Okuduğu anladığını düşündüğü, aydınlara karşı hep güvenir olmuş. Karşıt gördüklerini de okumadığından okusa bile kendisine öğretilenin etkisinde kaldığından aklını güvendiklerine kiraya vermiş. Ve bundan dolayı okumuşların da herhangi bir konuda tartışıp ortak bir fikre vardığı görülmemiş. Ancak aynı kaynaklardan beslenenler kuvvetle hemfikir olmuşlar ortak konularda. Kime kızılacağını kimin düşman belleneceğini zaten aklını kiraya verdikleri biliyormuş. Kopyala yapıştır cümlelerle; referans belirtmeden tartışmalara girmeyi de pek benimsemişler. Manipüle edilebilir, zihni elçabukluğuna getirilebilir olmaları aslında hep fikri provokasyonların hedef noktalarında olmalarına neden olmuş.
Bu konudaki dileğim, bütün kalbimle beraber; Herkesin hayatı kendi gündemleri açısından; kendi içinde yaşadığı kesitiyle gerçekçi değerlendirebiliyor olması ancak başka hayatların da nasıl yaşandığının merak ediyor olması sanırım yarı aydınlar arasındaki kayıkçı kavgalarına malzeme olmanın sonunu getirir. Ve bu kayıkçı kavgası esnafının ekeceği tarlalar olmaktan kurtulur insanlar.
Aynı gemide gidenlerin birbirini gemiden atmaya haklarının olmadığını aksine diğerlerinin hayatını elinden geldiğince kolaylaştırıyor olmanın dolaylı olarak kendi hayatını da kolaylaştırdığının bilincine varmış okumuş kesim bir işin ucundan tutabilir.
Okuduğundan, yaşadığından, etkilendiğinden meydana gelebilecek sorgulamaları da kendisinden ziyade kendi dışındaki dünyaya yönelik. Okuduğunda etkilendiği yazarla anında kendisini aynı paydada görmesi ve de beraberce başkalarına yönelik eleştiriler yapma pozisyonunda. Bundan dolayı da en sıkıntılı yaşadığından ya da en etkilendiği yazardan bir şey öğrenmesi mümkün değil. Onarıcı bir acıyı yaşaması ihtimali de pek az görülüyor.
Yarı-aydın yabancılaşmasının en önemli sebebi hayatı kendi gözleriyle görecek bir donanım geliştiremediklerinden ancak Televizyon ve Gazeteler aracılığıyla görmeleri. Orada gördükleri her şeyin hayatın tamamı olduklarını düşünüyorlar Hardware TİM Burak
|