dönmüs bir antisemit" ve "korkunç bir neo-Nazi" oldugu propagandasina basladilar. Lobinin bu inanilmaz propagandasi, Findley"in yalniz kalmasiyla sonuçlandi. Kimse yahudi lobisinin hedefi haline gelen bir insanla birlikte gözükmek istemiyordu. 1980 yilindaki seçimlerden önce Findley (sagda) o siralar Amerika"nin Bati Almanya Büyükelçisi olan Arthur Burns"le görüsmüs, ona politik görüslerini anlatmisti. Burns, Findley"e tümüyle katildigini söyledi ve Findley bunun üzerine eski dostu Burns"den kendisini destekledigini belirten bir mektup yazmasini istedi. Ancak Burns olumlu cevap vermedi, "istedigin mektubu yazmam imkansiz. Nedenini biliyorsun, senin su Filistinliler hakkindaki düsüncelerin" dedi. Findley sasirmisti. Kitabinda söyle diyor:
Bu konusmadan önceki ya da sonraki hiçbir olay beni Amerika"daki Israil lobisinin ne denli gizli bir güce sahip oldugu konusunda bu kadar düsündürmemisti. Bu büyük, nazik, cömert devlet adami, yirmi yillik dostum bile Israil lobisini bir yana birakip adayligim hakkinda bir iki iyi söz edemiyordu.5Lobi, Findley"in (solda) yolunu kesmek için her türlü kirli yöntemi kullandi. Bir keresinde Findley Chicago Belediyesi"ne dis politika hakkinda konferans vermesi için çagrilmisti. 500 kisilik bir dinleyici grubuna karsi konusmaya baslamadan an önce, salonun ortasinda biri bagirmaya basladi: "Bir telefon geldi, salonda bomba varmis." Salon bir anda bosalmisti. Findley, daha sonra yaptigi arastirmalarda bu "bomba ihbari" yöntemine yalnizca kendisinin maruz kalmadigini, özellikle üniversitelerde Israil"i elestirmeye cesaret eden konferansçilarin sik sik benzer "ihbar"larla baltalandiklarini ögrenecekti.
Findley Lobi tarafindan damgalanmisti. Artik insanlar ondan cüzzamli gibi kaçiyorlardi. 1980 Kongre seçimleri öncesinde Baskan Reagan Illinois"e bir ziyarette bulundu. Kendi partisinin baskani olan Reagan"la birlikte kendi seçmeni önünde gözükmek, Findley"in en dogal hakkiydi. Ama Reagan"in kampanyasini organize edenler, böyle bir sey oldugu takdirde, "Baskan"in New York"tan alacagi oylari unutmasi gerektigini" söylemislerdi (New York, yahudilerin en yogun oldugu sehirdir). Reagan"in danismani, Lobinin hismindan korktugu için kampanya sorumlularina kesin bir emir vermisti: "Findley hiçbir sekilde Reagan"a yaklastirilmayacak." Nitekim öyle de oldu, Reagan"in partisinden Kongre üyesi olan Findley, Reagan"a 150 metreden fazla yaklasamadi. Kameramanlar, Reagan"i çekerken Findley"in ekranin ucundan bile gözükmemesine dikkat etmislerdi.
Findley"i desteklemeye çalisanlar da oldu ama kisa sürede "hata"larini anladilar. Ünlü sanatçi Bob Hope, eskiden tanidigi Findley"e destek olmaya karar verdi. Hope"un menajeri Wary Grant da ayni fikirdeydi, "Kongre"de vicdaninin sesine kulak veren insanlara ihtiyaç var" diyordu. Ama bu olumlu yaklasim bir anda degisti. Findley"in kampanyasini yürüten Don Norton, Bob Hope"un menajerinden telefonda su cümleleri duydu:
Bob Hope ülkenin her yanindan o kadar çok protesto mektubu ve telefonu aliyor ki, ne yapacagini sasirmis durumda. Hope"un 35 yasindaki yahudi avukati bile isi birakacagindan söz etmeye basladi. Inanilmaz bir baski var. Bob"un size yardim etmesi imkansiz.6Tüm bunlara ragmen Findley 1980 seçimlerini kazandi. Lobinin gazabindan kurtuldugunu saniyordu; ancak yanilmisti. Iki yil sonra yine Kongre seçimleri zamani geldiginde, Lobi daha önce kullandigi yöntemlerin yanina bir de Findley"in rakibini desteklemeyi ekledi. Findley"in Demokrat rakibi Durbin, Lobiden inanilmaz bir para yardimi aldi (Durbin"in seçim kampanyasi için harcadigi 750 bin dolarin 685 bini Lobiden gelmisti). Sonuçta Findley 1982"deki seçimleri çok az farkla kaybetti ve Kongre"ye veda etti.
Bu olay, Paul Findley"in, ülkesindeki sistemde önemli bir gariplik oldugunu hissetmesine neden olmustu. Çünkü yalnizca Filistin sorunu hakkindakigerçekleri dile getirdigi için Lobi onu düsman ilan etmis ve daha da önemlisi son derece güçlü bir siyasetçi olmasina karsin onu Kongre"den uzaklastirabilmisti. Ayrica Findley "Israil düsmani" birisi de degildi, yalnizca Israil"in bazi politikalarini elestirmisti. Bu konuda They Dare to Speak Out"un girisinde sunlari söylüyor:
Beni Kongre"den uzaklastirmak için neden bu kadar sikinti çekmislerdi?... Oylamalarin tamaminda Israil"e yardima olumlu oy kullanmistim. Kimi zaman Misir"a ve Arap ülkelerine son derece elestirel konusmalar yapmistim. Baskan Carter"in yardimi kisitlanmasina ikna etmeye çalisirken, bunu Israil"in Lübnan"a saldirilarini kesmesi için geçici bir uyari olsun diye yapmis ve Kongre"yi gelecekte Israil"e yapilacak olan askeri ve ekonomik yardima yetkili kilan bütün oylamalarda olumlu oy kullanmistim... Üstelik alt komitede ya da Temsilciler Meclisi"nde yaptigim konusmalarda Israil"i elestirirken yalniz da degildim. Benim ciddi bir tehlike olmadigimi biliyorlardi kuskusuz. Peki Lobi yalniz bir adamin zayif sesine bile tahammül edemiyor muydu?... Acaba baska Kongre üyelerinin de baslarina buna benzer olaylar gelmis miydi? Lobinin yalnizca beni hedef olarak seçmis olmasi mantikli görünmüyordu. Birilerinin artik neler olup bittigini açikça konusmasi gerekiyordu. Kongre disindaki yönetim kadrosu ve Baskan da kesinlikle etki altinda olmaliydilar. Acaba onlara ne tür yaptirimlar uygulaniyordu? ABD Baskani"ni korkutacak kadar güçlü olan Lobinin yönetimin üst kademelerinde mevzileri olmaliydi. Acaba baska nerelere uzanabiliyorlardi? Farkli mesleklerden insanlar üzerinde de denetimleri var miydi? Örnegin; bir üniversite kampüsünde ögretmen ve ögrencilerin konusma özgürlüklerine yönelik bana uygulanan türden baskilar var miydi? Din adamlarinin durumu neydi ya da is adamlarinin? Özgür bir toplumu olusturan yasamsal önemdeki insanlar ne durumdaydi? Gazeteciler, köse yazarlari, yayincilar, televizyon ve radyo istasyonlari ve yorumculari?7Bu sorular elbette ki son derece önemliydi. Bu nedenle Findley, bu sorularin cevabini bulmaya, Lobinin gerçek gücünü arastirip ortaya çikarmaya karar verdi. Kendisi gibi "Israil hakkinda konusmaya cesaret eden" kisilerle görüstü ve topladigi tüm bilgilerle birlikte They Dare to Speak Out"u yazdi.
Ancak pek çok kisi Israil hakkinda konusmaya cesaret edememisti. Findley, bu konuda yasadigi sikintilari kitabinin girisinde söyle anlatiyor:
Bu kitabin yazilmasinda emegi en çok geçen bes kisiye de isimlerini vererek tesekkür edemiyorum... Washington"da çalisan bu bes kisi, kitabin olusmasi için bana gerekli bilgileri verirken, bir yandan da bana sürekli olarak isimlerinin kesinlikle yazilmamasi gerektigini hatirlatiyorlardi. Israil lobisinin gücünü çok iyi bilen bu insanlar, isimleri kaynak olarak verildigi takdirde islerinden atilacaklarindan emindiler. Biri açikça "size yardim etmekle büyük bir kumar oynuyorum. Eger duyulursa, isimden olacagim" demisti. Digerleri de benzeri seyler söylediler. Bu kitaptaki bilgilerin önemli bir kismi, Amerikan toplumunun Israil lobisinin faaliyetlerini bilmesini isteyen ama bunu açikça yapmaktan çekinen hükümet yetkililerinin gönüllü destegi ile ortaya çikmistir.8Findley bu sekilde kitabini hazirladi. Ancak bir sorun daha vardi; kitabi basacak yayinevi bulmak da oldukça zordu. Çünkü yayinevleri de Lobiden korkuyorlardi. New York"lu edebiyatçi Alexander Wylie, Findley"e "Amerika"daki hiçbir büyük yayinevinin kitabi basmaya yanasmayacagini" söylemisti. Öyle de oldu. Pek çok yayinevi, kitabi son derece çarpici bulmalarina karsin basmak istemediler. William Morrow sirketi, kitabi "çok etkileyici" bulmus ancak "ülke içinde ve disinda büyük problemler yaratabilecegi"ni öne sürerek bu "atesten gömlegi" giymeyi reddetmisti. Baska yayinevleri de yaklasik ayni gerekçelerle kitabi basmaktan kaçindi. Konunun "çok duyarli" oldugunu söylüyorlardi. Sonunda Lawrence Hill yayinevi cesur bir karar alarak kitabi basmayi kabul etti, böylece Findley"in deyimiyle "büyük bir kumar" oynamis oluyordu.
Findley, They Dare to Speak Out"un girisine "Torunlarim Andrew, Cameron, Henry ve Elizabeth"e, her zaman korkusuzca konusabilmeleri dilegiyle" diye yazmisti. Kitap 9 hafta boyunca "best-seller" (en çok satan) oldu. 70 binin üstünde satti. Belli ki Amerikalilarin (Israil hakkinda) "korkusuzca konusabilmelerini" saglayamadi ama en azindan Lobinin inanilmaz gücünü ortaya çikardi.
AIPAC; Washington"in KraliEger bugün Amerikalilar Israil hakkinda "korkusuzca" konusamiyorlar, Israil"i elestiren bir söz ettiklerinde hayatlarinin alt-üst olacagindan çekiniyorlarsa, bunda en büyük pay kuskusuz AIPAC"e aittir. Uzun adi "American Israel Public Affairs Committee" (Amerikan Israil Halkla Iliskiler Komitesi) olan örgüt, yahudi lobisinin en önemli organidir ve adindaki masum "halkla iliskiler" ifadesinin aksine, oldukça tehlikeli bir örgüttür. AIPAC"e "bulasmak", Washington"daki hükümet yetkilileri ya da Kongre üyelerinin en büyük kabusudur.
Findley, kitabinin AIPAC"i konu edinen bölümünün adini "King of the Hill" yani "Baskent"in Krali" koymakla herhangi bir abartma yapmamaktadir. Çünkü gerçekten de AIPAC, tarihte hiçbir lobi kurulusunun sahip olmadigi bir güce sahiptir; neyi isterse elde eder.
Findley, AIPAC"in adini ilk kez 1967"de Disisleri Komitesi"ne atandiginda duydugunu söylüyor. Bir gün komitedeki odasinda Israil"in Suriye"ye yaptigi saldiriyi elestirirken ondan daha eski bir senatör olan William S. Broomfield söyle demisti: "AIPAC"ten Kenen senin bu söyledigini bir duysun, basina neler gelecek o zaman gör." 9 Broomfield"in sözünü ettigi kisi, AIPAC"in o zamanki yöneticisi I. L. Kenen"di.
| En basta AIPAC olmak üzere yahudi lobisinin baskisi sayesinde, Amerika Israil"e yilda ortalama 6-7 milyar dolarlik bir yardim yapmaktadir. Amerikan vergi mükellefleri için olumlu bir durum degildir. Yanda, "Israil paramizi alirken, Amerika aç kaliyor" pankartlariyla gösteri yapan Amerikalilar... |
Senatör Broomfield, AIPAC"in gücünü abartmis degildi. Örgüt gerçekten de Washington"daki en etkili kurulustur. Kongre üyeleri üzerinde büyük bir baski mekanizmasi kurmustur. Yahudi lobisine yakin medya kuruluslari—ki bunlar neredeyse tüm büyük Amerikan medya kuruluslarini kapsar—araciligiyla istedikleri kisi hakkinda olumlu ya da olumsuz propaganda yapabilirler. Ayrica çok güçlü bir istihbarat sistemleri vardir. Washington"daki resmi dairelerin herhangi bir koridorunda Israil ya da Israil lobisi aleyhinde edilen herhangi bir cümle, kisa sürede AIPAC"in kulagina varir. Ve bu da o sözü eden kimseiçin hiç olumlu olmaz. Eski bir senatör olan Paul McCloskey, bu konuda "Kongre, AIPAC"in estirdigi bir terör firtinasi altindadir" derken örgütün çalisma yöntemini de özetlemektedir. Uzun yillar Senato üyeligi yapan Paul Weyrich, AIPAC"in inanilmaz etkisini Findley"e söyle anlatir:
Çok mükemmel bir sistem kurmus durumdalar. Eger onlarin istedigi gibi oy verirseniz ya da istedikleri türde konusmalar yaparsaniz, davalarina sicak bakan medyaya sizin hakkinizda olumlu seyler söyletirler. Tabii bunun tersi de geçerlidir. Eger onlarin hosuna gitmeyen bir sey yaparsaniz, ayni yolla bu kez rezil edilebilirsiniz. Uyguladiklari baski, senatörlerin, özellikle de destek arayan senatörlerin bakis açisini kolaylikla degistirecek kadar büyüktür.10Çogu Kongre üyesi böylesine organize bir güçle çatismaya girmekten korkar. Bu nedenle Washington"a gelen seçilmislerin çogu AIPAC"e sessizce boyun eger. 1984"e dek Kongre üyeligi yapan Clarence D. "Doc" Long, Findley"e söyle demistir:
Çok uzun zaman önce AIPAC"in benden istedigi herseyi kabul etmeye karar verdim. Onlarin yaptiklari baskilarla karsilasmak istemiyordum. Benim seçim bölgem oldukça zorludur. Israil taraftarlarinin herhangi bir sorun olusturmasini istemiyorum. Bu yüzden kararimi verdim; istediklerini yapiyorum ve desteklerini aliyorum.11AIPAC"in "Eylem Alarmi" denen bir sistemi vardir. Eger bir Kongre üyesi hoslarina gitmeyecek bir sey yaparsa, yaklasik bin kisilik bir listeye "alarm" sinyali gönderirler. Bu bin kisi, Amerikan toplumu içindeki etkili yahudilerden olusmaktadir (büyük sermayedarlar, resmi görevliler, cemaat liderleri, gibi statü sahibi kimseler). "Alarm" verildiginde bu listedeki isimlerin hepsi hedefe yüklenmeye baslarlar. Telefonlar, fakslar yagar ve tehdit kokan "uyari"lar yapilir. Çok az Kongre üyesi bur tür bir baskiya meydan okumaya niyetlidir.
AIPAC"in Kongre üyelerinden istedigi seyler ise bellidir: Onlardan Israil"le ilgili her oylamada Israil lehine oy kullanmalarini ister. Örnegin Israil"e yapilan Amerikan yardiminin artirilmasi, Israil"in uluslararasi platformda kayitsiz-sartsiz desteklenmesi gibi yapilan tüm oylamalarda AIPAC"in gölgesi vardir. Aslinda bir Kongre üyesinin Israil"e yapilan Amerikan yardiminin azaltilmasini istemesi son derece dogal bir seydir, hatta eger bir "yurtsever" ise bunu istemesi gerekir. Çünkü bu yardim dünyada örnegi görülmemis derecede büyüktür ve Amerikan ekonomisine de büyük zarar vermektedir. Amerikali Ortadogu uzmani Richard Curtiss, bu konuyla ilgili bir yazida çarpici bir benzetme yapmisti:
Los Angeles banliyösü Northridge"i merkez alan 17 Ocak 1994 tarihli büyük California depreminin, toplam olarak 7 milyar dolar zarara yol açtigi hesaplaniyor. Israil"e yapilan yardimin 1993 senesi içinde Amerikan vergi mükelleflerine masrafi ise 6.321 milyar dolardi. Bu, California depreminin Amerikalilar için Israil"e yapilan yardimdan daha zararli oldugu anlamina gelir, öyle mi?... Hayir! Çünkü California"da her yil deprem olmamaktadir, oysa Israil bu yardimi her sene almaktadir. Baskan Clinton, 1994 ve 1995 mali yillarinda da ayni yardimin sürecegi sözünü vermistir. Hatta daha sonra Clinton samimiyetini göstermek için bu rakama bir 500 milyon dolar daha ekletmistir.12Iste Amerikalilara bu tür bir "hasar" veren dis yardim, en basta AIPAC"in sayesinde gerçeklesmektedir. AIPAC de tüm bu faaliyetini Israil"den aldigi direktiflere göre yürütür. AIPAC"le Israil Büyükelçiligi arasinda sürekli telefon baglantisi vardir. Ayrica AIPAC yöneticileri Elçilik görevlileri ile en az haftada bir kez toplanti yaparlar.
Arap-Israil sorununa tarafsiz yaklasilmasini savunan Washington Report on Middle East Affairs dergisi, AIPAC"in Kongre üzerindeki etkisini elestirenlerden biridir. Dergi, sik sik, Bati Seria ve Gazze için kullanilan "occupied territory" (isgal altindaki toprak) deyiminden yola çikarak "Congress is an Israeli-occupied territory" (Kongre Israil isgali altindaki bir topraktir) sloganini kullanir. Bu da bir abartma degildir. Paul Findley, ABD"nin eski Sudan Büyükelçisi Don Bergus"un bu konudaki bir yorumunu aktarir. Eski diplomat söyle demektedir: "Disisleri Bakanligi"ndayken eger Israil Basbakani dünyanin düz oldugunu söylerse, Kongre"nin 24 saat içinde bu bulusu tebrik eden bir açiklama yayinlayacagi sakasini yapardik." 13
AIPAC"in gücü özellikle 1970"li ve 1980"li yillarda hizla artti. Hatta 1983yilinda Baskan Reagan, Kongre"ye karsi AIPAC"ten yardim istemek durumunda kalmisti. Lübnan"daki Amerikan deniz piyadelerinin varligina karsi gelisen toplumsal tepkiyi ve bunun Kongre"deki yansimalarini asmak isteyen Reagan yönetimi, Kongre"yi etkileyemeyecegini görünce, çareyi Washington"in Krali"na basvurmakta bulmustu. AIPAC yöneticisi Thomas A. Dine"la özel bir görüsme yaparak Kongre"de Lobi destegi isteyen Baskan, gerçekten de AIPAC"in destegi sayesinde Kongre"ye Amerikan askerlerinin Lübnan"da kalmasini kabul ettirebildi. Bunun ardindan Reagan Dine"la yeniden görüserek AIPAC sefine "tesekkür"lerini iletti. Ocak 1984"de Washingtonian dergisi, Dine"i, Baskent"in en güçlü isimleri arasinda sayiyordu.
AIPAC"i etkili yayin organlari da vardir. Near East Report adli haftalik bir dergi yayinlar. Dergi, su katilmamis Israil propagandasidir. Örgütün en etkili yayini ise ilk kez 1983"te yayinlanan ve her yil yeni eklemelerle gelisen The Campain to Discredit Israel (Israil"i Zayiflatma Kampanyasi) adli kitapçiktir. Bu bir tür "kara liste"dir; içinde Israil"i elestirmeye cesaret eden kisi ve kurumlarin isimleri yayinlanir. Bir kere bu "kara liste"ye giren kisi, kolay kolay baskidan kurtulamaz.
AIPAC yalnizca seçilmis Kongre üyelerini yönlendirmekle kalmaz; istedikleri seçtirmek ve istemediklerinin de seçilmesini engellemek için çalismakta ve oldukça da basarili olmaktadir. Bunun en iyi yolu, AIPAC"in Israil yanlisi adaylarin seçim kampanyalarina yaptiklari dev maddi yardimlardir. Ancak AIPAC bu yardimlari dogrudan yapmaz. Amerikan kanunlari, bir lobi kurulusunun bir adaya 5 bin dolardan fazla yardim yapmasini yasaklamaktadir. Bu nedenle AIPAC, adaylara yardim yapmak için çok daha küçük lobiler, "politik eylem komiteleri" (PAC) kurmustur. Bu PAC"lerden Amerika"da 3.000"e yakin vardir. Bunlarin 75 tanesi görünür hiçbir baglanti olmamasina ragmen (örnegin hiçbirinin adindan Israil"le ilgileri oldugu anlasilmaz) da AIPAC"e bagli olan PAC"lerdir ve en çok para harcayanlar da bunlardir. AIPAC, bu küçük PAC"leri kullanarak dev miktarda para yardimlari yapabilmektedir. Israil yanlisi PAC"ler, 1988 seçimlerinde 477 adaya toplam 5.4 milyon dolar yardimda bulunmuslardir. Üç aday 200 bin dolarin üstünde yardim almistir. 1990 seçimlerin ise 402 adaya toplam 4.95 milyon dolar aktarilmistir. 1976-1990 tarihleri arasindaki seçimlerde Israil yanlisi PAC"ler toplam 21.9 milyon dolar "bagis" dagitmislardir. Bagislar, agirlikli olarak yahudi lobisine daha yakin olan Demokrat Parti adaylarina gitmektedir.14
Bunlar kuskusuz büyük rakamlardir ve seçim kampanyasinin çok büyük önem tasidigi bir ülke olan Amerika"da, hiçbir aday, yahudi lobisinden gelen bu büyük finansal destegi görmemezlik edemez. Yahudi yazar Stephen D. Isaacs, Jews and American Politics adli kitabinda bir Kongre üyesinin su sözünü aktarir: "Bu ülkede politika yapiyorsaniz, hele de Demokratsaniz, arkanizda yahudi parasi olmadan bir yere varamazsiniz." 15 Bu finansal destegin yanisira, çogu kez medya destegi de yahudi lobisi kanaliyla gelmekte (ya da gitmekte)dir.
Bu yüzden adaylarin çogu seçim kampanyasi boyunca ellerinden geldigince Lobinin gözüne girmeye çalisirlar. Seçildikleri takdirde Israil"e nasil destek olacaklarina dair sözler verirler (bu kural, Baskan adaylari için de geçerlidir). Seçildiklerinde ise sözlerinde durmak zorundadirlar. Çünkü iki yil sonra yine seçim zamani gelecektir. Ayrica AIPAC, ihaneti asla affetmez.
Bu kurali bozan, yani AIPAC"in egemenligine karsi baskaldiran çok az kisi vardir Washington"in yakin tarihinde. Findley bunlardan biridir. Ona benzer bir avuç insan daha çikmistir, "Israil hakkinda konusmaya cesaret edebilen." Ve AIPAC, hepsini cezalandirmistir.
AIPAC"in Gazabina UgrayanlarPaul Findley"in kitabinin kapaginda resimleri yer alan "Israil hakkinda konusmaya cesaret edebilen" Amerikalilarin çogu politikacidir. Ancak bu kisilerin tümü AIPAC tarafindan cezalandirilmis, hemen hepsinin politik yasami sona erdirilmistir. Charles Percy, Adlai Stevenson, George Ball, J. William Fullbright, Paul McCloskey gibi sözkonusu Amerikan politikacilarinin basina gelenler, AIPAC"in ve genel olarak da Israil lobisinin gücünü anlamakta açiklayici olabilir.
AIPAC"in en önemli özelliklerinden biri, Baskent"te konusulan her seyden haberdar olmasidir. Israil hakkinda Washington"da edilen her söz, AIPAC"in kulagina ulasir. Bu nedenle politikacilar ya da bürokratlar bu konuda uluorta konusamazlar. Findley AIPAC"in haber alma sistemini söyle anlatiyor:
Kongre"nin ve Kongre"ye bagli çogu komitenin çalismalari halka açik olarak yapilir. Ve Israil"i ilgilendiren her toplantida mutlaka bir AIPAC temsilcisini not alirken görürsünüz. Bu temsilci Demokles"in Kilici gibidir; oradaki varligi, Israil hakkindaki en ufak olumsuz bir yorumun AIPAC merkezine aninda ulastirilacagini gösterir. Israil hakkinda olumsuz bir seyler söyleyen bir Kongre üyesi, toplantinin sonunda odasina döndügünde birbirini izleyen öfkeli ve "azarlayici" telefonlarla karsilasacaktir. AIPAC lobicileri, Kongre"deki personel ve Kongre"nin çalisma sistemi konusunda gerçek birer uzmandirlar. Israil"in adi, kapali kapilar ardinda bile geçse, tam olarak ne konusuldugunu gösteren bir raporu ya da kopyasini hemen ele geçirirler.16Bu yüzden hemen hiçbir Kongre üyesi Lobiyi kizdirmaya cesaret edemez. Çünkü kizdirdiginda inanilmaz bir yipratma kampanyasi ile karsi karsiya kalacaktir. Kongre üyesi Paul McCloskey, bu kampanyanin kurbanlarindan biri olmustu. 1980 yilinda Israil"in isgal altinda tuttugu Bati Seria"dan çekilmesini, aksi takdirde Israil"e yapilan Amerikan yardiminin dondurulmasini öngören bir yasa tasarisi hazirlayan McCloskey, Lobinin bir anda boy hedefi haline geldi. Yahudi basini McCloskey"i "gözü dönmüs bir antisemit" olarak göstermeye, irkçi, hatta Nazi olarak tanitmaya basladi. Bir yahudi yayin organi McCloskey"in resmini bas sayfaya basmis ve altina da "çok yasa Goebbels" diye yazmisti. Bir baskasi, Heritage Southwest Jewish Press daha da ileri giderek McCloskey için "bir numarali o... çocugu" ifadesini kullanmisti. Baska yahudi yayin organlari da "Amerikan yahudilerinin bir numarali düsmani", "sürüngen", "asagilik" gibi sifatlar yakistiriyorlardi Kongre üyesine. AIPAC"in mali destekçilerinden "mülti-milyoner" Amerikali yahudi Louis E. Wolfson, "Bu adami Kongre"den kovmak için gerekli her seyi yapmaliyiz. Bir daha Kongre"ye dönmeyecegine de emin olmaliyiz" diyordu.
Bu tip yipratici propagandalar kuskusuz son derece etkilidir. Çünkü AIPAC"in hedefi haline gelen politikaci, ne denli kararli olursa olsun, sonuçta tek basina bir insandir. AIPAC gibi mafyavari bir örgütle basa çikamaz. Hakaretler ve tehditler psikolojik yönden yipraticidir. Ayrica en ufak bir aleyhte propaganda onun politik kariyerine zarar verir. Özellikle "yahudi aleyhtari", "neo-Nazi" gibi suçlamalar Amerikan toplumunda oldukça etkili olmaktadir. Çünkü Lobinin beyin yikayici propagandasi sayesinde soykirim efsanesine (bkz. 5. bölüm) inandirilmis olan toplum, "yahudi aleyhtarligi" kavramina karsi son derece hassastir. Bu kelime hemen Auschwitz"deki Soykirim dekorlarini çagristirir. Lobi, bu hassas noktayi ustalikla kullanir ve Israil"i elestirmeye kalkan birisine hemen "Nazi" damgasi vurur. Eski Disisleri Bakan yardimcisi George Ball, bu konuda sunlari söylemektedir:
Dayandiklari en önemli güç, antisemitizm suçlamasi. Pek çok insan antisemit olmakla suçlanmaktan nefret eder ve Lobi Israil"i elestirmeyi hemen her zaman antisemitizmle bir tutar. Bu kozu sürekli gündemde tutarlar ve bu yüzden de kimse agzini açamaz.17Kimse böylesi bir belaya bulasmak istememektedir. Ohio"dan eski bir Kongre üyesi Israil lobisine "bulasma" yönünden, Kongre"yi dört gruba ayirmaktadir:
Ilk grup, "Israil ne isterse verelimciler" grubudur. Ikinci grubu, bu konuda rahatsizlik duymalarina ragmen ses çikarmaya cesaret edemeyenler olusturur. Üçüncü grupta ise bu konuda gerçekten büyük sikinti duyan ama açik açik konusmaktan korktugu için yalnizca Israil"e yapilan yardimlarin azaltilmasi için sessiz bir çalisma yapanlar vardir. Son grup ise açikça Amerika"nin Ortadogu politikasini elestiren ve Israil"in yaptiklarina karsi çikanlardan olusur. Ama Findley ve McCloskey Kongre"den ayrildigina göre, artik dördüncü grubun varligindan söz edilemez.18Ayni Kongre üyesi Lobi için sunlari söylemektedir:
Yahudi lobisi korkunçtur. Ne isterse elde eder. Yahudiler egitimli ve genellikle de çok zengindirler. Ve tek bir konu üzerinde yogunlasmislardir: Israil. Bu yönden örneksizdirler. Örnegin kürtaj karsitlari yahudilerden çok daha kalabaliktirlar ama onlar kadar egitimli ve zengin degildirler. Yahudi lobiciler bunlarin hepsine sahiptirler ve politik aktivitede bir numaradirlar.19Demokrat Parti"den Kongre üyesi Mervyn M. Dymally ise Amerikan Kongresi"nde Israil"i elestirmenin zorlugunu söyle ifade ediyor: "Bugün Israil hükümetini Israil"de Knesset"te (Israil parlamentosu) elestirmek, AmerikanKongresi"nde, bu sözde "konusma özgürlügü" ülkesinde elestirmekten çok daha kolaydir." 20
Aslinda AIPAC"in "kara liste"sine girmek için Israil"i elestirmeye bile gerek yoktur. Yahudi Devleti"ni ilgilendiren konularda biraz tereddütlü davranmak bile örgütün hismina ugramak için yeterlidir. Maine Senatörü William Hathaway, bunun bir örnegiydi. Senato"daki kariyeri boyunca sürekli olarak Israil lehine oy veren ve bu yüzden de Lobinin destegini arkasinda bulan Hathaway, yalnizca bir kez AIPAC"in kendisine yolladigi bir deklarasyonu imzalamamisti. Bu, AIPAC"in ona cephe almasi için yeterli oldu. Örgüt, ilk seçimde Hathaway"i yüzüstü birakti ve tüm destegini rakibi William S. Cohen"e verdi. Bunun sonucunda Hathaway 1978"deki ilk seçimleri kaybetti. Cumhuriyetçi Parti"den bir yetkili bu olay üzerine söyle demisti: "AIPAC her zaman % 100 sadakat istiyor. Eger Hathaway gibi bir Senatör yalnizca bir kez bile isbirligi yapmakta tereddüt gösterirse, onu aninda defterden siliyorlar." Bir baska Senatör ise olay üzerine su yorumu yapmisti: "AIPAC"i memnun etmek için tam sadik olmaniz gerekir; % 99.44"lük bir sadakat yeterli degildir. Hathaway"in 1978"deki hezimetinin nedeni, AIPAC"in istedigi bu "saf sadakat"i gösterememis olmasidir." 21
AIPAC"in Israil"i elestirenlere verdigi ceza, yalnizca o politikaciyi Kongre"den uzaklastirmakla bitmez. AIPAC yüzünden seçimleri kaybederek Washington"a veda eden politikacilar, sonraki yasamlarinda da Lobi tarafindan saldiriya ugramaktadirlar. Lobi, "ibret-i alem" olmasi için, bu kisilerin sivil hayatini da cehenneme çevirmektedir. Örnegin AIPAC"in faaliyeti sonucunda Kongre seçimlerini kaybeden Paul McCloskey, is bulmak için ugrasmaya basladiginda Lobi"nin engellemesiyle karsilasmistir. Findley, bir hukukçu olan McCloskey"in çesitli hukuk sirketlerine müracaat ettigini, ancak yahudi sermayedarlardan gelen "bu adami ise alirsaniz, sizle yaptigimiz tüm isleri iptal ederiz" gibi tehditler sonucu McCloskey"in pek çok kapidan çevrildigini yaziyor. AIPAC, yerel yahudi örgütlerine de McCloskey"i "tanitan" bir brosür yollamis ve "bu adamin canina okuyun" emrini vermisti. Findley söyle diyor:
McCloskey Lobi tarafindan adim adim izleniyordu. Bir tek dertleri vardi; o da McCloskey"in siradan bir yurttas olarak bile huzur bulamamasi. Lobi, McCloskey"in bazi konusmalarini ve yaptigi isleri ayrintili olarak bir kitapçikta toplamis ve bütün ülkeye yaymisti. Kitapçigin amaci, yerel yahudi örgütlerine yol göstermekti. McCloskey ne zaman bir yerlerde görünse, bu "karsi saldiri rehberi" ise yariyordu.22Paul Findley AIPAC tarafindan Washington"dan "kovulan" ve sonra da yakin takibe alinan daha baska isimler de sayar. Adlai Stevenson, William Fullbright ya da Charles Percy gibi senatörler bu listenin en çarpici isimleridir. Bu senatörlerin "suçlari" asagi-yukari aynidir: Israil"in isgal ettigi topraklardan çekilmesi gerektigini savunmus ve Yahudi Devleti bu konuda direttigi sürece Amerikan yardiminin azaltilmasini teklif etmislerdir. Ya da Israil"in Filistinlilere karsi uyguladiklari sistemli terörü kinamislardir. Yani normal bir insanin yapacagi seyleri yapmislardir. Ama bunlar AIPAC için "suç" kapsamina girer. Lobi, bu "Israil düsmanlari"ni kullanmak için temel olarak iki yöntem kullanir. Birincisi, "hedef" kisi hakkinda son derece yogun bir aleyhte propaganda yapmaktir. Ikincisi ise hedef kisiye rakip olan adayin desteklenmesidir. Bu adayin Lobiyle herhangi bir eski baglantisi olmasina da gerek yoktur. Lobi, bu adaya gider ve "sizi su kisiye karsi destekleyecegiz ama siz de seçildiginizde bizim isteklerimize uyacaksiniz" der. Sözkonusu aday, ayagina kadar gelen bu yardimi geri tepmez ve seçimleri de büyük olasilikla kazanir. Artik o da, Kongre"deki büyük çogunluk gibi Israil"in evet-efendimcisidir. Lobiye karsi çikmasi düsünülemez, çünkü Fullbright"in "politikacilar için Lobiye karsi çikmak, intihar etmekle esdegerdir" sözüyle ifade ettigi kurali, kendi gözleriyle görmüstür.
Lobiye karsi çikmak, yalnizca Kongre üyeleri ya da Senatörler için degil, ayni zamanda Amerika"nin sözde en güçlü adamlari, yani Baskanlar için de intihar anlamina gelmektedir. Yakin tarih, bunun örnekleriyle doludur. Kennedy, Nixon ve son olarak da Bush Lobi tarafindan cezalandirilmistir. Öteki Baskanlar da Lobi"ye itaat etmeleri gerektigini ögrenmelerini saglayan küçük "dersler" almislardir. Yakin tarihe bir göz atmak, Amerika"daki gerçek güç odaginin kimligini kesfetmek için yeterlidir.
Lobinin Beyaz Saray DosyasiIsrail lobisi, Kongre ve Senato"nun yanisira kuskusuz Beyaz Saray"in da denetimi ile yakindan ilgilenmektedir. Bazi Kongre üyeleri gibi bazi Baskanlar da Lobiye kayitsiz sartsiz itaat ederler. Bunun tersi de gerçeklesebilir: Bazi Kongre üyelerinin maruz kaldigi baskilarin benzerleri, bazi Baskanlara da yapilir.
Kitabin bir önceki bölümlerinde Woodrow Wilson, Franklin D. Roosevelt gibi önemli Amerikan Baskanlari"nin yahudi lobisiyle, masonlukla ve masonik örgütlerle olan ilginç iliskilerini incelemistik. Roosevelt"in ardindan Baskanlik koltuguna oturan Harry S. Truman da bu gelenegi bozmadi. Truman, öncelikle, bir masondu ve örgütün geleneksel yapisina uygun olarak yahudilerle oldukça yakin iliskileri vardi. Amerikali mason Allen E. Roberts, Brother Truman (Birader Truman) adli kitabinda Baskan"in masonik kariyeri hakkinda ayrintili bilgiler verir. Buna göre Baskan, degisik ritlere üye olmus ve hepsinde 33. dereceye ulasmistir. Aldigi en önemli paye ise 15 Haziran 1923"te "Indepedence" locasinda ulastigi "Knights Templar" (Tapinakçi) derecesidir. Yani Truman,Tapinakçi"dir!... (Tapinakçilar için bkz. 2. bölüm)
Tapinakçi Baskan"in yahudilerle ittifak içinde olmamasi düsünülemezdi. Nitekim öyle de oldu. Truman, Yahudi Devleti"ni kurduran Baskan olarak tarihe geçti. Israil"in kurulmasi için Birlesmis Milletler"i yönlendiren ve ardinda Yahudi Devleti"ne büyük ekonomik destek veren kisi Truman"di. Israil Bashahami, 1949"da Beyaz Saray"a yaptigi bir ziyarette "Tanri, sizi, 2000 yil sonra Israil"in yeniden dogusuna destek olasiniz diye annenizin rahmine yerlestirdi" demisti. Bu politikasi, Truman"in Lobiden aldigi destegi daha da güçlendirdi. 1948 seçimlerinde yahudi oylarinin çok büyük bir bölümünü aldi. Findley, Truman"in "Siyonistlerin gönlünde taht kurdugunu" söylüyor.
Ancak Beyaz Saray"in Truman"dan sonraki konugu yahudi lobisine pek yakin degildi. Savas kahramani" olmasinin verdigi güçle Baskan seçilen Eisenhower, Israil"e karsi temkinli bir politika izledi. Findley, Eisenhower"in "Israil lobisinin tüm baskilarina direndigini" ve Israil"i ABD tarafindan belirlenen politikalara uymaya zorladigini yaziyor. Bunun en açik örnegi, kuskusuz 1956"daki Süveys Savasi"ydi. Bu savasta Ingiltere ve Fransa ile birlikte Sina yarimadasini isgal eden Israil, Eisenhower yönetiminin zorlamasi ile geri çekilmisti.
Iki dönem üstüste Baskan seçilen Eisenhower yönetimi, yahudi lobisini çok öfkelendirmisti. Bir daha böyle bir yönetim görmek istemiyorlardi. Bu nedenle daha organize çalismaya karar verdiler. Baskiyi artiracaklardi. Bu kararin en önemli uygulamasi, AIPAC"in kurulmasi oldu. Lobi, yeni Eisenhower"lara izin vermeyecekti.
Bunun için ilk uygulamaya karar verdikleri yöntem, Baskan olacak kisiyle henüz seçilmeden önce baglanti kurmakti. Baskan adaylariyla konusacak ve "eger seçildiginizde Israil"e destek olmaya söz verirseniz, kampanyaniza büyük yardimlar yapabiliriz" diyeceklerdi. Bunun ilk denemesini John F. Kennedy"e yaptilar. Eisenhower"in görev süresi 1960"da bitiyordu ve yapilacak seçimlerin en güçlü ismi de Demokrat Parti"nin adayi Kennedy idi. Lobi, isi saglama almaya karar verdi ve seçim kampanyasi sirasinda Kennedy ile temas kurdu. Findley olayi söyle anlatiyor:
(Seçimden bir süre önce) Kennedy, New York"un önde gelen yahudilerinden birinin evindeki yemege katilmisti. Ancak o aksam duydugu bazi sözler canini fena halde sikmisti. Kennedy o aksami yakin dostu gazeteci Charles Bartlett"e anlatirken, "inanilmasi zor deneyimdi" demisti. Anlattigina göre, o gece yemege katilanlardan biri—Kennedy adamin adini vermemisti—Kennedy"e, "kampanyaniz sirasinda bazi ekonomik güçlüklerle karsilastiginizi biliyoruz" demisti. Ve söyle eklemisti: "Ancak eger önümüzdeki dört yil boyunca Ortadogu ile ilgili politikalariniza yön verme sansi tanirsaniz, kampanyaniz için size çok etkili bir biçimde yardimci olabiliriz." Bu, Kennedy"nin hiç alisik olmadigi bir öneriydi.23
Evet, Kennedy bu tür kirli pazarliklara alisik degildi ve bu yüzden de Lobinin teklifini geri çevirmisti. Avukati Bartlett"e "bir Baskan adayindan çok, bir yurttas olarak tepki gösterdim, kendimi hakarete ugramis gibi hissettim" demisti. Kennedy ayrica eger Baskan seçilirse, Baskan adaylarinin seçim kampanyasi için hazineden gelen para disinda para kullanmalarini—yani Lobiden rüsvet almalarini—yasaklayacagini da eklemisti.
Genç adam, kendi elleriyle kendi sonunu hazirliyordu...
Kennedy"nin Israil"le KavgasiSonuçta Kennedy Lobinin destegi olmasa da Baskan seçildi. Lobi Kennedy"e sicak bakmiyordu. Baskan, Amerikan tarihindeki ilk Katolik Baskan"di; ayrica eski bir Büyükelçi olan babasi Joseph Kennedy de zamaninda Lobi tarafindan boy hedefi haline getirilmisti. Kennedy de Lobiye ve Israil"e pek sicak bakmiyordu; Baskanlik öncesinde aldigi "ahlaksiz teklif" onu Lobiden bir hayli sogutmustu. Ilerleyen aylarda da Baskan, Israil yönetimiyle büyük bir çatismaya girdi. Çatisma, Israil"in nükleer programi nedeniyle patlak vermisti. Israil Basbakani Ben-Gurion, hummali bir nükleer silah üretme programi izliyordu, Kennedy ise nükleer silahlanmayi durdurma programi çerçevesinde Yahudi Devleti"ni bu isten vazgeçmesi için ikna etmeye çalisiyordu. Pulitzer ödüllü Amerikali yazar Seymour M. Hersh, The Sampson Option: Israel, America and the Bomb adli kitabinda Kennedy ve Ben-Gurion arasinda, Israil"in nükleer programi hakkinda "kavga"ya dönüsen çatismayi ayrintilariyla aktarir. Buna göre, bir keresinde dostu Charles Bartlett"e "Bu o... çocuklarinin (Israilliler) nükleer kapasiteleri konusunda bana sürekli yalan söylediklerini biliyorum" diyen Kennedy, elinden geldigince Yahudi Devleti"nin Dimona reaktöründeki gizli nükleer çalismalarini engellemeye çalismisti. Ben-Gurion"un yazdigi mektuplarda kendisinden "genç adam" diye söz etmesi ve daha üst bir konumdaymis gibi bir üslup kullanmasi yüzünden de çileden çikiyordu. Bu arada Kennedy"nin Araplara yönelik olumlu bakis açisi da, onu Israil ve Lobi gözünde tam anlamiyla boy hedefi haline getirmisti. Kennedy"nin Ortadogu"da adil bir politika uygulamaya niyetlendigi, daha senatör oldugu siralarda Fransa"ya karsi bagimsizlik savasi veren Cezayir"i desteklemesiyle ortaya çikmisti. Cezayir bagimsizligina karsin Fransa"ya büyük askeri destek veren Israil (bkz. 12. bölüm), JFK"nin "tehlikeli" biri oldugunu daha o zaman sezmisti. Genç Baskan, Beyaz Saray"a oturduktan sonra da Arap ülkeleriyle, özellikle de Misir"la olumlu iliskiler kurmaya çalismisti.
Kisacasi, Amerika ve Israil"deki yahudi liderler, ikinci bir Eisenhower vakasi ile karsi karsiya kalmislardi. Ancak bu kez oturup Kennedy"nin seçim kaybetmesini bekleyecek kadar sabirli degillerdi. Kennedy halktan çok büyük destek aliyordu ve bir sonraki seçimleri kazanacagi da kesin görünüyordu. Israil ve Lobi, bir bes sene daha bekleyemezdi.
Peki ne yapmaliydilar? Kennedy"i ikna etmenin yolu yok gibi gözüküyordu; bunu zaten seçimden kisa bir süre önce denemis ve ters tepkiyle karsilasmislardi. Bu durumda Kennedy"nin yerine geçebilecek muhtemel Baskanlar üzerinde düsünmek gerekiyordu. Kennedy"nin Cumhuriyetçi Parti"den rakibi olan Nixon da onlar için pek olumlu gözükmüyordu. Eger seçimlerde Nixon"a büyük bir destek verip Kennedy"nin kaybetmesini saglasalar bile, yine de ellerine bir sey geçmeyecekti. Ancak bir baska isim, onlar için çok uygun oldugu sinyalini veriyordu. Bu, Kennedy"nin yardimcisi Lyndon B. Johnson"di. Son dönemlerde özellikle dis politika konularinda Kennedy"le çokça tartisan ve Baskan"la arasi oldukça açik olan Johnson, Lobi açisindan "ideal Baskan" prototipi çiziyordu. Politik kariyeri boyunca Israil"e destegini sik sik vurgulamis ve Baskan yardimciligi yaptigi dönem boyunca da Yahudi Devleti"ne olan sempatisini açiga vurmustu.
Eger Israil ve Lobi, bir yolunu bulur da Kennedy"nin yerine Johnson"i Baskan yaparlarsa, oldukça büyük bir is basarmis olacaklardi. Ama bu normalde mümkün degildi; böyle bir koltuk degisimi olmasi için Baskan"in ya istifa etmesi ya da ölmesi gerekiyordu. Baskan"in istifa etmeye de niyeti yoktu elbette...
Kennedy suikasti tam bu sirada gerçeklesti.
Kennedy Suikastinde "Son Hüküm":Baskan"i Mossad Öldürdü!...Bir önceki bölümde Kennedy suikastinin perde arkasina deginmis ve olayin arkasindaki masonluk-yahudi lobisi-Israil cephesinden söz etmistik. Paul Findley de bir makalesinde konuya deginir. Findley"in vurguladigi gibi Kennedy suikasti hakkinda üretilen komplo teorileri arasinda Israil"in adi hiç geçmemektedir. Oysa Yahudi Devleti Kennedy"i ortadan kaldirmayi istemek için çok fazla gerekçeye sahiptir. Ayrica Findley"in dedigi gibi Kennedy suikasti ile ilgili olarak sanik sandalyesine oturtulan Küba lideri Castro, mafya ya da fanatik anti-komünistler gibi diger zanlilar bu isi becererek güç ve yetenege sahip degillerdir. (Oliver Stone"nun JFK adli filminde ortaya kondugu gibi Kennedy suikasti son derece planli ve sofistike bir eylemdir ve devlet içinden odaklarin isin içine karistigi kesindir.) Findley, Mossad"in Kennedy"i ortadan kaldirmayi isteyecek nedenlere ve bu isi yapabilecek güç ve yetenege kesin olarak sahip oldugunu hatirlatir. Bu gerçege ragmen saniklar listesinde Mossad ve Israil isimlerinin hiç geçirilmemesi, kuskulari daha da artirmaktadir.24
Kennedy suikastinde Mossad"in rolü ile ilgili en detayli çalisma ise Amerikali arastirmaci Michael Collins Piper"in 1993 yilinda yayinladigi Final Judgement (Son Hüküm) adli kitapta ortaya kondu. Piper, 335 sayfa ve 600 dipnottan olusan kitabinda Kennedy suikasti ile ilgili "son hükmü" veriyordu: Suikast bir Mossad ürünüdür!...25
Piper, öncelikle Kennedy ile Israil yönetimi arasindaki çatismanin detaylarini inceliyordu. Bu çatisma o kadar keskindi ki, Israil Basbakani Ben Gurion, Nisan 1963"te Kennedy"nin varliginin Israil"i tehdit ettigini öne sürerek istifa etmisti.
| Kennedy, Israil yönetimini, basta Yahudi Devleti"nin nükleer programina yaptigi engellemeler olmak üzere, çok kunda rahatsiz etmisti. Israil Basbakani Ben Gurion, Kennedy"nin varliginin Israil için bir tehdit olusturdugunu söyleyerek istifa etmisti. Bu, Baskan"in ortadan kaldirilmasi için yeterliydi. Nitekim Collins Piper, 1993 yilinda yayinladigi Final Judgement (Son Hüküm) adli kitabinda, çok ayrintili istihbarat ve delillere dayanarak Kennedy suikasti ile ilgili "son hükmü" ortaya koydu: Suikast bir Mossad ürünüdür!... Yanda, Kennedy"nin cenaze töreni: John babasinin tabutunu selamliyor... | |
| Kennedy"nin ortadan kaldirilmasiyla Baskanlik koltuguna oturan Lyndon B. Johson, hem Israil lobisinin hem de Vietnam"da savas isteyen ölüm tacirlerinin isine yaradi. Üstte, "sahin" Baskan, Vietman"daki Cam Ranh üssünde Amerikan askerlerine yürüttükleri kirli savas için "moral" verirken... | | Suikastin ayrintilarinda çok sayida Mossad baglantisi vardi. Piper, NewOrleans Savcisi Jim Garrison (JFK filminde Kevin Costner"in canlandirdigi kisi) tarafindan suikast ile ilgili olarak sorusturmaya ugrayan Clay Shaw"a dikkat çekiyordu. Çünkü delil yetersizligi ile davadan beraat eden, ancak suikastle ilgisi oldugu asikar olan Shaw, Mossad"in paravan sirketi olarak islev gören bir firmanin yönetim kurulusunda çalisiyordu. (Piper"a göre, yönetmen Oliver Stone, JFK filminde Clay Shaw"un bu Mossad baglantisini atlamistir, çünkü Stone"un en büyük finansörü, Arnon Milchan adli Israilli bir silah tüccaridir).
Piper"in kitabinda konuyla ilgili önemli bilgiler aktaran eski bir Fransiz istihbaratçi vardir. Bu kisi, Mossad"in suikastçilerle baglanti kurarken, Fransiz istihbaratindaki bir ajandan yararlandigini söyler. Mossad"la suikastçiler arasinda aracilik yapan bu Fransiz ajan, Cezayir yanlisi tutumundan dolayi Kennedy"den nefret etmektedir.
Piper, suikastteki Mossad baglantisinin hasiralti edilmesine de deginir. Belli kisiler, suçu mümkün oldugunca uzak adreslere atmaya çalismislardir. Suikasti inceleyen Warren Komisyonu"na, sorumlunun KGB oldugu konusunda en çok telkinde bulunan kisi, CIA eski sefi James J. Angleton"dir. Angleton"in en önemli özelligi ise Israil ve Mossad"a olan ünlü yakinligidir; CIA sefi oldugu dönemde "Mossad"in manevi babasi" ünvanini kazanmistir.
Suikastteki "Israil hipotezi"ni güçlendiren bir baska nokta, Kennedy"ninardindan Baskan olan Johnson"in Israil"e olan büyük yakinligidir. O tarihe kadar görev yapan Amerikan Baskanlari içinde "en Israil yanlisi" sayilan Johnson, ilk kez Yahudi Devleti"ne büyük miktarlarda silah yardimi yapmis, 1967 savasi sirasinda Israil"e gizli yollardan askeri araç ve deneyimli personel göndermisti. Paul Findley, Johnson hakkinda sunlari söylüyor: "Israil hükümeti Johnson baskan olursa herseyin lehlerine dönüsecegini bilmekteydi ve gerçekten de öyle oldu. Kennedy"nin ölümünden sonra ABD ilk defa Israil"e çok genis çapta silah göndermeye basladi. 1967 Haziran savasi sirasinda Johnson el altindan Israil"e hem malzeme hem de personel yardiminda bulundu." 26 Lobi, Johnson döneminde lobi yapmaya gerek bile duymamisti.
Yeni Baskan"in Israil"e olan sadakatinin en ilginç göstergelerinden biri ise Amerikan gemisi USS Liberty"e yapilan Israil saldirisiydi.
Liberty"e Saldiri ve Johnson"in Israil"e SadakatiHaziran 1967"deki Arap Israil Savasi (Alti Gün Savasi) sirasinda, oldukça ilginç bir olay yasandi. Amerikan istihbarat gemisi USS Liberty, Misir açiklarinda uluslararasi sularda gezerken, Israil uçaklari tarafindan vuruldu.
Israil, alti gün süren savasin dördüncü gününde, Misir"i ve Ürdün"ü yenilgiye ugratmis ve çatismanin asil kaynagi olan Suriye"ye yönelmisti. Israil, kuzey sinirindaki Golan tepelerini Suriye"den almak istiyordu; buraya konuslandirilmis olan Suriye silahlari yillar yili kuzey Israillileri rahatsiz etmisti. Yahudi Devleti"nin hedefi, savas bitmeden önce Golan"i ele geçirebilmekti. Birlesmis Milletler o sirada tam bir ateskes ilan etmek üzereydi ve Israilliler, ateskes yüzünden Golan"i ele geçirmekte geç kalmaktan korkuyorlardi.
Amerikan gemisi USS Liberty ise bu ortamda Israil için pürüz durumundaydi. Çünkü gemi hem Arap hem de Israil tarafinin tüm radyo konusmalarini dinliyor ve gelismeleri an an izliyordu. Israilliler, BM ateskesine ragmen Golan"i isgal etme niyetlerinin Washington tarafindan ögrenilmesini istemiyorlardi. Çünkü Washington"daki yönetim, uluslararasi hukuk geregi, Israil"i böyle bir sey yapmamasi için uyarabilir ve bu durumda da Tel Aviv yönetimi zor durumda birakabilirdi. Bu risk karsisinda hiç tereddüt etmediler: Liberty"i batirmaya karar verdiler.
Israil uçaklari, 8 Haziran günü, üzerinde Amerikan bayragi bulunan, Amerikan donanmasinin renkleriyle boyanmis ve ismi ve numarasi rahatlikla okunan gemiyi vurdular. Saldiri sonucunda 34 Amerikan denizcisi öldü, 75 tanesi yaralandi. Gemide tam 821 roket ve makinali tüfek mermisi izi kalmisti. Gemi, batmaktan zor kurtuldu. Israilliler tam gemiye çikmaya hazirlaniyorlardi ki, yaklasan Amerikan uçaklarinin zorlamasi nedeniyle uzaklasmak zorunda kaldilar.
Kuskusuz bu son derece garip bir olaydi. Israilliler, gemiye yanlis teshis sonucunu saldirildigini açikladilar, Amerikan hükümeti de bu bunu dogruladi. Ama biraz olsun akli çalisan hiç kimse buna inanmadi. Çünkü böyle bir sey imkansizdi; gemi Amerikan bayragi tasiyor, Amerikan donanmasinin standart renk ve rakamlarina uygun olarak dolasiyordu. Nitekim Amerikan Genel Kurmayi eski baskani baskanlarindan Thomas Moorer "saldirinin resmi olarak iddia edildigi gibi yanlis teshisten kaynaklanmis olmasi olanaksizdir" diye açiklamada bulunmustu.
Peki neden Israil bile bile bir Amerikan gemisini vurmus ve Amerikan hükümeti bu saldiriya karsi Yahudi Devleti"ne "caniniz sagolsun, lafi mi olur" gibisinden bir karsilik vermisti?
Bu sorunun cevabi, Amerikan yönetimi ve devlet aygiti içindeki Israil yanlilarinin olayi kasitli olarak ört-bas etmis olmalaridir. Eski Disisleri Bakan yardimcisi George Ball, Amerikan-Israil iliskilerini konu edindigi Passionate Attachment adli kitabinda bu konuya deginir. Buna göre, Amerikan Deniz Kuvvetleri, Israil"in USS Liberty"e saldiracagini kisa bir süre önce çesitli istihbarat kaynaklarindan ögrenmis ama buna ragmen gemiyi kurmak için hiçbir girisimde bulunulmamisti. Ball, Beyaz Saray"in da olaydan haberi oldugunu, fakat Baskan Johnson ve yardimcilarinin, Israil"e hiçbir uyarida bulunmayarak yalnizca gemiye bati yönüne hareket etmesi için emir verdiklerini yaziyor.27
Amerikali arastirmaci yazar Eustace Mullins de olayin ilginç bir yönünü bildirir: Amerika"nin Tel-Aviv"deki Elçiliginde görevli olan bir CIA yetkilisi, 7 Haziran 1967 günü McLean VA"deki CIA merkezine Israillilerin USS Liberty"i batiracaklarina dair kesin bir istihbarat aldigini bildirmis ama CIA buna ragmen ayni Deniz Kuvvetleri gibi gemiye herhangi bir uyarida bulunmamistir. Mullins, olayin asil organizatörünün Baskan Johnson oldugunu söyler ve saldirinin oldugu siralarda Baskan"in Beyaz Saray"da Mathilde ve Arthur Krim ile birlikte olusuna dikkat çeker. Bu iki isim, Mullins"in yazdigina göre, Baskan"in Israil"le baglantisini saglayanlarin basinda gelmektedir. Mathilde Krim, 1940"li yillarda, Menahem Begin"in liderligini yaptigi Siyonist terör örgütü Irgun"un saflarinda çarpismis eski bir militandir.28
Kisacasi, Israil, bir Amerikan gemisini pürüz çikarmamasi için vurmus, Amerikan Baskani, Baskan"in yardimcilari ve Deniz Kuvvetleri ile CIA"daki bazi üst düzey görevliler, buna ses çikarmamis, hatta Yahudi Devleti"nin öne sürdügü "yanlislikla oldu" mazeretini kabul etmislerdir. Bu, Baskan Johnson"in Israil"e olan sadakatinin—Johnson, Kennedy"nin sadakatsizligi nedeniyle vurulmus olmasindan hayli etkilenmis görünmektedir—ve genel olarak da Israil"in Amerika üzerindeki denetiminin ne denli güçlü oldugunu ortaya koymaktadir.
Olaydan 17 yil sonra Amerikan donanmasindan emekli denizci James M. Ennes Jr., olayin içyüzünü ortaya koyan Assault on the Liberty (Liberty"e Saldiri) adli bir kitap yazmis, ancak yahudi lobisinin açtigi büyük bir yipratma ve saldiri kampanyasina maruz kalmistir.
Noam Chomsky, USS Liberty olayini ve Israil"in 1950"lerde Misir"daki Amerikan misyonlarina gerçeklestirdigi provokasyon saldirilari birlikte yorumlayarak söyle diyor:
Israilli teröristlerin Misir"daki ABD kuruluslarina ve diger kamu kurumlarina yönelik saldirilari (Lavon Davasi) ile, bandirasi konusunda yanilmasi olanaksiz USS Liberty adindaki ABD gemisine, roketlerle, uçaklarla, napalm bombalariyla yapilan, ardinda 34 ölü, 75 yarali birakan, önceden planlandigi açik ve kesin olan saldiri, "Amerikan Deniz Kuvvetleri"nin "baris zamani" basina gelen en büyük uluslararasi kaza. Her iki durumda da basin ve bilim çevreleri ya sessiz kaldilar ya da kivirtmalara basvurdular. Ikisi de, ne o an ne de sonradan, hazin bir terör ve siddet vakasi olarak tarihe geçti... Liberty"e yapilan saldiri sadece asagi yukari bütün basindan degil, yüksek rütbeli sahislarin resmi raporda olayin örtbas edildigine dair hiç süpheleri olmasa da, Amerikan Deniz Kuvvetleri Sorusturma komisyonu ile ABD yönetiminden de yakasini siyirdi... ABD kuruluslarina terörist saldirilarda bulunacak ya da bir ABD gemisine saldirarak 100 kadar insani öldürecek ya da yaralayacak, sonra da cezasiz birakilacak, hatta bunca zamandir hakkinda tek bir elestiride bulunulmayacak bir ülke daha var mi acaba? 29Liberty olayi, Johnson yönetiminin Israil"e olan sadakatinin bir örnegidir. Johnson"dan sonra Beyaz Saray"a oturan kisi, Richard M. Nixon"dir. Nixon döneminin Israil dosyasi ise oldukça ilginç ve farkli bir görüntü çizmektedir.
Watergate"in Anlatilmamis HikayesiAmerikan yakin tarihindeki sansasyonel olaylarin basinda kuskusuz Baskan Richard Nixon"i istifa etmeye götüren Watergate skandali gelir. Skandal, özet olarak, 1972 seçimleri sirasinda Cumhuriyetçi Parti"nin rakip Demokrat Parti"nin Watergate"teki merkezini gizlice dinlemesi ve bunun ortaya çikmasidir. Baskan Nixon, uzun süre kendisinin bu olaydan haberdar olmadigini öne sürmüs ama Watergate olayinin patlak vermesinden 26 ay sonra istifa etmek zorunda kalmistir.
Watergate özet olarak budur, ancak skandalin bir de anlatilmamis hikayesi vardir. Ve bu hikayenin merkezinde çok önemli bir güç, yani Israil lobisi ve çok önemli isim, Israil lobisinin kidemli temsilcisi Henry Kissinger yer almaktadir.
Amerikali Ortadogu uzmani Richard Curtiss, editörü oldugu Washington Report on Middle East Affairs dergisinde Watergate"e uzanan yolun bulanik görüntüsünü aydinlatan bir makale yazmisti.30 Curtiss"e göre, olayin kökeni Nixon"in 1968-1972 arasindaki ilk dönemine dayaniyordu. 1968 seçimlerinde Nixon Demokrat rakibi Lyndon B. Johnson"i, yani o ana kadar Amerikan tarihindeki en Israil-yanlisi Baskan"i yenerek Beyaz Saray"a oturmustu. O siralarda dis politika konularinin en önemlisi Ortadogu idi. Israil 1967"deki Alti Gün Savasi"nda çok büyük bir Arap topragi isgal etmisti ve Birlesmis Milletler"in ünlü 242 sayili kararina ragmen bu topraklardan çekilmeye de hiçbir sekilde yanasmiyordu. Amerika Johnson yönetimi sirasinda Israil"in bu mütecaviz tutumunu kayitsiz sartsiz desteklemis ve Yahudi Devleti"ni, isgal ettigi topraklardan geri çekilmemesi için cesaretlendirmisti. Simdi gözler Nixon yönetimindeydi. Yahudi oylarina ragmen Beyaz Saray"a oturan Baskan—yahudilerin büyük çogunlugu oylarini kadim dostlari Johnson"a hediye etmislerdi—acaba yahudilere verilen haksiz destegi kesecek miydi?
Nixon bu konuda kesin bir tavir koymadi. Ancak kurdugu hükümette bu konuda iki ayri kanat olusuverdi. Bir taraf, Nixon"in Disisleri Bakanligi görevine getirdigi William D. Rogers tarafindan temsil ediliyordu. Eskiden Eisenhower yönetiminde çalismis olan Rogers, Amerika"nin Ortadogu"da tarafsiz bir politika izlemesini ve Israil"i isgal ettigi topraklardan çekilmeye zorlamasini savunuyordu. Ancak yönetimde bir de karsi taraftan önemli bir temsilci vardi. Bukisi, uzun süredir Nelson D. Rockefeller"in "sag kolu" durumunda olan bir Harvard profesörüydü: Henry A. Kissinger. Bir Alman yahudisi olan Kissinger, bir gizli-yahudi olan Rockefeller"in destegi sayesinde yükselmis, CFR"ye üye olmus ve iyi bir siyaset bilimci olarak ün yapmisti. Nixon, biraz da yahudi lobisini memnun edebilmek amaciyla, Kissinger"a Ulusal Güvenlik Danismanligi görevini teklif etti. Richard Curtiss, bu teklifi, Ortadogu"daki muhtemel bir barisin suya düstügü an olarak nitelendiriyor.
| Nixon"in birinci döneminde Disisleri Baskani William Rogers (solda) Israil"i rahatsiz eden bir Ortadogu plani hazirlamisti. Israil"in yönetimindeki temsilcisi olan Ulusal Güvenlik Dasinmani Henry Kissinger (sagda) ise bu plani uygulamamak için elinden geleni yapti. Sonuçta kazanan Kissinger oldu ve Rogers tasviye edildi. Ancak Kissinger ve diger Israil taraftarlari, bununla kalmayacak, Israil"i rahatsiz etmeye baslayan Baskan Nixon"i da kara listeye alacaklardi. |
Kisa süre içinde yönetimdeki kutuplasma ortaya çikti. Nixon, Kissinger"i elinden geldigince Ortadogu konusundan uzak tutmak istiyordu. "Henry, kendisi de bir yahudi oldugu için, bu konuda Arap liderlerin güvenini kazanamayabilir" diyordu.31 Oysa bu arada Rogers Ortadogu hakkinda Israil"i ve dolayisiyla Lobiyi hiç memnun etmeyecek bazi girisimlere baslamisti. Kisa süre sonra Rogers"in kafasindaki hesaplar, "Rogers Plani" olarak adlandirilmaya basladi. Israil sürekli olarak bu Rogers Plani"nin tehlikesinden söz ediyordu. Lobi de ayaga kalkmisti.
Ancak bu ortamda Kissinger sahneye çikti ve Rogers Plani"ni baltalamaya basladi. Ilk yaptigi is, Lobi liderleri ve Israil"i destekleyen çesitli çevrelerin temsilcileriyle bir toplanti yapip strateji belirlemek oldu. "Baskan"a degil, Disisleri"ne (yani Rogers"a) yüklenmek gerek" diyordu. Nitekim Kissinger kisa bir süre sonra Rogers"a "yüklenmeye" basladi. Gazetelere Rogers hakkinda olumsuz demeçler veriyordu. Bu amaçla yalan söylemekten bile kaçinmadi: Bir keresinde Rogers"in önemli bir metni Baskan"a sormadan imzaladigini ve bunun bir skandal oldugunu söylemisti. Oysa bu dogru degildi.32
Kissinger Rogers Plani"ni uygulamaya sokmamak için büyük çaba harcadi. Sürekli Nixon"a bu konuda telkinde bulunuyor ve eger Plani onaylarsa bir sonraki seçimde yahudi lobisini tamamen karsisina alacagini ve bu durumda da seçimi kaybetmeye mahkum olacagi uyarisini—ya da tehdidini—tekrarliyordu. Kissinger"in teklifi ise Israil"i kayitsiz sartsiz desteklemekti. Bunun "Amerikan çikarlari" için en iyi yol oldugunu savunuyordu. Kissinger"in etkisi sonucunda Nixon Rogers Plani"ni desteklemekten vazgeçti. 17 Aralik 1971"de Israil Basbakani Golda Meir"e bu konuda garanti vermis ve Rogers Plani"ni tüm yönleriyle desteklemedigini söylemisti. Bir ay sonra, Baskan ayni garantiyiAmerikali yahudi liderlere de verdi. Kissinger daha sonraki aylarda da Rogers Plani"ni baltalamayi sürdürdü. Amerikan dis politikasi, büyük ölçüde Kissinger"in gayretleriyle ilgi alanini Ortadogu"dan Çin"e ve Vietnam"a tasidi. Ortadogu"da ise statüko, yani Israil isgali korunuyordu. Richard Curtiss, "Kissinger, Ortadogu"daki yaranin kanamaya devam etmesini istiyordu, öyle de oldu" diyor.33
Kissinger, Israil"i kollamak için ugrasirken, bir yandan da Israil"in büyük müttefiki durumundaki irkçi Güney Afrika rejimine destek olmustu. Apartheid rejimine siyasi destek verirken, "Beyazlar Güney Afrika"da kalmak ve burayi ebedi olarak yönetmek için gelmislerdir" diyordu.
1972 seçimleriyle birlikte kabinede önemli bir degisiklik oldu: Rogers Disisleri Bakanligindan alindi ve yerine Kissinger atandi. Ancak Kissinger"in Ulusal Güvenlik Danismanligi sifati da hala korunuyordu. Bu, Amerikan tarihinde örnegine rastlanmamis bir durumdu; dis politika hakkinda en çok söz sahibi olan iki koltuk da ayni kisiye birakiliyordu. Kissinger, artik Amerika"yi Israil"e yardim etmek için istedigi gibi kullanabilirdi. Yillar sonra Menahem Begin, bu olay hakkinda, "Dr. Henry Kissinger"in Amerikan Disisleri Bakani olmasi, Birlesmis Milletler"in Israil"in kurulusuna karar vermesi kadar önemli bir olaydir" diyecekti.34
Kissinger Disisleri Bakani oldugu dönemde yalnizca dis politikada degil, iç politikada da büyük icraatlar gerçeklestirmisti. Amerikali yazar Eustace Mullins, bu konuya deginerek Kissinger"in "hükümet kademelerine çok sayida gönüllü Siyonisti atadigina" dikkat çekiyor. Mullins"in yazdigina göre, Kissinger, yahudi lobisinin önde gelen kuruluslarindan biri olan ADL"ye de büyük destek vermis, bu saldirgan ve kirli örgütün—ADL"yi ilerleyen sayfalarda konu edinecegiz—ve diger çesitli aktif yahudi örgütlerinin vergiden muaf olmalarini ve benzeri pek çok yasal hak kazanmalarini saglamisti. ADL de 1982 yilinda Kissinger"i "yilin adami" seçti.35
Kissinger, dis politikada da kuskusuz tam bir Israil yanlisi çizgi izleyecekti. Ancak bu kez bir baska sorun vardi ortada. Rogers gitmisti belki, ancak bu sefer de Nixon Ortadogu"da adil bir baris kurmaya niyetliydi. Baskan, 1972 seçimlerini kaybetmemek için Kissinger"in tavsiyesine uymus ve Israil"le çatismaya girmemisti. Yine Kissinger"in istegi üzerine ilk baskanlik dönemi boyunca Israil"e yapilan büyük silah yardimlarini da onaylamisti. Ancak simdi ipleri eline almak ve Ortadogu"da dengeli bir politika izlemek istiyordu. Baskan, Curtiss"in deyimiyle Israillilere dönüp "sizi 4 yil boyunca tepeden tirnaga silahlandirdik, artik güvendesiniz, öyleyse baris yapin" demeye hazirlaniyordu. Curtiss, tüm dokümanlarin Nixon"in hedefinin bu oldugunu gösterdigini söylüyor.
Bu siralarda Kissinger ve Nixon arasinda bazi sürtüsmeler basladi dogal olarak. Nixon, Kissinger"in eline tutusturdugu bazi Israil yanlisi kararlari imzalamamisti. Ayrica, Kissinger"in Years of Upheaval adli anilarinda yazdigi üzere, Nixon bundan sonra Israil"i kayitsiz sartsiz desteklememeleri gerektigi konusunda bazi yorumlar da yapmisti. Baskan, bunlari Kissinger"a iyi niyetle söylüyor, onun bakis açisini degistirmeye çalisiyordu belki ama hata ediyordu. Kissinger çoktan Nixon"in yoldan çikmaya basladigini farketmis ve bir önlem almasi gerektigine karar vermisti. Lobi de, dogal olarak, ayni seyi düsünüyordu. Richard Curtiss, "tüm Israil yanlilari, eger Nixon bir dönem daha görevde kalirsa, Israil"i isgal ettigi topraklardan çekilmeye zorlayacagina emindiler" diyor.
Iste tam bu siralar Watergate skandali alevlendi. Aslinda olay seçimlerden kisa bir süre önce patlak vermis, birilerinin Demokratlarin Watergate"teki merkezine gizlice girdigi ortaya çikmisti. Uzun süre olayin üzerine gidilmedi. Fakat bir süre sonra Washington Post"tan iki muhabir, Bob Woodward ve Carl Bernstein, Watergate"i kurcalamaya basladilar. Ilk ortaya çikan, Demokratlarin merkezine girenlerin, Cumhuriyetçilerin adami olduguydu. Bu durumda tüm parti zan altina girmis oluyordu. Nixon olaydan haberi olmadigini söyledi ve çok uzun süre de bu konuda israr ederek görevini sürdürdü. Ancak Washington Post muhabirleri kararliydilar. Zaman içinde Cumhuriyetçi Parti"den pek çok yöneticiyi olayla iliskilendirdiler ve bunlarin hepsi istifa etmek zorunda kaldi. En son ipin ucu Nixon"a kadar geldi ve Baskan, olaydan haberdar olmadigini israrla vurgulamasina ragmen—ki bugün de pek çok kisi böyle düsünmektedir—siyasi sorumluluk nedeniyle istifa etmek zorunda kaldi. Amerikan tarihinde ilk kez bir Baskan istifa etmisti.
Peki Watergate ile Lobinin ne gibi bir ilgisi vardi? Öncelikle bir noktayi göz önünde bulundurmak gerekir: Watergate skandalini yaratanlar, Nixon"a karsi bir kasit içindeydiler. Çünkü Baskan olayin içinde olmadigi halde onu öyle gibi göstermek için çok ugrastilar. Olayin pesini çok uzun süre birakmamalari ve Baskan"i indirene kadar israr etmeleri bunun göstergesidir.
Peki kimdi Nixon"in düsmanlari? Richard Curtiss"in de dedigi gibi Nixon "düsmanlari"nin genellikle onun Vietnam politikasina karsi çikan liberaller oldugu düsünülür. Oysa Baskan"in daha belirgin—ve daha da güçlü—bir düsmani daha vardi; Lobi. Baskan da bunun farkindaydi. Verdigi bir direktif bunu açikça göstermektedir: 1972 seçimlerinden kisa bir süre önce Isçi Istatistikleri Bürosu (Bureau of Labor Statistics) Nixon"in oylarini azaltabilecek denli kötü rakamlar açiklamisti. Bu rakamlar, ekonominin gerçekte kötüye gittiginin bir göstergesi olarak Nixon"a karsi basin tarafindan kullanildi. Bunun ardindan, Baskan, Beyaz Saray"daki danismanlarindan Fred Malek"ten istatistikleri hazirlayanlarin kaç tanesinin yahudi oldugunu bulmasini istemisti.36 Bu, Baskan"in etrafindaki tehlikeyi sezinledigini gösteren önemli bir isaretti. Nixon, anilarinda, Baskanligi sirasinda yahudi lobisi ile yasadigi sorunu, onlara karsi koyusunu ve sonunda maglup olusunu söyle anlatir:
Karsilastigim en büyük sorunlardan biri, Amerikan yahudi toplumunda son derece yaygin olan son derece kati ve dar görüslü Israil-yanlisi bakis açisiydi. Bu bakis açisi, Kongre"yi, medyayi ve entellektüel ve kültürel çevreleri de sarmis durumdaydi. II. Dünya Savasi"ni izleyen çeyrek yüzyilda bu bakis açisi o denli yaygin olmustur ki, pek çok insan, Israil-yanlisi olmamayi, anti-Israil, hatta antisemit olmak olarak algilamistir. Onlara durumun böyle olmadigini anlatmaya çalistim ama basaramadim...37Baskan gerçekten de basaramadi. Lobi, medyadaki uzantilarini kullanarak Watergate"e hazine bulmus gibi sarildi. Olayi takib eden Iki Washington Post muhabirinden (Bob Woodward ve Carl Bernstein) biri, Bernstein, yahudiydi. Ayrica bu iki muhabiri tesvik eden ve ilk baslarda hiçbir seye benzemeyen hikayelerini israrla büyük mansetlerle yayinlayan Washington Post editörü Howard Simon da yahudiydi. Zaten Washington Post, ayni diger medya devi New York Times gibi yahudi sermayeliydi ve "yahudi gazetesi" olarak bilinirdi.
Olayin içindeki en önemli kisi ise takma adi "Derin Girtlak" (Deep Throat) olan bilinmeyen adamdi. Bu adam Beyaz Saray"dan üst düzey bir görevliydi ve olayin basindan itibaren Washington Post muhabirlerine gizlice bilgi sizdirdi. Woodward ve Bernstein, bilgi kaynaklarini açiklamamaya söz verdiklerini söyleyerek "Deep Throat"un kim oldugunu asla açiklamadilar. Watergate skandalinin gerçek mimari olan bu kisinin kimligi hep gizli kaldi.
Ancak bugün bazi Amerikali arastirmaci ve yazarlar "Deep Throat"un kim oldugu konusunda önemli bir tahminde bulunuyorlar. Baskan"a çok yakin olan, onun herseyini bilen ama onu düsürmek isteyen bu kisinin Henry Kissinger olduguna dair önemli göstergeler var. Amerikali yazar Seymour M. Hersh, The Price of Power: Kissinger in the Nixon White House adli kitabinda bu konudaki delillere dayanarak Watergate"in Kissinger tarafindan tezgahlandigini ve Deep Throat"un da Kissinger oldugunu öne sürer. Ingiliz gazeteci Patrick Seale da Hafiz Esad"i konu edinen Asad of Syria adli kitabinda ayni tezi dogrular.
Bunlara dayanarak, Watergate"in, Lobi tarafindan gerçeklestirilen ikinci önemli siyasi darbe oldugunu söyleyebiliriz (birincisi Kennedy suikastiydi). Nixon"in istifasinin ardindan pek renkli ve etkili bir kisiligi olmayan Baskan yardimcisi Gerald Ford Beyaz Saray"a oturdu. Dis politikanin, özellikle de Ortadogu politikasinin kontrolü ise tamamen Kissinger"in eline geçti. Richard Curtiss"in dedigi gibi "eger Nixon bir dönem daha iktidarda kalsaydi, Israil"i isgal ettigi topraklardan çekilmeye zorlayacak, kendi Ortadogu politikasini uygulayacakti, Kissinger"inkini degil... Ama Nixon"in Beyaz Saray"dan ayrilmasiyla birlikte, Ortadogu barisi hayalleri de suya düstü." Yine Curtiss"in dedigi gibi eger Nixon"in hedefledigi Ortadogu politikasi uygulansaydi, ne Lübnan is savasi ne de Israil"in Lübnan isgali yasanirdi. Ama Kissinger, Amerikan politikasini Israil"i kayitsiz sartsiz destekleme mantigi üzerine insa etti. Sonraki hükümetler de ayni politikayi—Lobinin de baskilari sayesinde—degistirmeden sürdürdüler.
Kissinger da Rothschildlar"in yakin akrabasi olan Lord Carrington"la birlikte kurdugu lobi sirketi Kissinger Associates araciligiyla Amerikan politikasina yön vermeyi sürdürdü. Kissinger"in; Lawrence Eagleburger, Brent Scowcroft, Alexander Haig, Oliver North gibi ögrencileri, Beyaz Saray"da Israil yanlisi çizgiyi korudular. Bu nedenle Noam Chomsky, Kissinger"i "Amerikan dis politikasini "Büyük Israil" hedefine göre uyarlayan kisi" olarak tarif eder. Amerikali yahudi gazeteci Wolf Blitzer, Kissinger"in ilerleyen yillarda da "ögrencileri" sayesinde Amerikan politikasini Israil"e endekslemeyi sürdürdügünü söyle anlatir:
Bugün, Kissinger artik hükümette olmayabilir ama iyi yerlestirilmis Amerikali, Israilli ve Arap uzmanlar sayesinde Amerika"nin Ortadogu politikasina, onun hala perde arkasindan yön veriyor olmasi gerçekten etkileyicidir. Kissinger"in özel tavsiyeleri Reagan hükümetinde de hakim ve baskin düsünce halini almistir.38
Beyaz Saray"in Sonraki Sakinleri: Carter ve Reagan1976 seçimlerinde Demokratlar, insan haklari, siyasi ahlak gibi konularda duyarli oldugu izlenimi veren Jimmy Carter"i Baskan adayi yaptilar. Carter, Watergate nedeniyle büyük oy kaybina ugramis Cumhuriyetçiler"e karsi kolay birzafer elde etti. Kissinger"in Washington"daki resmi görevi sona ermisti; ama pek bir sey farketmedi. 1970"li ve 1980"li yillarda, Lobinin gücü, Findley"in vurguladigi gibi zirveye ulasti. Artik hiçbir Baskan Lobiye karsi gelmeye cesaret edemiyordu. Carter yalnizca bir defa, o da son derece önemsiz bir konuda, Lobiye karsi çikmis ve gereken dersi almisti.
Carter yönetimi, zaten basindan beri yahudi sermayesiyle çok yakin iliski halindeydi. Iliski, David Rockefeller tarafindan kurulan ekonomik lobi örgütü Trilateral Komisyonu"ndan kaynaklaniyordu (Trilateral için bkz. 6. bölüm). Rockefeller, Trilateral"in basina ünlü bir siyaset bilimci, ekonomist ve Polonya kökenli bir yahudi olan Zbigniew Brzezinski"yi getirmisti. Ve yine Rockefeller, ayni 1968"de Kissinger"i Nixon yönetimine sokup Ulusal Güvenlik Danismani yaptigi gibi Brzezinski"yi Carter"in Ulusal Güvenlik Danismani yapti. Bu arada Carter"in Disisleri Bakani yapmayi düsündügü George Ball da Israil aleyhindeki bir iki demeci yüzünden sansini yitirdi ve bu koltuga da Israil"e karsi istenen ölçülerde bir sadakate sahip olan CFR üyesi Cyrus Vance oturdu. Zaten Carter hükümetinde Trilateral"den çok kimse vardi. En önemlileri söyle siralanabilir:
- Walter F. Mondale, Baskan Yardimcisi
- Zbigniew Brzezinski, Ulusal Güvenlik Danismani
- Cyrus Vance, Disisleri Bakani
- Warren Christopher, Disisleri Bakan Yardimcisi
- Lucy Wilson Benson, Disisleri Bakan Yardimcisi
- Harold Brown, Savunma Bakani
- W. Michael Blumenthal, Hazine Bakani
- John Sawhill, Federal Enerji Direktörü
- Robert Duncan, Enerji Bakani
- Andrew Young, BM"de Amerikan Temsilcisi
Carter, kabinesinin bazi önemli mevkilerine de (az ilerde deginecegimiz) Siyonist örgüt B"nai B"rith üyelerini getirmisti; Harold Brown, Michel Blumenthal, CIA sefi James Schlesinger... Ayrica iç politika danismanlarindan Robert Lipschutz da B"nai B"rith"in baskanligini yapiyordu. Edward Sanders ise Carter"in özel danismanligini yapabilmek için AIPAC baskanligini terketmisti.
Dolayisiyla Carter yönetiminin Israil"i rahatsiz edecek bir tavir izlemesi düsünülemezdi. Öyle de oldu. Hatta Carter yönetimi, Israil"in ilk sözde baris"i—ya da "geçici ateskesi"—olan Camp David"in mimari oldu (Camp David için bkz. 8. bölüm). Amerika, Camp David"le birlikte yalnizca Israil"e inanilmaz boyutlarda para yardimi yapacagini degil, ayni zamanda Israil"e boyun egecek olan Arap ülkelerine de tatmin edici rüsvetler verebilecegini gösteriyordu. Camp David"i imzalayarak Israil"e karsi sürdürdügü 30 yillik savas halinden çikan Misir, bu nedenle dünyada Israil"den sonra en çok Amerikan yardimi alan ülkedir.
Carter yönetiminin Tahran"daki Amerikan rehinelerini kurtarmakta gösterdigi basarisizlik, 1980 seçimlerini Cumhuriyetçilerin adayi Ronald Reagan"a kazandirdi. Reagan döneminde Israil"e yapilan yardimlar ise daha öncekilerlekiyaslanamayacak kadar büyük oranlara ulasti.
Reagan"in Israil"e bu denli büyük silah yardimlari yollamasinin nedeni, Lobinin baskisi degildi. Aksine, Baskan, Kongre"yi Israil yanlisi kararlarina ikna edebilmek için AIPAC"le isbirligi bile yapmisti (çogu kez bunun tersi olur; AIPAC Kongre"yi Baskan"a karsi kullanir). Reagan, Yahudi Devleti"ne çok daha farkli bir nedenden dolayi destek oluyordu: Baskan, ayni Amerika"yi kuran Püritenler gibi bugünkü Israil Devleti"nin Eski Ahit"te sözü edilen Israilogullari"nin temsilcisi sayildigina, bugünkü yahudilerin "seçilmis halk" olduguna ve Mesih"in gelisiyle birlikte yeniden dünyaya egemen olacaklarina inaniyordu. Ancak bu egemenligin kurulmasi için öncelikle bir Armagedon (Mesih"in gelisinin ardindan Israilogullari ile düsmanlari arasinda geçecegine inanilan büyük savas) yasanmasi gerekiyordu. Ve Reagan, ABD Baskan"i, ciddi ciddi, Israil"i bu Armagedon için silahlandirma misyonunu üstlendigini düsünüyordu. Ilerleyen sayfalarda yalnizca Reagan"i degil, yaklasik 50 milyon Amerikaliyi etki altina alan bu yeni-Püritenlige (Evanjelizm) ayrintili olarak deginecegiz.
George Bush"un Yanlislari ve Mossad"in "Bush Suikasti" PlaniReagan"in iki dönem süren iktidarinin ardindan yine Cumhuriyetçilerin adayi olarak Beyaz Saraya oturan George Bush"un Lobiyle olan iliskisi ise biraz farkli oldu. Ilk basta, Lobi Bush"a gayet olumlu bakiyordu. Reagan"in Baskan yardimciligini yaptigi dönem boyunca hiçbir olumsuz hareketine rastlamadiklari bu eski CIA sefinin, Israil"e kayitsiz sartsiz destek olacagini düsünüyorlardi. Ilk baslarda öyle de oldu. Bush, Lobinin gözüne girmek için Siyonizmi irkçilik sayan 1975 tarihli Birlesmis Milletler kararinin degismesine ön-ayak oldu. Bu konuda yaptigi konusmada "Siyonizmi irkçilikla birlestiren Birlesmis Milletler karari bir an önce geri alinmalidir... Her ulusun dogal hakki olan milliyetçiligi Israil"den esirgenmemelidir" demisti. Körfez Savasi sirasinda da Israil ve Lobi Bush"tan çok memnun kaldilar. Baskan, savasi tam Kissinger"in gösterdigi biçimde, yani Israil hesaplarina uygun olarak yürütmüstü (Körfez Savasi için bkz. 9. bölüm).
Körfez Savasi"nin ardindan Washington"daki hemen herkes Bush"un bir sonraki seçimi kanacagina kesin gözüyle bakiyordu. Çünkü Baskan, kazandigi askeri basaridan dolayi büyük kamuoyu destegi kazanmisti ve Lobi de onu destekliyordu. Ama her sey çok kisa bir süre içinde degisti.
Sorun, ilk olarak ekonomik sikintidan dogdu. Amerikan ekonomisi kötüye gidiyordu ve bu da seçmenleri Bush yönetimi hakkinda olumsuz düsünmeye yöneltiyordu. Körfez Savasi"nin büyüsü kisa sürede geçti ve asil olarak eline geçen paraya bakan sokaktaki Amerikali, Bush"un aleyhine dönmeye basladi.Ve tam da bu sirada gerçek sorun ortaya çikti: Israil"deki Yitzhak Samir hükümeti, isgal altindaki Bati Seria"da yeni yahudi yerlesim bölgeleri insa etmek için Amerika"dan 10 milyar dolar yardim istedigini açikladi. Bush bu parayi verebilir ve seçimde Lobinin destegini kazanabilirdi. Ama parayi verdiginde ekonomi iyice kötüye gidecekti. Bu nedenle Baskan, Israil"e hayir demeye karar verdi. Parayivermediginde ekonomiyi toparlayabilecegini, hem de bu tavri nedeniyle Amerikan seçmeninden olumlu puan alacagini düsünmüstü.
Ama yanilmisti. Amerikan seçmeni, Bush"un Israil"e para vermeyerek kendileri açisindan iyi bir karar aldigini seçimlere kadar unuttular. Ama Lobi, Bush"un hatasini unutmadi. Tüm yahudi örgütleri, yahudi kontrollü medya ve Israil sempatizanlari, Bush aleyhinde atesli bir kampanya baslattilar. Israil"de Bush"u firavun giysileri içinde gösteren afisler çizilmis ve altina "Firavunlarin üstesinden geldik, Bush"un da üstesinden gelecegiz" cümlesi yazilmisti.
Aslinda Israil"in Bush"a olan nefreti, yalnizca aleyhinde propaganda yapmakla kalmamis, Yahudi Devleti"nin gizli servisi, Baskan"i öldürmeyi de planlamisti. Eski Mossad ajani Victor Ostrovsky, çok ses getiren By Way of Deception"dan sonra yazdigi The Other Side of Deception"da, Mossad"in düzenledigi "Bush suikasti" planini anlatiyor.39 Ostrovsky"nin yazdigina göre, Israil, Mossad ve Lobi Bush"u bir numarali düsman olarak belirledikleri siralarda, Baskan yardimcisi Dan Quayle"ye olan sempatilerini koruyorlardi. Çünkü Quayle, Bush"un Israil"e yönelik son tutumunu desteklemedigini açikça belli ediyordu. Sicili de Bush"a göre daha temizdi; her zaman Israil"e olan bagliligini ifade etmis ve kanitlamisti. Ostrovsky, Baskan ve yardimcisi arasindaki bu ilginç farkin, ilginç bir sekilde geleneksellesmis bir durum olduguna, daha önce de Israil"le çatisan Baskanlarin yanindan Israil"e sürekli göz kirpan Baskan Yardimcilarinin hep varolduguna dikkat çekiyor. Eski ajan, bu konuda Eisenhower dönemini, Kennedy-Johnson ve Nixon-Ford yönetimlerini örnek veriyor. Bu ilginç durumun tek mantikli açiklamasi ise Baskanlik koltugunda oturan kisinin Israil"e hayir demeyi göze alabilirken, bir sonraki dönemde Lobinin destegiyle Baskan olmayi uman Baskan Yardimcisinin siyasi kariyerini düsünüyor olmasi...
Önceki sayfalarda ayni konuya dikkat çekmis ve Israil ve onun Amerikali uzantilarinin önce Kennedy"den kurtulup yerine Baskan Yardimcisi Johnson"i geçirdiklerine sonra da Nixon"i Watergate"le düsürüp yerine Israil"e yakin ve politikayi Kissinger"a teslim etmeye razi olan Ford"u oturttuklarina deginmistik. Simdi Bush-Quayle ikilisinde de ayni durum sözkonusuydu ve Israilliler daha önce Kennedy"e uyguladiklari plani, "Baskan"i vur, yardimcisini getir" formülünü uygulamaya karar vermislerdi.
Ostrovsky"nin yazdigina göre, Bush suikasti, 1991"de Madrid"de yapilan Arap-Israil baris görüsmeleri sirasinda gerçeklestirilecekti. O siralar görüsmelerin yapilacagi Madrid Sarayi dünyanin en iyi korunan yeri sayilirdi; Madrid polisi olaganüstü güvenlik önlemleri almis, ayrica konferansa katilan liderler de kendi güvenlik servisleri tarafindan koruma altina alinmisti. Kimse, bu güvenlik önlemlerini asip, hem Ispanyol polisi, hem de CIA tarafindan korunan Bush"u vurmayi basaramazdi. Ancak Ostrovsky"nin belirttigi gibi Mossad, konferansin güvenlik sisteminin sorumlulugunu Ispanyol servisleriyle ortak olarak üstlenmisti ve dogal olarak alinan güvenlik önlemlerinin detayli bir planina sahipti. Mossad yönetimi, Bush"u öldürmek için ne yapilmasi gerektigini de hesaplamisti. Bu is için Mossad içinde özel bir "Kidon grubu" (infaz timi) görevlendirilmis ve bunlar da üç Mossad isbirlikçisi profesyonel Filistinli"yi bu is için ayarlamislardi. Suikasti, Mossad"in hazirladigi plana göre bu üç Filistinli—Ostrovsky adlarini Beijdun Salameh, Mohammed Hussein ve Hussein Shahin olarak veriyor—yapacak ve suç da Filistin örgütlerinin en radikallerinden olan Ebu Nidal fraksiyonu üzerine atilacakti. Mossad, sözkonusu üç militanin Bush"a yaklasmasini saglayacak, suikastin ardindan da Bush"u koruyamadiklari için üzgün olduklarini ama zaten kendilerinin birinci görevlerinin bu olmadigini açiklayacaklardi.
Ancak Ostrovsky"nin yazdigina göre, bu plan, gerçeklesmesi hesaplanan günden kisa bir süre önce, Mossad içindeki bazi ilimli elementler tarafindan medyaya sizdirildi. Jack Anderson ve Jane Hunter gibi Ortadogu konusunda uzman sayilacak gazeteciler, bu plani köselerinde yazdilar. Bunun üzerine de Mossad suikastten vazgeçti. Amerika, ikinci bir Kennedy vakasinin esiginden dönmüstü.
Ancak Israil yine de kisa bir süre sonra Bush"tan kurtuldu; öldürerek degil ama daha "demokratik" bir yoldan... 1992 seçimlerinde tüm yahudi örgütleri, tüm Israil sempatizani medya, Bush aleyhinde yogun bir kampanya izlerken, Bush"un rakibine de büyük destek verdiler. Baskan seçildiginde Israil"in çikarlarini korumak için herseyi yapacagina söz veren Clinton, seçimleri kazandi, Beyaz Saray"a oturdu ve Amerika"nin ilk "goyim-olmayan yönetimini" kurdu!...
Ilerleyen sayfalarda Clinton yönetimine deginecegiz. Ancak bundan önce, Israil"in Amerika üzerinde kurdugu diger bazi denetim mekanizmalarina göz atmak gerekiyor.
Sistemin Içine SizmakBilindigi üzere, gücün önemli bir parçasini istihbarat olusturur. Eger bir sey hakkinda istihbarata sahipseniz, onun üzerinde gücünüz vardir. Israil"in ABD üzerindeki gücünün önemli bir bölümü de, Yahudi Devleti"nin Amerikan sistemi içinde kurdugu inanilmasi güç istihbarat sistemidir.
Findley, They Dare to Speak Out"un 5. bölümüne, ABD Savunma Bakanligi, yani Pentagon"un ne derece iyi korunan bir "gizli merkez" oldugunu anlatarak baslar. Pentagon"un birimlerinde her gün Amerika"nin en gizli sirlari dolasir. Bu yüzden yabanci hiç kimse buraya adim atamaz. Kimse özel kimlik karti olmaksizin binalara giremez. Her yerde silahli muhafizlar dolasir. Bir kaleden farkli olan bu merkezde, Amerika"nin en ileri teknolojisi kullanilarak Amerika"nin en gizli bilgileri saklanmaktadir.
Ama bu bilgiler pek de o kadar güvende degillerdir. Çünkü birileri, sürekli olarak kurduklari sizinti sistemi sayesinde bu bilgileri çalmakta ve yabanci bir ülkeye aktarmaktadirlar. Bu "birileri", tahmin edilebilecegi gibi, yahudilerdir ve gizli bilgileri götürüp verdikleri ülke de Israil"dir. Eski bir büyükelçi, Pentagon"da Israillilerin nasil bir istihbarat sistemi kurduklarini söyle anlatmaktadir:
Israil"e buradan sizdirilan bilgi inanilmaz boyutlardadir. Eger Savunma Bakaninin bilmesini istedigim ama Israillilerin haber almasini istemedigim bir sey varsa, Bakanla basbasa görüsene kadar beklemek zorunda kalirim. Buradaki hayatin kurallari arasinda, Israil"den saklanmasi istenen bir seyin kesinlikle yaziya dökülmemesi kurali vardir. Hiçbir üst düzey görevli böyle bir hatayi yapmaz. Bu kisiler bu tür bir konuyu kalabalik salonlarda konusmanin da büyük bir hata oldugunun bilincindedirler.40Pentagon"daki bu garip atmosferin nedeni, Israillilerin kurdugu haberalma sistemidir: Lobi, Kongre"de oldugu gibi Pentagon"da da yahudi görevlileri, Israil sempatizanlarini ya da parayla satin alinmis kisileri devreye sokmakta ve Israil hesabina çalistirmaktadir. Pentagon"daki bu tür "Israil ajanlari"nin görevi, Israil"i ilgilendirebilecek her türlü gizli Amerikan belgesini ele geçirmek ve Yahudi Devleti"ne sizdirmaktir. Aslinda çogu kez Amerikalilar sahip olduklari istihbarati Israillilerle paylasirlar. Ancak yine de bazen bazi bilgileri kendilerine saklamayi tercih ettiklerinde, Israilliler bu tehlikeyi de bilgileri çalarak çözmektedirler. Ayrica Israilliler, kimi zaman dogal yoldan elde edebilecekleri bir bilgiyi de çalmayi tercih etmektedirler. Bunu bir tür güç gösterisi olarak görmektedirler çünkü.
Findley, Israillilerin Amerikan sistemi hakkindaki istihbaratinin ne ölçüde oldugunu gösteren ilginç bir olay anlatir. Buna göre, 1973"teki Yom Kippur savasinin ardindan Israilliler, Amerika"dan silah stoklarini doldurmasini isterler. O siralar Amerikan dis politikasi tamamen Kissinger"in kontrolündedir ve dolayisiyla Israil"in bu istegi hemen kabul edilir. Amerikalilar, Israil"e büyük bir silah sevkiyatina baslarlar. Israillilerin istekleri arasinda çok sayida 105 milimetrelik toplara sahip son model Amerikan tanklari da vardir. Ama Israillilerin istedikleri kadar tank, Amerikan ordusunun bile elinde yoktur. Bu nedenle Amerikalilar tank siparisinin bir kismini 90 milimetrelik toplara sahip olan bir önceki modelle tamamlarlar. Tanklar ellerine geçtiginde Israillilerin ilk isi, "bize külüstürleri yollamislar" diyerek Amerikalilara küfretmek olur. Ellerinde yeteri sayida 90"lik tank mermisi olmadigini farkettiklerinde ise daha da sinirlenir ve Amerikalilar"dan hemen bu cephane açiginin giderilmesini isterler. O siralar Pentagon"da görev yapan Thomas Pianka olayin devamini anlatirken, "istedikleri cephaneyi bulabilmek için ordunun tüm depolarini arastirdik. Elimizden geleni yaptik ama 90"lik mermi bulamadik. Bunun üzerine özür dileyerek durumu Israillilere bildirdik" diyor. Ancak bir iki gün sonra Israil"den çok ilginç bir cevap gelir: "Hayir, elinizde bu mermiden var. Hawaii"deki donanma silah deposunda 15 bin tane 90"lik mermi bulunuyor." Pianka bunun üzerine hemen Hawaii"ye baktiklarini ve gerçekten de orada Israillilerin söyledigi mermilerin bulundugunu gördüklerini söyleyerek söyle diyor: "Bizim kendimizin bulamadigimiz cephaneyi, Israilliler bulmuslardi." 41
Bu olay kuskusuz ilginç bir olaydir ve Israil"in Amerikan devlet ve ordu sistemi üzerinde sasirtici bir istihbarata sahip oldugunu göstermektedir. Bu istihbaratin üzerine bir de Israillilerin baski mekanizmasi eklenince, Israil istedigi herseyi elde eder hale gelmektedir. Findley, kitabinda bir askeri uzmaninin bukonuda yaptigi su yorumu aktarir:
Israil elçiligi sehirdeki diger herhangi bir elçilige göre çok daha etkilidir. Herhangi bir gün sizin gündeminizde ne oldugunu bilirler. Dün gündemde ne vardi, onu da bilirler. Yarin ne yapacaginizi da bilirler. Ne yaptiginizi ne söylediginizi en ince ayrintilariyla bilirler... Istedikleri bir seyi alamayinca, Israil yanlisi gazetelere durumu bildirirler. Bir süre sonra Disislerine ya da Savunma Bakanligi"na bir muhabir gelir ve bir sürü soru sorar. Sorular o denli detaylidir ki, yalnizca Israilli görevliler tarafindan gönderilmis olabileceklerini anlarsiniz. Bazen de baski dogrudan AIPAC"ten gelir.42Findley, her yeni üretilen Amerikan silahindan ya da askeri teçhizatlardan Israillilerin haberdar oldugunu ve bunu almak için hemen istekte bulunduklarini yaziyor. Pentagonlu yetkililer çogu kez Israil"in bu istegine direnirler, çünkü üretimi yapilan silah ya da teçhizat henüz Amerikan ordusuna yetecek kadar çok üretilmemistir. Ancak bu tür olaylarin hemen hepsinde, Beyaz Saray"dan gelen emir, "ne istiyorlarsa verin" olmustur. Eski bir Disisleri yetkilisi söyle demektedir: "Kaç kez Amerika"nin Israil"den sir saklamaya çalismaktan vazgeçmesi gerektigini söyledim. Çünkü yarari olmuyor. Birakalim istedikleri herseyi alsinlar. Ne zaman sir saklamaya çalissak, geri tepiyor." 43
Israillilerin istihbarat çalismalari, Amerikan yetkililerini gizlice dinlemeye kadar uzanmaktadir. 1954"de ABD Büyükelçisi"nin odasina Israilliler tarafindan gizli mikrofon yerlestirildigi, iki yil sonra ayni yöntemin Amerikan askeri atesesine de uygulandigi ortaya çikmisti. Bazi yetkililer, Israillilerin bu yöntemi daimi olarak uyguladigina emindirler. Bir Disisleri yetkilisinin görüsleri söyledir:
Bütün sehri dinlediklerini varsayarak hareket etmek zorundayiz. Isim sirasinda, son derece gizli bazi bilgilerin, bu bilgileri bilmemesi gereken insanlar tarafindan konusulduguna çok kez rastladim. Onlara, bu bilgiyi edinmek için bizi kim dinliyor, diye sordugumda hep kesinlikle bunu kendilerinin yapmadiklarini söylüyorlardi... Basarilarini kabul etmek zorundayiz. Mossad, sisteme nasil sizacagini çok iyi biliyor.44Findley, kitabinda Amerikan donanmasinda Amiral Moorer"in yasadigi ilginç bir olayi da aktarir. 1973"teki Arap-Israil savasi sirasinda, Israil askeri atesesi Mordecai Gur, Moorer"in ofisine gelmis ve havadan karaya atilan Maverick adli yeni anti-tank füzeleriyle donanmis avci uçaklari istemistir. Maverick yeni üretilmis bir füzedir ve Amerikan ordusunun elinde de henüz az sayida vardir. Ayrica bu silahin disari verilebilmesi için Kongre"nin özel onayi gerekmektedir. Moorer, tüm bunlari Gur"a anlattiginda su cevabi alir: "Sen uçaklari bir an önce hazirla, biz Kongre"yi hallederiz." Moorer"in söyledigine göre, Gur, gerçekten de Kongre"yi "halletmis" ve Amerika"nin Maverick füzeleriyle donanmis tek uçak filosu kisa bir süre sonra Israil"e yollanmistir. Moorer, o siralar basi Watergate"le dertte olan Baskan Nixon"in da olaya müdahale edemedigini söyler ve ekler:
Ancak zaten simdiye kadar Israil"e karsi koyabilmis bir Baskan"a rastlamadim. Her zaman istedikleri seyi alirlar. Zaten burada neler olup bittigini de her zaman bilirler. En son olarak hiçbir önemli bilgiyi yaziya dökmemeye karar verdim. Eger Amerikan halki, bu insanlarin bizim hükümetimiz üzerinde ne gibi bir etkiye sahip oldugunu bilseydi, silahli bir ayaklanma baslatabilirdi. Bu ülkenin yurttaslari, neler döndügünden habersizdirler.45Israil"in Amerikan devlet sistemi—Kongre, Beyaz Saray, Disisleri, Pentagon gibi—üzerinde bu denli güçlü bir denetim kurmus olmasi kuskusuz son derece çarpici bir gerçektir. Bu bizlere, Yahudi Devleti"nin sol literatürde sikça söylendigi gibi "Amerika"nin bekçi köpegi" olmadigini, aksine kendi bagimsiz hedefleri için Amerika"yi kontrol altina almaya çalistigini ve bunu büyük ölçüde de basardigini gösterir. Öyle ki Paul Findley, They Dare to Speak Out"un, "America"s Intifada" baslikli son bölümünde, ABD"nin Israil egemenliginden kurtulmak için büyük bir baskaldiri, bir "intifada" baslatmasi gerektiginden söz eder.
Ancak Israil"in Amerika üzerindeki sözkonusu egemenligi, yalnizca Amerikan devlet sistemi üzerindeki denetime dayanmamaktadir. Yahudi Devleti, Amerika içindeki uzantilarini kullanarak, Amerikan toplumunu da denetim altinda tutar. Bu toplumsal kontrolün farkli araçlari vardir. Ilerleyen sayfalarda bunlara deginecegiz.
B"nai B"rith"in Kirli TarihiAmerika"daki yahudi örgütleri arasinda, B"nai B"rith özel bir yer tutar. "Ahit"in Çocuklari" anlamina gelen ve yalnizca yahudileri üye kabul eden örgüt, Amerika"daki yahudi gücünün farkli bir boyutunu olusturur.
B"nai B"rith 1843 yilinda bir grup Amerikali yahudi tarafindan kuruldu. Örgüt, yalnizca yahudilerden olusan bir mason locasi görünümündeydi. Amerika"daki mason localarinin ilk kuruculari olan yahudiler (bkz. 2. bölüm), kendilerine has bir loca kurmaya karar vermislerdi. "Yahudi Ansiklopedisi" Encyclopaedia Judaica, "B"nai B"rith tarafindan benimsenmis olan gizlilik, ketumiyet gibi özellikler ve pek çok ritüelin masonik çalismalardan etkilendigine kusku yoktur. B"nai B"rith yahudi toplumunun içinde masonlugun bir benzeri olma amaci tasimistir" diye yaziyor.46
Nitekim B"nai B"rith kuruldugu tarihten bu yana sürekli olarak mason localari ile isbirligi, hatta ittifak içinde bulundu. Bu ittifakin, 2. bölümde inceledigimiz ve asil amaci Mesih Plani"ni gerçeklestirmek olan yahudi önde gelenleri-masonlar Ittifaki"nin bir yansimasi oldugunu söyleyebiliriz.
Amerikan EIR (Executive Intelligence Review) grubunun yazdigi The Ugly Truth about the ADL (ADL Hakkindaki Çirkin Gerçek) adli kitapta, B"nai B"rith"in kuruldugundan bu yana düzenledigi bir takim "kirli" operasyonlar anlatilir (ADL, B"nai B"rith"in bir koludur, birazdan ona da deginecegiz). Bunlarin bir tanesi, B"nai B"rith"in Baskan Lincoln suikastinde oynagi roldür...
Bu olayin arkaplanini görmek için Amerikan Iç Savasi"na bir göz atmakgerekir. Savasta taraf olan Kuzey ve Güney arasindaki en büyük sürtüsme, bilindigi gibi kölelik meselesiydi. Kuzey köleligin kaldirilmasini isterken, büyük çiftlik sahiplerinin denetiminde olan Güney köleliligin kaldirilmasina siddetle karsiydi. Iç savas içinde Amerikan yahudilerinin tümüyle bir tarafin yaninda yer aldigini söylemek mümkün degildir; yahudilerin önemli kismi, cografi yönden içinde bulunduklari tarafi desteklemislerdir. Ancak büyük yahudi örgütlerinin, dolayisiyla en basta da B"nai B"rith"in, taraf tuttugu kesindir. Güney"i tutmuslardir çünkü güneyli çiftlik sahiplerine sunulan kölelerin önemli bir bölümü yahudi tüccarlarinin sermayesidir (bkz. 1. bölüm), bu köleleri çalistiran çiftlik sahiplerinin de kayda deger bir bölümü yahudidir. Bu nedenle, yahudi toplumunun bir bütün olarak herhangi bir tarafi tuttugu söylenemez, ancak yahudi örgütleri, yahudi önde gelenleri, Güney birlikleriyle ittifak etmislerdir. Güney Konfederasyonu içinde yer alan Judah P. Benjamin gibi yahudi liderlerle, Kuzeyli yahudi liderler arasinda gizli bir iletisim kurulmustur.
Lincoln suikastine kadar uzanan sözkonusu ittifakin kilit isimlerinden biri, iç savas sirasinda Washington"da avukatlik yapan Simon Wolf adli B"nai B"rith üyesidir. Daha sonraki yillarda uzunca bir dönem B"nai B"rith"in baskanligini yapan Wolf"un gizli faaliyetleri 1862 yilinda ilk kez ortaya çikar. Bu yil, Wolf, o siralar Washington dedektiflik bürosunun sefi olan ve daha sonraki yillarda Lincoln"un kuracagi Amerikan gizli servisinin baskanligini yapan La Fayette C. Baker tarafindan tutuklanir. Tutuklamanin sebebi, Wolf"un Güney adina casusluk yaptigi yönündeki duyumlardir. Olayin daha genis bir yönü de vardir: Baker, bir süre sonra, Wolf"un Güney adina gizli faaliyetlerde bulunan bir "gizli örgüt"ün üyesi oldugunu açiklar. Bu örgüt, B"nai B"rith"dir. Bu konuda ortaya çikan delillerin üzerine, Kuzey ordusunun komutasini yürüten General Ulysses S. Grant, 11 numarali emrini yayinlayarak ordudaki tüm yahudilerin 24 saat içinde görevlerinden ayrilmalarini ister. General bir "yahudi düsmani" degildir ama önde gelen Kuzeyli yahudilerin Güney"e gizli destek verdiklerine dair ortaya çikan açik deliller üzerine bu karari almistir. Ancak Baskan Lincoln, böyle bir uygulamanin etnik ayrimcilik yaratarak huzursuzluk doguracagini söyler ve Grant"ten emri geri almasini ister.47
Simon Wolf ve onun ardindan tutuklanan öteki B"nai B"rith üyeleri de bir süre sonra kurtulurlar ve Kuzey"in zaferinin ardindan, iç savas sirasinda yasanan sözkonusu B"nai B"rith-Konfederasyon ittifaki unutulur. Ama ne B"nai B"rith ne de bu örgütün önemli ismi Simon Wolf, Kuzey"e olan nefretlerini unutmazlar. Bunun en çarpici göstergesi, Wolf"un Lincoln"u vuran tetikçiyle, yani John Wilkes Booth"la olan iliskisidir. B"nai B"rith"in yayinladigi Simon Wolf: Private Conscience and Public Image adli Wolf biyografisinde bile gizlenmeyen bu iliski, son derece yakin bir iliskidir ve anlasildigina göre, tetikçi John Wilkes Booth,"vur" emrini Wolf"tan almistir. Bu ikilinin Lincoln"in vurulacagi gün, suikastten bir kaç saat önce Willard Hotel"de bulusmalarinin baska açiklamasi yok gözükmektedir.48
B"nai B"rith, Masonluk ve Ku Klux Klan...The Ugly Truth about the ADL"de üzerinde durulan konularin basinda az önce sözünü ettigimiz B"nai B"rith-masonluk isbirligi gelir. Kitapta anlatildigina göre, ilk baslarda Ingiltere masonluguna bagli olarak gelisen Amerikan masonlugu, 1801"de "Eski ve Kabul Edilmis Iskoç Ritinin Süleyman Tapinagi Sövalyeleri"nin Süprem Konseyi"nin Kudüs Prenslerinin Büyük Konseyi" olarak yeniden örgütlenir. Bu localarin üyeleri arasinda çok sayida yahudi göze çarpmaktadir ve B"nai B"rith"in 1843 yilinda kurulmasindan sonra, yahudi olmayan masonlarla mason olan yahudileri barindiran bu iki örgüt, güçlü bir ittifak kurar. Bu ikili ittifak, Amerika"daki köle ticaretini elinde tutar. Iç savasta Konfederasyona birlikte destek olurlar. Daha sonra Lincoln suikastine karismalarinin nedeni de budur. (Lincoln"ün de mason oldugu yönünde masonlarca sik sik öne sürülen bir tez vardir. Ancak bu bir dezinformasyon, yani yanlis bilgilendirmedir. Emekli Büyükelçi Ismail Berduk Olgaçay, Tasmali Çekirge adli kitabinda Lincoln"ün mason olmadigini, ancak kasitli olarak masonlarca öyle tanitildigini yazar.)
Bu iki müttefikin,yani B"nai B"rith ve masonlugun kölelikten yana olmalarinin ardinda, ekonomik çikarlarinin yanisira, ideolojik görüsleri de önemli bir yer tutmaktadir. Kitabin ilk bölümünde, siyah irki asagi gören düsüncenin kökeninin yahudi kaynaklari oldugunu, zenci düsmanliginin yahudi ögretisinden dogdugunu birlikte görmüstük. Yahudi ögretisine siki sikiya bagli olan B"nai B"rith ve masonluk ikilisi, bu zenci aleyhtari düsünceyi korumuslardir. Köleligin kaldirilmasindan sonra zenci düsmanliginin körüklenmesinde de bu ikilinin büyük rolü vardir.
Bunun en açik göstergesi, Amerika"daki zenci düsmani akiminin en önemli temsilcisi olan ünlü Ku Klux Klan örgütünün B"nai B"rith-masonluk ittifakiyla olan iliskisidir. Klan, 1860"larda Tennessee"de Iskoç ritine bagli bir grup mason tarafindan kurulmustur. Örgüte katilanlar arasinda da, iç savasöncesi kurulmus olan "Knights of the Golden Circle" (Altin Çember Sövalyeleri) adli mason locasinin üyelerinin çoklugu dikkat çeker. Hem Knights of the Golden Circle hem de Ku Klux Klan örgütlerinin en büyük finansal destekçileri ise B"nai B"rith üyesi ünlü yahudi finansör Judah P. Benjamin"dir.49
Amerikali tarihçi John J. Robinson da, masonlugun kökenlerini konu edindigi Born in Blood: The Lost Secrets of Freemasonary adli kitabinda Klan"in masonik özelligine deginir. Robinson"in yazdigina göre, iç savasi kaybeden bir grup Güneyli, zenci özgürlügüne karsi savasmak için gizli bir örgüt kurmaya karar verir. Bu Güneylilerin çok büyük bölümü masondur ve beyaz egemenligini korumak için kurduklari örgütü de masonik ritlere uygun olarak sekillendirirler. Locanin sembolü olan "çember"i yeni kurduklari örgütün toplantilarina da uygularlar. Bu nedenle de örgütlerini ifade etmek için "çember"in Yunanca"daki karsiligi olan "kuklos" sözcügünü kullanirlar. "Kuklos" bir süre sonra, "Ku Klux" haline gelir ve örgütün adi da "Ku Klux Örgütü" anlamina gelen "Ku Klux Klan"a dönüsür. Masonluktaki pek çok sembol ve ritüel Klan"a da aktarilir; el isaretleri, gizli sifreler, el sikisirken verilen sinyaller ve kutsal yeminler... Robinson"in yazdigina göre, ilk yillarda bazi Ku Klux Klan üyeleri, Klan ile masonluk arasindaki iliskiyi açikça ilan etmislerdir.50 Robinson, Klan"in 1930"lu yillardaki hizli yükselisinin de, Katolikler tarafindan dogrudan masonlugun bir etkisi olarak yorumlandigina dikkat çeker. (Katolikler, Klan"in siyahlardan sonra bir ikinci hedefi olmuslardir.)
Masonlugun Ku Klux Klan"in kurucusu olmasi, localarin siyah insanlara karsi takindigi geleneksel antipatik tavri da açiklamaktadir. Robinson"in yazdigina göre, masonlar aralarina siyahlari kabul etmemek konusunda genellikle çok hassastirlar ve örgütteki siyahlarin sayisi, tüm üyelerin yüzde biri kadar bile degildir. Bunun yanisira, günümüzde Amerika"da yalnizca zencilerin üye oldugu bazi mason localari vardir; ama bunlar beyaz masonlar tarafindan kabul görmemektedirler.51
Masonluk ve B"nai B"rith arasindaki ittifak, Ku Klux Klan gibi örgütlerle de sürmüstür ve halen de sürmektedir. Ancak 1913 yilinda B"nai B"rith kendi bünyesinde yeni bir örgüt kurmus ve az önce degindiklerimize benzer kirli isleri de bu örgüte devretmistir. Bu örgüt, Anti-Defamation League of B"nai B"rith, yani "B"nai B"rith"in Asagilanmaya Karsi Direnme Birligi" adini tasir. Kisaca ADL olarak bilinen örgüt, antisemitizmle savas adi altinda bir tür "düsünce polisi" islevi görmektedir. B"nai B"rith"in masonlukla olan geleneksel ittifakini da asil olarak ADL sürdürmektedir.
Bu nedenle, Amerika"nin düzenini daha yakindan taniyabilmek için, mutlaka ve mutlaka ADL"yi incelemek gerekmektedir.
ADL; Lobinin Toplumsal Denetim MekanizmasiAmerikalilarin çogu ADL"nin (Anti-Defamation League of B"nai B"rith) adini duymamistir, ancak duyanlar, örgütün ne denli güçlü ve "belali" oldugunu bilirler. Bu nedenle de ellerinden geldigince ADL"ye "bulasmamaya" özengösterirler. Çünkü örgüt uzun yillardir bir tür düsünce polisi olarak çalismakta, Israil aleyhine konusan Amerikalilari çesitli baski ve yildirma yöntemleriyle susturmaktadir.
ADL, sözde yahudileri asagilanmaktan kurtarmak, yani yahudi düsmanligi ile savasmak için kuruldu. Ama örgüt, Israil ya da Amerikali yahudiler hakkinda söylenen en ufak bir sözü bile "yahudi düsmanligi" olarak algiliyor ya da gösteriyordu. Geçmis yillarda yüzlerce Amerikali ADL tarafindan; antisemit, irkçi, neo-Nazi ve de psikopat olmakla suçlanmis ve yahudi kontrollü medya tarafindan da damgalanmistir.
Amerika"daki yahudi lobisinin etkisine karsi koymak için kuruldugunu ilan eden "Liberty Lobby" (Bagimsizlik Lobisi) adli kurulus, yayinladigi White Paper on the ADL adli kitapçikta, ADL"nin Israil Devleti ve Mossad"la olan iliskilerinden söz eder. Bu konuda ortaya çikan bilgiler, ADL"nin Mossad"in bir uzantisi oldugunu göstermektedir. Kitapçikta, bu noktadan hareketle bir önemli baglanti daha kurulur; ADL ve Jewish Defence League adli örgüt arasindaki iliski!...
Jewish Defence League (Yahudi Savunma Birligi), son derece radikal, hatta terörist bir örgüttür. Haham Meir Kahane tarafindan kurulan ve Israil"de de "Kach" adi altinda örgütlenen JDL, basta Araplar olmak üzere tüm "Israil düsmanlari"na hem Amerika"da hem de Israil"de pek çok kanli saldiri düzenlemistir. (Kahane"nin ölümünün ardindan bir de "Kahane Chai" adli ikinci bir fraksiyon dogdu). Örgütün slogani "en iyi Arap, ölü Arap"tir" seklinde özetlenir. 1994 yilinda El-Halil kentindeki Ibrahim Camii"nde namaz kilan müslümanlari topluca tarayan Baruch Goldstein de bir Kahane müridiydi. Bazilari, fasist yöntem ve ideolojisi nedeniyle JDL"yi ve onun türevi olan diger bazi yahudi örgütlerini, "judeo-Nazi" olarak tanimlamaktadir.
Bu noktada önem kazanan soru, JDL"nin bu terörist faaliyetlerinin Israil devleti ile bir ilgisi olup olmadigidir. JDL"nin terörist faaliyetleri, yillar boyu hem Israil otoriteleri, hem de yahudi lobisinin önde gelenleri tarafindan kinanmakta ve bu terörist örgütün Israil ve lobiye ragmen eylem yaptigi vurgulanmaktaydi. Oysa bu açiklamalar, yalnizca göz boyamak içindi; JDL Israil yönetiminden ve Mossad"dan aldigi emirleri uyguluyordu. Bu gerçek, Amerikali yahudi gazeteci Robert I. Friedman"in Kahane"yi konu edinen The False Prophet adli kitapta delillendirildi. Kahane ve örgütünü yillarca incelemis olan Friedman, JDL"nin ilk kuruldugu günden bu yana üçlü bir komite tarafindan yönetildigini ortaya çikardi. Bu üçlü komite, örgütün görünüsteki lideri olan Kahane"ye direktif vermekteydiler. Üçlü komitedeki isimler ise oldukça ilginçti: Örgüt kuruldugunda Mossad operasyon sefi olan ve sonradan Basbakanliga kadar yükselen Yitzhak Samir, sag kanat Israil politikacisi ve Gush Emunim"in önemli ismi Geula Cohen ve ADL"nin üst düzey yöneticilerinden Bernard Deutch!...52
Bu üçlü komitenin JDL"yi yönlendirmelerinin bir örnegi, 1969 yilinda Israil"den örgüte yollanan hedef degisikligi emriydi. O tarihe kadar Amerika"dakizenci örgütlerine karsi eylem düzenleyen Kahane, Ocak ayinda Tel-Aviv"den gizlice gelen bir kurye ile görüsmüstü. Kurye, Kahane"ye artik bir numarali hedef olarak Sovyetler Birligi temsilciliklerini belirlemeleri gerektigini söylemisti. Sebep, Sovyet yönetiminin ülkedeki yahudilerin Israil"e göç etmesine izin vermemesiydi. Kahane"ye bu mesaji gönderenler, Friedman"in deyimiyle "Israilli ve Amerikali yahudi is adamlari, emekli Israil subaylari ve üst düzey Mossad görevlilerinden olusan bir grup"tu. Kurye, JDL militanlarina Mossad tarafindan Israil"de askeri egitim verilecegini de haber vermisti. Sözkonusu egitimin idaresini üstlenen kisi ise o zaman Mossad subayi olan Yitzhak Samir"di.53
Tüm bunlar, bize, JDL"nin gerçekte Mossad tarafindan perde arkasindan yönetildigini göstermektedir. Diger bir Mossad uzantisi olan ADL ise dogal olarak JDL"yle gizli bir isbirligi içindedir. ADL yöneticisi Bernard Deutch"un JDL"yi koordine eden üçlü komitede yer aliyor olusu, bunun bir diger göstergesidir. Eski Mossad ajani Victor Ostrovsky de, Mossad"in; Kahane takipçileri, ADL ve hatta AIPAC ve UJA (United Jewish Appeal) ile "direk baglantilar" içinde oldugunu yazar.54
ADL ve JDL arasindaki isbirligi ise hedef gösterme ve vurma yönünde bir isbölümü niteligindedir. White Paper on the ADL"de, ADL"nin Amerikan toplumu içinde "yahudi aleyhtari" olduguna karar verdigi kisi ve kurumlari tespit edip "kara liste"ye aldigini, bu listedeki isimlerinde JDL militanlarinin saldirilarina hedef olduguna dikkat çekiliyor. JDL"nin fiili saldirilari ile karsi karsiya kalanlar arasinda, en basta Müslüman ve Arap kuruluslari ya da "Yahudi Soykirimi"ni yalanlayan Institute for Historical Review gibi (bkz. 5. bölüm) akademik merkezler yer almaktadir. Bu hedefler, ADL tarafindan belirlenmekte, JDL tarafindan vurulmaktadir. Bir baska deyisle, Jewish Defence League, bir anlamda ADL"nin "cephe" fraksiyonu, bir tür "ADL- C"dir.
| Israil yöneticileri ve yahudi lobisi tarafindan sürekli olarak kinanan Meir Kahane"nin kurdugu Jewish Defence League ve onun Israil"deki karsiligi olan Kach ve Kahane Chai (Kahane Yasiyor) örgütleri, gerçekte Mossad ve ADL tarafindan kurulmus ve yönlendirilmistir. Yanda, Amerika"daki bir yaz kampinda egitim gören "Kahane Chai" örgütünün gen militanlari... |
ADL"nin hedef göstermek için seçtigi Amerikalilar ise oldukça ilginç bir yöntemle tespit edilir: Örgüt, "Israil düsmanlari"na karsi daha etkin mücadele etmek için, yasadisi bir "fisleme" yöntemi uygulamis ve bunun için de FBI ve CIA"dan bazi görevlileri rüsvetle satin almistir. Bu konu, 1993 baharinda patlak veren bir skandalla ortaya çikti. 8 Nisan"da California eyaleti polisleri, ADL"nin Los Angeles ve San Francisco subelerine baskin düzenlemis ve tüm evraklara el koymustu. Ayni gün savcilik 800 sayfalik bir sorusturma raporunu basina dagitti. Ancak hiçbir etkili medya kurulusu konu hakkinda haber yapmadi. Oysa sorusturma sonucunda ortaya çikan bilgiler çok ilginçti: ADL, yaklasik 100 politik organizasyon ve 10 bin Amerikan yurttasi hakkindaki son derece özel bilgileri, kanunlari ihlal ederek, hem de FBI ve CIA"nin cesaret edemedigi yöntemleri kullanarak dosyalamisti. Bunun için de FBI"da görevli olan pek çok istihbaratçiya rüsvet vermisti. Bu FBI mensuplari, zaman zaman ADL tarafindan Israil"e düzenlenen bedava turlara da katiliyorlardi.
Aslinda ADL"nin FBI"yla ilgisi, 1960"li yillardan beri sürüyordu. II. Dünya Savasi"nin ardindan ADL yöneticileri ile FBI sefi Edgar J. Hoover arasindaki çok yakin bir iliski kurulmustu. 1960"li yillarda ise ADL, siyah lider Martin Luther King hakkinda elde ettigi bilgileri Hoover"a ileterek FBI için ajanlik yapti.55 (O siralar "insan haklari savunucusu" gözüken ADL, Martin Luther"le çok içli-disliydi). Edgar Hoover"in yüksek dereceli bir mason, hatta "Tapinakçi" ve de homoseksüel olduguna ise bir önceki bölümde deginmistik.
ADL"nin bir baska kirli yöntemi daha vardir: Yapay antisemitizm üretmek... Bu örgütün Amerika"da antisemitizmle savasmak iddiasiyla kuruldugunu belirtmistik. Yaptigi düsünce kontrolünün, Israil"i elestirenler üzerinde kurdugu baskinin tek dayanagi, "antisemitizm tehdidi" iddiasidir. Dolayisiyla ADL, antisemitizmin varligina muhtaçtir. Bu yüzden de, antisemitizm olmadigi yerde, onu üretme yoluna gitmektedir. (Bu geleneksel yöntemin Israil devleti tarafindan da yogun olarak kullanildigini bir sonraki bölümde görecegiz.) ADL"nin ürettigi yapay antisemitizmin ilginç bir örnegi, ADL üyesi Arnold Forster"in yillar önce bir sinangogun duvarlarina gamali haçlar çizerken yakalanmasiydi. Benzer taktikler ADL"nin "cephe" örgütü JDL tarafindan da kullanilmaktadir: Associated Press"te yer alan bir habere göre, JDL"nin Bati Yakasi liderlerinden Irving Rubin, kuzey Hollywood"da Beth Sar Shalom adli yahudi dini merkezinin bombalanmasi olayinda rol oynadigina dair ipuçlari üzerine tutuklanmis, delil yetersizliginden serbest birakilmistir. ADL"nin yapay antisemitizm üretmek için kullandigi kanallardan birisi de, az önce degindigimiz gibi bir B"nai B"rith-masonluk ürünü olan Ku Klux Klan"dir. The Ugly Truth about the ADL"de, ADL"nin Ku Klux Klan gösterileri düzenlettigi ve buralarda özellikle yahudi aleyhtari sloganlar attirdigina dair bilgiler yer almaktadir. Bir JDL lideri olan Mordechai Levy, Philadelphia"da Ku Klux Klan ve Amerikan Nazi Partisi"nin ortak bir miting düzenlemesini organize etmistir!...56
ADL; Sekülerizmin Amerika"daki BekçisiTüm bunlarin yanisira, ADL"nin belki de en büyük icraati, Amerika"da sekülerizmi güçlendirmek ve genisletmek oldu. Bu yolda ADL"nin en büyük destekçisi ise her zaman oldugu gibi masonlardi.
The Ugly Truth about the ADL"de, ADL"nin, Iskoç Riti masonlugu ile birlikte, "Amerika"yi paganlastirma" yönünde uzun bir mücadele verdigi anlatiliyor (pagan: putperest). Buna göre, bu ikili, Amerika"da Hiristiyanligi toplum hayatinin tümünden çikarmak ve din-aleyhtari bir laiklik yerlestirmek hedefindedir. Bu yönde simdiye dek atilmis olan adimlar, hep bu ikilinin çabalarinin sonucudur. Masonluk ve ADL isbirligi, Amerika"yi Hiristiyanliktan koparmak ve yerine "seküler hümanizm", yeni dinler ya da "Yeni Çag" (New Age) gibi ögretiler yerlestirmek amacina yöneliktir.
ADL"nin masonlarla olan isbirligi, en çok Yüksek Mahkeme kararlarinda ortaya çikmistir. Amerikan hukuk sisteminin en üstünde yer alan Yüksek Mahkeme (Supreme Court), bizdeki Anayasa Mahkemesi"nin islevini görür; çikarilan kanunlarin Anayasa"ya uygun olup olmadigina karar verir. Mahkemenin en önemli özelliklerinden biri ise üyelerinin çok büyük bölümünün mason olusudur. Loca görünümündeki bu "anayasa mahkemesi"nin en büyük misyonlarindan biri ise laikligin güç ve etkisini genisletmektir. Mahkemenin tarihi, dinin toplum hayatindan tamamen çikarilmasina yönelik kararlarla doludur. Yüksek Mahkeme"nin bu konuda aldigi kararlar arasinda; devlet okullarinda her sabah yapilmasi önerilen duayla ilgili kanunun iptali, dini sembollerin kamu alanlarinda kullanilmasinin yasaklanmasi, dini bayramlarin kutlanmasinin yasaklanmasi, devlet okullarinda siniflarda Kutsal Kitap bulundurulmasinin yasaklanmasi, normal mahkemelerin dua ile açilmasinin yasaklanmasi gibi örnekler yer alir. Mahkeme"nin bu konudaki bakis açisi, Iskoç Ritine bagli 33. dereceden mason olan Hugo Black"in 10 Subat 1947 yilindaki bir açiklamasinda özetlenmistir. Black söyle demistir: "Anayasada bir dinin devlet eliyle tesis edilmesini yasaklayan madde, gerçekte din ile devlet arasinda kalin bir duvar örülmesini gerektirmektedir."
Yüksek Mahkeme"nin bu sekülerizm misyonunun en büyük destekçisi ise yillardir ADL"dir. Iki ADL üyesi, Jill Donnie Snyder ve Eric K. Goodman"in kaleme aldiklari Friend of the Court, 1947-1982 adli kitapçikta da açikça belirtildigi gibi ADL "din ve devlet arasindaki kalin duvar"in basta gelen savunucusudur ve Mahkeme"nin dini toplum hayatindan çikarmaya yönelik uygulamalarinin hepsini büyük bir heyecanla desteklemektedir. Hatta kitapçikta yazildigina göre, ADL sözkonusu "duvarin daha da kalinlasmasindan" yanadir. Okullardaki din derslerinin kaldirilmasi ve benzeri uygulamalarin basta gelen savunucusu olan örgüt, çok defalar "ispiyonculuk" görevini de üstlenmis ve laiklige aykiri buldugu yerel bazi uygulamalari Yüksek Mahkeme"ye sikayet etmistir. ADL, Hiristiyanligi toplum yasamindan çikarmak için bu denli ugrasirken, bir yandan yeni türeyen bir takim sapkin dini akimlara da var gücüyle destek olmaktadir. Dindarlarin, bu örgütü "Amerika"yi paganlastirmak"la suçlamalarinin nedeni budur.57 Masonluk ve basta ADL olmak üzere yahudi lobisi, Amerika"nin "zinde güçleri" konumundadirlar...
Yahudi önde gelenleri ve masonluk arasindaki Ittifak"in Amerika"yi daha da sekülerlestirmek istemelerindeki amaç açiktir. Amerika"nin bir "hiristiyan" topragi olmasini degil, adi konmamis da olsa bir "yahudi topragi" olmasini hedeflemektedirler. Aslinda, sekülerizmin, ya da daha yerinde bir ifadeyle Yeni Seküler Düzen"in (Novus Ordo Seclorum) üretilmesindeki gerçek amacin bu oldugunu söyleyebiliriz. 2. bölümde Ittifak"in hiristiyan dini otoritesine karsi giristigi uzun savasi ve bu savasin bir parçasi olarak ürettigi sekülerizmi incelemistik. Amerika"da ya da baska bir yerde yapilan "daha da sekülerlesme" hareketleri, bu büyük planin, tüm dünyayi kapsayan bir yahudi egemenligini öngören Mesih Plani"nin birer parçasidir. Yahudi egemenligi, bu egemenlige temel prensipleri nedeniyle karsi çikacak olan diger dinleri tasviye etmeye çalismaktadir.
Ancak burada ilginç bir istisnanin varligindan söz etmek gerekiyor: Yahudi egemenligi, genel olarak diger dinlerin zayiflatilmasini gerektirirken, bazi Hiristiyan mezhepleri bu kuralin disinda kalmaktadir. Çünkü bu Hiristiyan, daha dogrusu Protestan mezhepleri, Yahudilik"ten etkilenmis, yahudi dini kaynaklarini benimsemis ve yahudi dünya egemenligi hedefini de onaylamis durumdadirlar. Kitabin önceki bölümlerinde, en basta Püritenlik ve onun türevleri olan bazi Hiristiyan mezheplerinin yahudilere olan ilginç bagliligina ve Mesih Plani"na verdikleri destege deginmis, bu mezheplere bagli kisilerin "Hiristiyan Siyonistler" sifatini kazandiklarini görmüstük.
Iste yahudi egemenligine engel çikarmayan, aksine onu destekleyenler, sözkonusu "Hiristiyan Siyonistler"dir. Ve bu "judaizer" mezheplere bagli olanlar, geçmiste Mesih Plani"ni destekledikleri gibi bugün de desteklemektedirler. Amerika"nin üzerindeki yahudi egemenliginin önemli bir boyutu da budur.
Dolayisiyla simdi, modern Hiristiyan Siyonistleri ya da bir baska deyisle çagdas Püritenleri incelemek gerekmektedir.
Amerika"nin Çagdas PüritenleriSiyasi Siyonizm"in ilk büyük önderi olan Theodor Herzl, ilk siyonist Kongre"yi 1897 yilinda Isviçre"nin Basel kentinde toplamisti. Bu ilk kongrenin ardindan hizla gelisen Siyonist hareket, 3. bölümde inceledigimiz gibi önündeki engelleri bertaraf ederek hedefine, yani Yahudi Devleti"ne yürüdü.
198 |