Kulüp yazarlığı: Spor yazarların kulüp taraftarlıklarını yazılarına yansıtmaları, bunun da ötesinde bazı yazarların üç büyük kulüpte kongre üyesi olarak ve yönetimde yer alarak, tarafsızlığını güçleştirecek ilişkilere girmesi, spor basınında etiğe ilişkin sonuçlar doğurmaktadır. Gerçekte, spor yazarları arasındaki kulüp taraftarlığı yeni bir olgu değildir. Tek parti döneminde, “Ali Naci Bey (Karacan), FB kulübünün Genel Sekreteri olduğu için Akşam"ın sütunlarında FB’nin savunmasını
Türkiye’de Spor Basınının Etik Anlayışı 7 yaparken, Cumhuriyet’te de Abidin Bey (Daver) kurucularından ve ilk futbolcularından olduğu Galatasaray’ı savunuyordu. Böylece stadyumlardaki FB-GS rekabeti, cumhuriyetin ilk yıllarında gazete sayfalarına da sıçramıştı (Atabeyoğlu, 1991:15). Kulüp taraftarlığının daha belirgin bir hale gelmesi ise, Türkiye’de medyanın önemli yapısal değişimler geçirdiği 1980 sonrası döneme rastlar. 1994 yılında Hürriyet bünyesinde, Mehmet Y. Yılmaz’ın yönetiminde yayınlanan günlük spor gazetesi Spor, her takım için ayrı sayfalar hazırlamaya başladı. Sayfaların üzerinde takımların adı yazılıyor ve o sayfaların editöründen, muhabirine ve yazarına kadar tüm çalışanlarının o takımın taraftarı olmasına dikkat ediliyordu. Gazetenin ulaştığı tiraj rakamları, diğer spor gazetelerinin de Spor’u izlemelerine neden oldu. Mehmet Y. Yılmaz, artık “takım tutan spor yazarı” kavramının değişmesi gerektiğini belirterek, “Futbol sevgisinin ve rekabetinin giderek bir düşmanlığa dönüşmesinde üzülerek söylüyorum ki benim de biraz rolüm olmuş olmalı” diyerek özeleştiri yapmaktadır. (2002). Gerçekte, kulüp yazarlığı, gazetecilikteki uzmanlaşma sürecinin spor basınına yansımasıdır. Alanlarında uzmanlaşan, birikim sahibi olan gazeteciler, haber kaynaklarıyla daha sıkı ilişkiler kurarak daha ayrıntılı ve günlük rutinin ötesine geçerek daha verimli habercilik yapabilirler. Ancak, belli bir konuda uzman olmakla taraf olmak aynı şey değildir. Türkiye’de bu ikisinin nasıl birbirine karıştırıldığını Zeki Çol, “Ülkedeki kavram kargaşası yüzünden maalesef bizim de meslektaş sayıldığımız çoğu kişi, kulüp yazarlığıyla kulüp sözcülüğünü artık iyice birbirine karıştırıyor” sözleriyle ifade etmektedir (2004). Ali Sami Alkış da, “Türk basınında kulüp yazarlığı temel ilke, hatta görev halini aldı. Gazete, ‘kulüp yazarlığı’ uygulaması ile gazetecilerin ‘uzman’ olmasını istiyordu. Ama onlar, uzman olacağı yerde ‘amigo’ oldu” ifadesini kullanmaktadır (Türkiye, 21 Nisan 1998). Eski Galatasaray yöneticilerinden Adnan Polat ise, "Medya yöneticileri içinde inanılmaz fanatiklikte olanlar var. Ama en çok da Galatasaray ve Fenerbahçe fanatikleri ağır basıyor” demektedir İletişim 2004/19 ________________________________________ Page 8 Ruhdan UZUN 8 (Cumhuriyet, 11 Ekim 1999). Tayfun Bayındır ise kendisiyle yapılan bir röportajda, “Ne yazık ki, şu anda Türkiye’de en güvenilmez grup, spor yazarlığı. Gerçek olmayan, kişisel çıkarlar, kulüp taraftarlığı üzerine kurulu yazılar var.” ifadesini kullanır (www.sporum.gov.tr). Kulüp yazarlığının, gazetecilerin belirli bir alanda uzmanlaşmasını sağlamak, fanatik taraftarlara daha kolay ulaşarak tirajı artırmak gibi nedenleri vardır. Bunun yanında, spor yazarlığı yapan kişilerin futbol dünyasının geçmişteki profesyonelleri olması da tarafsızlığı engellemekte ve kulüp yazarlığı eğilimini güçlendirmektedir. Bu durumu, Togay Bayatlı (2002:49) şöyle açıklar: “Bu günlerde spor yazarlığının en büyük sorunu eski futbolcuların hiçbir eğitim görmeden ve gazeteciliğin temel ilkesi olan tarafsızlığı bir kenara bırakıp, renkli gözlüklerle olayları değerlendirmelerinin getirdiği sıkıntı oldu.” Bir futbolcu jübilesini yaptıktan sonra başka herhangi bir işle uğraşabileceği gibi spor gazetecisi de olabilir. Liberal basın özgürlüğü anlayışının bir sonucu da gazetecilik mesleğine girişte bir koşul bulunmamasıdır. Bu çerçevede, Coşkun Özarı, Gündüz Kılıç, Eşfak Aykaç, Turgay Şeren gibi isimler futbolu bıraktıktan sonra spor basınında çalışmışlardır. Ancak, mesleğe girişte serbestlik olsa da mesleğe devam etmede belli kriterler aranır. Bapçum, her sporcunun spor gazetecisi olmaması gerektiğini belirterek, şöyle demektedir: “Okuması yazması olmayan ama ismi olanları gazeteci diye getirdiler, Babıali"de ilk bozgun böyle başladı. Her sporcu gazeteci olabilir, tıpkı manav olabileceği gibi. Ama bakarlar ki okuması yazması yok, evladım sen manav ol derler.” (aktaran Alpman, 2003) Kulüp yazarlığının ekonomik temellerini ise Ali Sami Alkış, bir röportajda şöyle açıklamaktadır: “Fenerbahçe’yi örnek alırsak, bu kulübü yazan yazarların yüzde 95’i futbolcu kökenli. Fenerbahçe’de oynamışlar. Bu yüzde 95’in yüzde 99”u Fenerbahçe’den nemalanmış, sebeplenmiş, mevki, makam, unvan, fırsat sahibi olmuş kişiler. İletişim 2004/19
Kimi teknik direktör, kimi menajer, kimi altyapı uzmanı olmuş, kimi de transfer komitesine girmiş. Hiçbir şey olamamışsa, cebine 20 bin dolar para konulmuş Avrupa’da, Afrika’da, Asya’da futbolcu seçimine gönderilmiş. Ortada böyle bir maddi ilişki, alışveriş varsa, iş yozlaşır.” (Radikal, 27 Aralık 1999). Bununla birlikte, gazetelerin spor sayfalarına ya da günlük spor gazetelerine bakıldığında, haber ve yorumlarda sağlanamayan tarafsızlığın biçimsel olarak sağlanmaya çalışıldığı görülür. Gazeteler, üç büyük İstanbul kulübüne ilişkin haberlere eşit biçimde yer vermeye çalışmaktadır. Yayınlanmakta olan spor gazeteleri ve spor sayfalarına bakıldığında, bu sayfaların 2’si Galatasaray’a, 2’si Beşiktaş’a, 2’si Fenerbahçe’ye, 1’i de Trabzonspor’a ayrılmaktadır. Türkiye liginin diğer katımları ise birer ikişer cümlelik haberlerle geçiştirilmektedir. Bu durumda gazetelerin tiraj kaygısı etkili olmaktadır. Gazeteler, en çok taraftara sahip olan takımlara eşit yer ayırarak, her takımın taraftarını okuyucu olarak çekmeye çalışmaktadır
|