| Editor Login | Register | ||
| > Bilgi Rehberi > Kimya |
|
|
| Yıldızların Bağrında Kimyevi Elementlerin Doğuşu |
Yeryüzü ve onun üzerindeki hayatın bir kozmik tesadüfler zinciri neticesi ortaya çıktığına inananlara bir sorumuz var: “Karbon elementinin 7,6 megaelektronvolt’ da bir enerji seviyesi olmasaydı ne olurdu?” Çoğumuzun belki manasını kavrayamadığı bu sorunun cevabı basit: ‘Sebebler dairesinde, ne yeryüzü ne de bugün anladığımız mânâda hayat olmazdı. Tabii mesele burada bitmiyor; yeryüzünün ve onun üzerinde hayatın varlığı o kadar hassas dengelere bağlı ve o kadar mükemmel bir plân çerçevesinde tasarlanmış ki, bizi ister istemez ilmi sonsuz bir Planlayıcı’nın varlığını düşünmeye zorluyor. “Peki bu 7.6 megaelektronvolt da ne oluyor?” diyorsanız, o zaman yazının geri kalan kısmını okuma sabrını göstermeniz gerekecek.
Gözlenebilen kâinatın kütlesinin % 99’unu hidrojen ve helyum teşkil eder. Hidrojen, tabiattaki en basit yapılı elementtir. Her hidrojen atomu sadece bir proton ve bir elektron ihtiva eder. Helyum ikinci sırada gelir; onun iki nötron ve iki elektronu bulunur. Bir yıldızın kütlesinin %75"ini hidrojen, %23-25"ini helyum ve sadece %1"ini daha ağır elementler teşkil eder.
Hidrojen ve helyum bir yana bırakılacak olursa, dünya gibi gezegenler ve insanlar helyumdan ağır elementlerin oranı açısından yıldızlarla aynı yapıya sahiptir. Bu benzerlik, kimyasal elementlerin yıldızların içinde üretildiğine dair bir emare olarak görülmektedir. Dünyamızı meydana getiren elementler tabiatta değişik oranlarda bulunur. Oksijen, silisyum ve demir en bol olanlarıdır. Altın gibi birçok element ise çok nadir bulunur. Bu elementlerin çoğu bizim için hayatî öneme sahiptir. Meselâ demir, gezegenimizin çekirdeğinin büyük kısmını teşkil eder. Kabuk ise büyük oranda silisyum oksitlerinden meydana gelmiştir. Hayatın devamı için 30 element elzem görülmüştür. Bunların arasında karbon, oksijen, hidrojen ve azot gibi bol olanlar yanında selenyum gibi nadir elementler de vardır. Günümüzde modern bir telefon cihazının yapımında 42 ayrı element kullanılmaktadır. Kâinatın yaratılışı fizikçilerin kafasını eskiden beri kurcalamış ve bu hâdisenin fizikî yönünü açıklamak için birçok teori geliştirilmiştir. Big Bang teorisi de bunlardan biri ve günümüzde en fazla kabul görenidir. Buna göre kâinat büyük bir patlama ile varlık âlemine gözünü açmıştır. O andan beri sürekli bir genişleme söz konusudur. Bizi alakadar eden bu teorinin doğruluğu veya yanlışlığı değil fakat onun öngördüğü kâinat modelinin bir Yaratıcı"nın varlığını kaçınılmaz biçimde ortaya koymasıdır. Big Bang teorisine göre kâinatta başlangıçta sadece hidrojen ve helyum vardı. Öyleyse dünyamız ve onun üzerindeki canlıları teşkil eden elementler nasıl vücuda gelmişlerdir? Kimyasal reaksiyonlarda atomların sadece dış yörüngelerindeki elektronlar rol alır. Dolayısıyla bu re aksiyonların neticesinde yeni elementlerin ortaya çıkması beklenemez. O halde hidrojen ve helyuma nisbeten ağır elementlerin teşekkülü ancak bu elementlerin atom çekirdeklerinin birleşmesi yoluyla olabilir. Fakat bu birleşmenin mümkün olabilmesi için çok yüksek sıcaklıklara ihtiyaç vardır. Fizikçiler bu işlemi gerçekleştirmek için yüksek enerjili partikül hızlandırıcıları kullanırlar. İşte yıldızların bağrında müşahade edilen yaklaşık 10 milyon C0‘lık sıcaklıklar bilim adamlarını ağır elementlerin yıldızların içinde üretildiği fikrine götürmüş ve sonraki yıllarda yapılan gözlemler bu hipotezi desteklemiştir. Yıldızların içinde cereyan eden çekirdek reaksiyonları onları yeni elementlerin meydana gelmesi için yegane tabiî vasat haline getirmiştir. "Çekirdek sentezi" denilen bu hâdise günümüzde eskiye nisbeten oldukça iyi anlaşılmış fakat maalesef bu anlaşılma bazı önemli noktaların unutulmasını netice vermiştir. Unutulan, bu hâdisenin temelinde atomaltı kuvvetlerdeki çok hassas bir dengenin yattığı gerçeğidir. Bizim varlık âleminde bulunmamızın tesadüflerle alâkası olamayacağını açıkça ortaya koyan bu dengeleri biraz açıklamaya çalışalım: İlk denge, yukarıda bahsi geçen hidrojen ve helyumun yüzde oranlarında: Neden yıldızların yapısında yaklaşık % 75 oranında hidrojen bulunurken helyum % 25"de kalıyor ve bunun pratikteki neticesi nedir? Fizikçiler, bu oranın bu şekilde ortaya çıkmasının tabiattaki dört ana kuvvetten (zayıf kuvvet, kütle çekim kuvveti, çekirdeği bir arada tutan nükleer kuvvet ve elektromanyetik kuvvet) zayıf kuvvetin şiddetine bağlı olduğunu söylüyorlar. Zayıf kuvvet, protonların bir çekirdek reaksiyonu esnasında hangi oranda nötronlara dönüşeceğini belirlemektedir. Big Bang’in hemen sonrasında sadece en basit çekirdek olan tek protonların üretildiğini kabul edersek, daha ileri safhalarda ne kadar hidrojenin helyuma dönüşeceği zayıf kuvvetin şiddetine bağlıdır. Eğer zayıf kuvvet biraz daha kuvvetli olsaydı, hiç helyum üretilmeyecekti; zayıf kuvvetin biraz daha zayıf olması durumunda ise neredeyse bütün hidrojen helyuma dönüşecekti ve her iki durumda da yeryüzündeki hayat ve hatta gezegenler için gerekli elementlerin üretimi mümkün olmayacaktı. Atomaltı kuvvetler-yıldızlar-yeryüzü-hayat zincirinde ilmi ve kudreti sonsuz bir Zât"ın buyrukları dışında böyle bir denge nasıl kurulabilirdi? YILDIZLARIN YAPISINI NASIL ÖĞRENİYORUZ? Güneş ışığını bir prizma vasıtasıyla değişik dalga boylarına (renklere) ayırırsanız, ortaya çıkan gökkuşağı benzeri renk yelpazesinde koyu renkli çizgiler göreceksiniz. Bu çizgilerin sebebi değişik elementlerin sadece belli dalga boylarındaki ışığı emmesi veya yansıtmasıdır. 19. yy. filozofu ve pozitivizmin kurucularından sayılan Auguste Comte, yıldızların yapısını hiçbir zaman öğrenemeyeceğimizi iddia etmişti. Fakat o daha bu düşüncelerini yazarken bilim adamlarının çalışmaları meyve vermeye başlamıştı. Güneş ışığı spektrumundaki çizgilerin karşılık geldiği dalga boyları, güneşin dış katmanlarındaki elementlerin, iç kısımdan gelen ışığı hangi ölçüde soğurduğunu, dolayısıyla elementlerin hangi oranda bulunduğunu gösterir. Bu bilgiler, güneş sisteminin yaratılış devirlerinde (gezegenlerin yapılısına katılmayıp) günümüze kadar kalan meteorların incelenmesiyle desteklenir. Bu meteorlarda hidrojen ve helyum gibi metal haline gelmesi çok zor olan elementler dışında diğer elementlerin oranı, spektrumun incelenmesi neticesi elde edilen bilgileri doğrulamaktadır. YENİ ELEMENTLER NASIL ÜRETİLİR? Yıldızlardaki çekirdek reaksiyonu demekle helyum çekirdeklerinin birbirine yapışması hâdisesi kasdedilmektedir. 2 proton içeren helyum atomu oldukça kararlı bir yapı arzeder. Yani kolay kolay yapısını bozmak istemez. Dolayısıyla helyum-4"den meydana gelen elementler de kararlıdır. Meselâ karbon-12 (3 helyumun birleşimi), oksijen-16 (4 helyumun birleşimi) gibi. Fakat maalesef bu kuralın bir İstisnası vardır: kararsız berilyum–8 ( 2 helyum"un birleşimi). İşin kötüsü karbon-12"nin üretilebilmesi için bu kararsız berilyuma bir helyum daha eklenmelidir. Kararsız berilyumu bir süre için parçalanmadan kalmaya ikna etsek ve bu arada bir helyumu kandırıp onunla birleştirsek bu iş olacak. Fakat unutmayalım ki bunlar mikroskopla dahi görülemeyen atom çekirdekleridir ve karbon elementinin hayat için ne kadar gerekli olduğunu bilmeleri mümkün değildir. Peki öyleyse karbon nasıl üretilecektir? Kuantum fiziği, atom çekirdeklerinin yapısı ve burada cereyan eden hâdiseler hakkında bize aydınlatıcı bilgiler verir. Bu fiziğin prensiplerine göre enerji dediğimiz şey sürekli değil parçalı bir yapı arzetmektedir. Dolayısıyla bir atom çekirdeği enerji alacağı veya vereceği zaman bunu ""kuanta" denilen enerji paketleri vasıtasıyla yapar. Bir atom herhangi bir anda ancak belli bir enerji seviyesinde bulunabilir. Bunu bir merdivenin değişik basamaklarında duran kürelere benzetebiliriz. Çekirdeklerin çarpışması esnasında çarpışan iki çekirdeğin toplam enerjisi yeni meydana gelen çekirdeğin enerji seviyelerinden birine denk gelmezse bu yeni çekirdek kararlı olamaz ve bu yeni elementin teşekkülü mümkün olmaz. KARBONUN ENERJİ SEVİYELERİ Fred Hoyle ve Willy Fowler adlı fizikçiler ortaklaşa yürüttükleri bir çalışma sonunda yukarıda bahsi geçen karbon üretimi mevzuuna bir açıklama getirdiler. Onlara göre eğer ortaya çıkacak karbon atomunun 7,6 megaelektron-volt"da bir enerji seviyesi olursa helyum çekirdeklerinin çarpışması kararlı bir karbon çekirdeği meydana getirebilirdi. Hoyle bu durumu şöyle ifâde ediyordu: "Madem biz varız, öyleyse karbonun 7,6 megaelektron-volt"da bir enerji seviyesi olmalıdır." Ve yapılan tecrübeler bu tezin doğruluğunu gösterdi.Kuantum fiziği açısından büyük önem taşıyan bu çalışma daha sonra Willy Fowler"a bir nobel fizik Ödülü de kazandırdı. Karbon"un enerji seviyesindeki sırlar burada bitmiyor. Bu seviyenin biraz daha düşük olması hiç karbon üretilmemesini, biraz yüksek olması ise gereğinden fazla oksijen üretilmesi ve dolayısıyla bütün karbonun hızla daha ağır elementlere dönüşmesini netice verecektir. Hoyle bu mevzuda şöyle bir yorumda bulunmaktadır: "Fizik kanunları âdeta ilerde hayat için gerekli olacak elementlerin yıldızlar içinde üretimini mümkün kılacak şekilde plânlanmış ve o şekilde işlemektedir."
İşin başından itibaren kâinatın incisi olan dünyamızın hayat için elverişli bir yer olarak hazırlanmasına yönelik hadiseler devam etmektedir. Yıldızların içinde karbon ve oksijen gibi elementlerin yapılışını izah edip anladığımızı farzedelim. Bununla bilmecenin yarısı çözülüyor. İkinci yarısı ise bu elementlerin yıldızlardan nasıl çıktığı ve galaksilere nasıl dağıldığıdır, ilerde gezegenleri teşkil edecek bulutlar nasıl meydana gelmiştir? Bu hadisenin temelinde "süpernova" denilen bir mekanizma yatar. Süpernova vasıtasıyla hayat için gerekli maddelerin kâinata püskürtülmesi "Yaratılış" gerçeğini tasdik eden ikinci bir planlama organizasyonunu gözler önüne sermektedir. Tipik bir yıldızın hayatının önemli bir kısımını hidrojen-yanma devresi denen hidrojenin helyuma dönüştüğü devre teşkil eder. Bu yanma bildiğimiz yanmadan farklıdır. Burada hidrojen çekirdekleri birleşerek helyuma dönüşür ve ortaya büyük ısı enerjisi çıkar. Bundan sonraki gelişmeler yıldızın kütlesine bağlıdır. Eğer yıldızın kütlesi 9 güneş kütlesinden fazlaysa merkezindeki sıcaklık belli bir zaman içinde bir milyon dereceyi aşar ve daha kompleks çekirdek reaksiyonları cereyan etmeye başlar. Bu reaksiyonların ortaya çıkardığı ürün, yıldızlar arası kül maddesi denen demir–56 çekirdekleridir. Bu demirden altın, gümüş ve uranyum gibi daha ağır elementleri üretmek için enerjiye ihtiyaç vardır. Süpernova içerisinde cereyan eden hadise işte budur. Güneşin 20 katı veya daha fazla kütleye sahip bir yıldızın nükleer yakıtı tükendiği zaman dış çevredeki basınç iç kısımları sıkıştırarak elektron ve protonları birleşip nötronları oluşturmaya zorlar. Yıldızın çekirdeği bir nötron topu haline gelir. Böyle bir çekirdekten alacağımız bir çay kaşığı kadar madde tonlarca ağırlıkta olacaktır. Bu sıkışma esnasında merkezde bir nötrino teşekkülü olur. Bu nötrinolar sıkışmaya karşı bir fırtına halinde ortaya çıkan dalga hareketini destekleyerek dışa doğru yıldızı patlatırlar. Böylece ağır elementler de uzaya yayılmış olur. Nötrinoların yıldızın içinde proton ve nötronlarla münasebeti o şekilde ayarlanmıştır ki bunlar ne yıldızın dış kısımlarını dahi geçerek hiçbir engele takılmadan uzaya yayılır ne de içerde hapsolur kalır. Kurulan hassas dengede hem kendileri dışarı hareketi tamamlar hem de oradaki ağır elementleri ihtiva eden katmanları iterek onların yayılmasını temin ederler. Süpernova 1987A"dan bize ulaşan nötrino rüzgârlarının incelenmesi neticesi yapılan tahminlerin doğruluğu tasdik edilmiştir. Ve işin enteresan tarafı bu hususiyet de yine zayıf kuvvetin şiddetiyle alakalıdır. Zayıf kuvvetin değerinde küçük bir azalma süpernovaların hiçbir zaman meydana gelmemesi, küçük bir artma ise kâinatın hidrojenle dolup yeterli helyum olmamasını netice verecekti. Zayıf kuvvetin hassas ölçüsü ve karbonun enerji seviyelerindeki denge, şuur sahibi bir varlık olan insanın hayat sahnesine çıkabilmesi için gerekli şartlar zincirinde sadece iki halkadır. Bu halkalardan sadece birinin kopması onun varlık âlemine " hiç gözünü açamaması demektir. Bu düzeni görüp de düzeni kuran ve işleten Zât"dan habersiz kalmak mümkün mü? |
|
| Bağlantılar: bilgininefendisi.net |
| Open Source Document Project | AUP&TOS |