Editor Login | Register
Ekle

> Yaşam > Tarih
Dünyânın Çehresini Belirleyen Kadınlar - Tarih - Yaşam -
Cevher68
(Date : 23.11.2007 16:42:15)


Dünyânın Çehresini Belirleyen Kadınlar

Son zamanların izlenme rekorlarını kıran Troy filmi pek çok şeyi tekrar düşünmemizi sağladı, bunlardan bir tânesi de: kadınların dünyânın çehresini belirlemedeki rolü. Örneğin Heredotos Târihi’ne baktığımızda insanlık târihine damgasını vuran hemen her savaşta kadınların ayartıcı gücüne ilişkin birşeyler karşımıza çıkıyor. Pascal da der ki: “bir aşkın sebebi veya sonucu olan bir şey tüm dünyânın gidişâtını değiştirebiliyor. Kleopatra’nın burnu daha kısa olsaydı, bugün bütün dünyânın çehresi başka türlü olurdu.” (Düşünceler; syf: 79-80) Oysa ki son birkaç asırdır hiçbir kadının ayartıcı gücü savaş çıkarmaya ve/veya durdurmaya yetmiyor. Erkekler mi kendilerine hâkim olmaya başladı yoksa kadınlar mı bu güçlerini yitirdi? Bilmem..

Medyada Pâris ile Truvalı Helen’le ilgili onlarca yazı çıktı da ortak insanlık târihine damgasını vuran aşk ve savaş hikâyelerinden hiçbirinin adı geçmiyor. Geçenlerde Pascal’ın Düşünceler’ini tekrar okuyordum, demin aktardığım bu sözü târih bilgilerimi tazelememe teşvik etti. Hem üstelik bir de Troy filminin düşündürdükleri vardı ki tüm bunlar küçük bir araştırma yapmamı sağladı. Bakınız şu Kleopatra neler yapmış neler:

*

M.Ö. 51-30 yılları arasında hükümdarlık yapan ve kendisini güneş tanrısı Râ’nın kızı olarak kabûl ettiren Kleopatra M.Ö. 168’den bu yana Roma’ya bağlı Mısır’da babasının ölümü üzerine kardeşi XIII Ptolemaios’la birlikte tahta çıkar. Ne var ki kısa bir zaman sonra aralarında iktidâr çekişmeleri başlar ve XIII. Ptolemaios, Kleopatra’yı tahtan uzaklaştırır. Kleopatra da kadınlığını ve güzelliğini bir silâh olarak kullanarak o sırada İskenderiye’de bulunan Caesar’dan yardım ister. Caesar’a babasının aslında kendisini tahtın vârisi olarak gösterdiğini, eğer tahta çıkarsa Roma ile Mısır’ın; Batı ile Doğu’nun birleşerek dev bir imparatorluğa dönüşebileceklerini söyler, Caesar da Kleopatra’nın yardım talebine olumlu karşılık vererek ordularını toplayıp XIII. Ptolemaios’a savaş açar ve bu savaşı kazanır, daha sonra da Kleopatra’yı öbür kardeşi XIV. Ptolemaios’la birlikte tahta çıkarır.

Caesar, Roma’ya döndüğünde Kleopatra, Caesar’dan Ptolemaios Caesar isimli bir erkek çocuk doğurur. Bundan habersiz Caesar, Roma’da zafer kutlamalarıyla eğlenirken XIV. Ptolemaios’la birlikte Kleopatra da Roma’ya gelir ve ona çocuğu olduğunu bildirir. Caesar da onları sarayına yerleştirir, Venüs Genetris tapınağına Kleopatra’nın altından bir heykelini diktirtir ve hızla karısından ayrılarak Kleopatra’yla evlenir.

Caesar’ın M.Ö. 44’te rakipleri tarafından hunharca öldürülmesi üzerine Kleopatra da kendi tahtını kaybedebileceği endişesine kapılır; Caesar gibi bir lîderin himâyesini artık kaybetmiştir. Apar topar Mısır’a döner. Bu sırada Roma’da bir iç savaş patlak verir, bu savaş on beş yıl kadar sürecektir. Bu sıralarda Caesar’ın yasal vârisi olarak kabûl edilen Octavianus’un sağlık durumunun bozuk olduğu gerekçesiyle Marcus Antonius, Roma’nın lîderliğine soyunur.

Marcus Antonius ilk iş olarak Îran üzerine sefer düzenlemeyi plânlar, bunun için de zenginliğiyle ün salmış Mısır ülkesinin kraliçesi Kleopatra’dan yardım istemeyi tasarlar, bunları görüşmek üzere onu Tarsus’a çağırır. Kleopatra, Romalılara karşı sürdürdüğü “özgürlük ve bağımsızlık” mücâdelesinde bu çağrıyı büyük bir fırsat olarak görür; onun siyâsî nüfûzundan yararlanmayı umar. Marcus Antonius da Kleopatra karşısında büyülenir ve Îran seferi ile kendisine karşı ayaklanma girişiminde olan Octavianus’u unutarak İskenderiye’ye yerleşir; artık Kleopatra’ya deli gibi âşık olmuştur. Bu üzerine Octavianus, Roma’yı Marcus Antonius aleyhine provoke eder.

Marcus Antonius, İskenderiye’de uzunca bir süre kaldıktan sonra Roma’ya döner ve Octavianus’la uzlaşmak umuduyla kardeşi Octavia’yla evlenir. Kleopatra ise bunu duyar duymaz Marcus Antonius’un kendisini bir diyet ödemek zorunda bırakmasını fırsat bilerek bu durumdan nasıl yararlanabileceğinin hesaplarını yapmaya koyulur. Marcus Antonius ise Romalıların gözünde kaybettiği îtîbârını geri kazanmak için yeniden Îran’a sefer düzenleme plânları yapar, mâlî destek için de yeniden Kleopatra’dan yardım istemek durumunda kalır ve İskenderiye’ye gelir. Ancak Kleopatra’ya olan aşkı alevlenir ve Kleopatra’ya evlenme teklif eder. Kleopatra da kadınlığını ve güzelliğini yine bir silâh olarak kullanarak Marcus Antonius’tan Mısır’ın kaybettiği toprakları; Suriye ile Lübnan’ı ve Herodes’in yönetiminde bulunan Eriha’yı diyet olarak ister. Marcus Antonius ise Kleopatra için bunca topraktan vazgeçmeyi ve Herodes’i karşısına almayı kabûl etmez. Bunun üzerine Kleopatra, oğlu Ptolemaios Caesar’ın, Caesar’ın yasal vârisi olarak ilân edilmesini ister, Marcus Antonius ise bunu ancak Îran seferi dönüşünde yapabileceğini söyleyerek Kleopatra’ya güvence verir. Ne var ki Kleopatra, Marcus Antonius’a bu sefer için kayda değer bir mâlî yardımda bulunmaz.

Îran seferi Marcus Antonius’a oldukça pahalıya mâl olur; ancak yine de o, bu seferi bir zafer gibi sunmayı başarır. Îran seferi dönüşünde Marcus Antonius ile Kleopatra evlenir ve Ptolemaios Caesar, Caesar’ın yasal vârisi olarak ilân edilir. Bu durumu Octavianus ile kardeşi Octavia kendilerine yapılan bir hakâret olarak görür ve tüm Roma’yı bu ikiliye karşı ayaklandırır; Marcus Antonius, Roma topraklarını yabancı bir kadına vermekle suçlanır. Bu olup bitenleri değerlendirmek için toplanan Senato da Marcus Antonius’a uzun süredir beklediği konsüllük görevini vermez ve Kleopatra’ya savaş açar.

Kısa bir süre sonra Marcus Antonius, Kleopatra ve Octavianus’un orduları karşılaşır. Kleopatra yenileceklerini anlayarak ordusuyla birlikte Mısır’a çekilir ve Marcus Antonius, Octavianus’a karşı yalnız kalarak büyük bir hezîmete uğrar. Kleopatra, Roma’nın yeni lîderi olacağını düşündüğü Octavianus’a yaklaşabilmek için Marcus Antonius’a öldüğü haberini yollatır. Marcus Antonius ise Kleopatra’nın ölüm haberiyle yıkılır ve kılıcını göğsüne saplar, ağır yaralı bir biçimde Kleopatra’yı son bir kez daha görmek istediğini söyler. Muhafızları onu Kleopatra’nın yanına taşıdığında onun ölmediğini görünce buna çok sevinir. Octavianus’la barış yapmasını ister ve Kleopatra’nın kollarında ölür. Kleopatra ise Octavianus’la karşılaştığında da yine kadınlığını ve güzelliğini bir silâh olarak kullanmayı denediyse de bu kez başarılı olamaz. Savaşı kaybetmeye ve saltanatlığını yitirmeye dayanamayarak kendini engerek yılanına sokturtarak öldürür. Octavianus da ilk iş olarak Ptolemaios Caesar’ı boğdurtarak öldürtür.

*

Bir tarafta Truvalı Helen, öbür tarafta Mısırlı Kleopatra. Bu iki hikâyede de güzellikleriyle erkekleri baştan çıkaran kadınlar var. Bir tarafta Pâris, öbür tarafta Marcus Antonius. Bu iki hikâyede de aşkı için büyük savaşları göze alan erkekler var. Ne var ki Truvalı Helen sâhici bir aşkı, Kleopatra ise entrikaları simgeliyor. Ancak her iki kadının da ortak özelliği: dünyânın çehresini belirleyen kadınlardan olmaları.

***











Derecelendir
Kaynak Cevher68 Tarafından yazılmış/derlenmiştir.
İçerik İhbarı
Bağlantılar: bilgininefendisi.net

Open Source Document Project AUP&TOS