| Editor Login | Register | ||
| > Bilgi Rehberi > Felsefe |
|
|
| Atlas Silkindi |
|
Atlas Silkindi - Ayn Rand (siz sıfıra tapanlar) Siz sıfıra tapanlar…Hayata ulaşmakla ölümden kaçınmanın aynı şey olmadığını,sizler hiçbir zaman keşfedemediniz. Neşe,acının-zeka,aptallığın-ışık,karanlığın-kişilik de kişiliksizliğin yokluğu değildir. İnşa etmek,yıkımdan uzak durmakla sağlanamaz. Sizin artık biz üreticilere,"Sizin üretiminizi yok etmememiz karşılığında, üretin ve bizi besleyin!" diyemezsiniz. Size tüm kurbanlarınız adına cevap veriyorum: Kendi boşluğunuz içinde yok olup gidin. Var oluş, negatiflerin inkarı değildir. Yokluk ve inkar, değer değil, kötülük dür. Kötülük güçsüzdür, bizden zorla sızdırdığınız dışında bir gücü yokdur. Yok olun, çünkü bizler, sıfırın hayatı ipotek altına alamayacağını artık öğrendik. Sizin ahlak düzeniniz, bir"Ölüm Ahlakı" düzenidir. Değerlerinizin standardı ölümdür,amaç ölümdür. Düzeninizin başlangıç noktası lanetleme, amacı, yöntemi ve sonucu da yıkım. Ahlakı,doğayı,adaleti ve mantığı bir tek kavramla yıkmak, eşi zor bulunabilecek bir kötülüktür. Oysa sizin düzeninizin temelinde yatan budur. İnsanın kendi seçeneğine açık olmayan bir şeyi günah saymak, ahlak kavramıyla alay etmektir. Onu doğmadan önceki bir günahtan ötürü cezalandırmak, adaletle alay etmektir. Masumiyetin var olmadığı bir konuda onu suçlamak, mantıkla alay etmektir. "Mistiklerin insan aklının yetersizliği konusundaki gevelemelerini dinleyip de, onun bilincinden kuşkulanacağınız yerde kendi bilincinizden kuşku duymaya başladığınızda , yarı-rasyonel durumunuzun her söze göre tehlikeli şekilde sarsılmasına izin vermiş olursunuz,sonunda onun üstün gözüken güvenine ve bilgisine teslim olmaya karar verebilirsiniz. Buradaki komik durum hem size,hem ona gülmeyi gerektirir.O mistiğin güveni yalnızca sizin onu onaylamanızdan gelecektir. O mistiğin korktuğu doğaüstü güç, taptığı o bilinmez ruh, çok güçlü saydığı o bilinç,hep sizinkilerdir. "Mistik dediğiniz, başkalarının aklıyla ilk karşılaştığında kendi aklını teslim etmiş olan adamdır. Çocukluğunun derinliklerinde bir yerde , kendisinin gerçeklik anlayışı başkalarının iddialarıyla çatıştığında, karşıdakilerin keyfi emirleri ve çelişkili talepleri karşısında bu kişi bağımsız rasyonel yeteneğini hemen teslim etmiştir.’ Biliyorum ki sözüyle ‘diyorlar ki ‘ sözü arasında kalan kavşakta, bu kişi başkalarının otoritesini seçmiş , anlamak yerine itaat etmeyi , düşünmek yerine inanmayı kabullenmiştir. Doğaüstü korkusu,başkalarının üstünlüğüne inanmakla başlar. Bu kişinin teslim oluşu , anlamayışını saklama yoluna yönelmiştir. Başka herkesin bildiği esrarengiz bir bilgiyi yalnız kendisi bilmiyormuş gibi hissetmektedir.Gerçeklik artık başkalarının istediğidir ve bu güç kendisi için ebediyen kapanmıştır. "O andan başlayarak , düşünmekten korkan bu kişi artık belirsiz duyguların insafına kalmış durumdadır.Tek rehberi duygularıdır,o duygular onun son kalan kişisel kimliğidir,onlara müthiş bir sahiplik duygusuyla sarılır…ve elinden hangi düzeyde düşünmek geliyorsa onunda duygularının aslında korku olduğunu kendinden saklamaya yöneltir. "Bir mistik size, mantıktan daha güçlü bir şeyin varlığını hissediyorum dediği zaman , bir şey hissettiği doğrudur,ama o hissettiği şey evrenin her şeye kadir süper-ruhu değildir,karşısına çıkan herhangi birinin bilincidir, çünkü kendisi kendi bilincini çoktan teslim etmiştir.Mistik, başkalarının o her gücü içeren bilincini etkilemeye, hile yapmaya,iltifat etmeye ,kandırmaya ve zorlamaya yönelmiştir.Onun gözünde gerçeğin tek anahtarı, ‘onlar’ dır.Onların esrarengiz gücünü koşumlayıp kullanamazsa, onların onayını alamazsa, var olamayacağını hissetmektedir.Onlar onun tek algılama yoludur, körü yönlendiren köpek gibidir, yaşaya bilmek için onlara tasma takmak zorunda oluğunu hissetmektedir. Başkalarının bilincini kontrol etmek onun tek ihtirası haline gelmiştir: güç hırsı, terk edilmiş zihinlerin boş alanlarında yetişen bir yaban otudur. "Her diktatör bir mistiktir, her mistik de potansiyel bir diktatördür. Mistik, insanlarla anlaşmaya varmayı değil, onların kendisine itaat etmesini ister. Onlardan bilinçlerini kendi emirlerine, isteklerine, kaprislerine teslim etmelerini ister, kendisi de kendi bilincini onlara teslim eder. İnsanlarla ilişkilerinde inancı ve gücü kullanır, İnsanların onayını… eğer gerçeklere ve mantığa dayanarak kazanmak zorundaysa… istemez. Mantık onun en korktuğu düşmanıdır, aynı zamanda da onun tehlikeli saymaktadır. Onun gözünde mantık, kandırmanın bir yoludur… insanlarda mantıktan daha güçlü bir kuvvetin var olduğunu hissetmektedir. Güven duygusu ancak kendi sebepsiz inançlarından ya da uyguladığı zorlamalı boyunduruktan elde edebilir, ancak o zaman sahip olmadığı mistik güç üzerinde bir kontrol elde ettiğini hisseder. Arzusu emretmektir, ikna etmek değil. İkna etmek bir bağımsızlık eylemi gerektirir ve objektif gerçeklerin absolü niteliğine dayanır. Mistik nasıl maddenin asalağıysa, nasıl başkalarının yarattığı servete el koyarak yaşarsa..nasıl ruhun da asalağıysa, başkalarının yarattığı fikirleri yağmalarsa…aynı şekilde, kendi çarpık gerçeğini yaratan delinin bile düzeyinde değildir, orada da deliliğin asalağıdır!.Çünkü başkalarının yarattığı çarpıklıkları kullanmaktadır. Mistik sonsuzluğa, sebepsizliğe, kimliksizliğe duyduğu özlemin ancak bir sebebi vardır:ölüm. İfadelendirilemeyen hislerinin sebeplerini hangi tür anlaşılmaz gerekçelere atfederse etsin, gerçeği inkar eden, varoluşu da inkar etmiş demektir. Acı çekmeyi seyretmek mest eder onu. Yoksulluğu, boyun eğmeyi, korkuyu seyretmek de öyle. Bunlar ona bir zafer duygusu verir, bunları, rasyonel gerçeği alt etmiş oluşunun kanıtları sayar. Ama bir başka gerçek de zaten yoktur. Mistik, "kimin refahına hizmet ettiğini iddia ederse etsin, "tanrı-halk-ırk-emek-v.s" dediği o bedeni ruhundan koparılmış kavrama hizmet ettiğini söylesin, doğaüstü boyutta hangi ideali ileri sürerse sürsün…aslında, gerçekte, dünyada onun ideali ölümdür, arzusu öldürmektir, tek tatmin yolu işkence etmektir. İstediği rüşvet sizin hayatınızdır. Onların ki akla karşı bir komplo…kısaca, hayata ve insana karşı bir komplo. Sıfırı bir değer olarak kovalayanları birbirine bağlayan ve birleştiren halkaların komplosu. Mistiklerin inancının tek başarabildiği sonuç yıkımdır. Hala gururundan geriye bir şeyler kalmış olanlara,hayatı sevenlere sesleniyorum:Hiçbir zaman inanmadığınız ve uygulamadığınız bir ahlak düzeni uğruna yok olmayı isteyip istemediğinize karar verin.Kendinize karşı dürüst olduğunuz anlarda,kendinizi enayi yerine konmuş gibi hissediyor,bir güceniklik duyuyorsunuz.Mutlu olduğunuz zamanlarda neşenizi bozan bir suçluluk duygusu var…Hayranlık duyduğunuz adamlara acıyor,onların başarısızlığa mahkum olduğuna inanıyorsunuz.Nefret ettiğiniz adamlara imreniyor,onları varoluşun ustaları olarak görüyorsunuz,çünkü ahlak nasılsa güçsüz,nasılsa pratik değil. "Neden gurursuz yaşadığınızı, ateşsiz sevdiğinizi, direnmeden öldüğünüzü merak mı ediyorsunuz? Neden her baktığınız yerde cevapsız kalmaya mahkum sorularla karşılaştığınızı, hayatınızın neden imkansız çelişkilerle dolduğunu, neden ‘ya beden ya ruh’ gibi, ‘ya kar ya kamu yararı’ gibi, ‘ya akıl ya kalp’ gibi yapay seçimlerden kaçınmak için tüm ömrünüzü mantıksız kararsızlıklarla geçirdiğinizi bilmek mi istiyorsunuz? Cevap yok diye çığlıklar mı atıyorsunuz? Algılama aletinizi, aklınızı reddetmişsiniz, ondan sonra da evrenin bir esrarengizlik yumağı olduğundan yakınıyorsunuz. Elinizdeki anahtarı fırlatıp atıyor, sonra tüm kapılar yüzüme kilitlendi diye ağlıyorsunuz. Mantıksızı izleyerek yola koyuluyor, sonra varoluş anlamlı değil diyorsunuz. Aklınızı takip etmedikçe hayatınızı bu sorulardan kaçarak geçirmeye mahkumsunuz. Tercih yapmaktan kaçındıkça başkalarının tercih ettiği bir hayata mahkum olacaksınız. Bu yüzden felsefe bir ihtiyaçtır. Felsefe; hayatı analiz etme, aklı ve mantığı kendi mutluluğunuz için kullanma aracıdır. Entellerin kafanızı karıştırmak için bir araya geldiklerinde yaptığı laf kalabalığı değildir." "Kim olursanız olun…şu anda benim sözlerimle baş başa olan,o sözleri anlamak için kendi dürüstlüğünüzden başka bir yardımcıya sahip olmayan siz…insan olma seçeneği hala açık bekliyor,ama bedeli sıfırdan başlamak,gerçeğin karşısında çıplak durmak ve çok pahalıya patlamış bir tarihsel hatadan geri dönerek,"varım, o halde düşüneceğim," demektir." "Hayatınızın aklınıza bağımlı olduğu gerçeğini kabullenin.Tüm mücadelenizin,kuşkularını zın sahteliklerinizin kaçınmalarınızın, iradeli bilincin sorumluluğundan kurtulmak için gösterilmiş çaresiz çabalar olduğunu itiraf edin…Otomatik bilme,içgüdüsel eylem,sezgisel emin olma çabaları…siz buna meleklerin yaşamına özlem demiş olabiliriz,ama aslında aradığınız şey hayvanların hayatı olmuştur.Ahlaki idealiniz olarak insan emeğini kabullenin." "Çok az şey biliyorum o yüzdende aklıma güvenmeye korkuyorum" demeyin.Mistiklere teslim olup azıcık bildiğinizden de vazgeçmek daha mı güvenli?kendi bildiğinizin sınırları içinde yaşayın ve o sınırları hayatınızın sınırlarına kadar genişletmeye çalışın.aklınızı otoritenin etkilerinden temizleyin.her şeyi bilir durumda olmadığınızı kabullenin ama zombi roline sıvanmanın size her şeyi getirmeyeceğini görün.Evet,aklınız hata yapabilir ama akılsız kalmak sizi hatasız yapmaz.kendi kendinize yapacağınız bir yanlış,inanç nedeniyle kabul etmiş olduğunuz on doğrudan daha güvenilir,çünkü kendi yanlışınızı düzeltme gücünüz vardır,oysa inançla kabul edilen bir şey,sizin doğruyu yanlıştan ayırma kapasitenizi öldürmüş olur.Her şeyi bilen bir otomaton olma rüyanızdan vazgeçip,insanın her bilgiyi kendi iradesi ve çabasıyla edindiği gerçeğini kabul edin,insanın bu evrendeki farklı yanının bu olduğunu,doğasının,ahlakının,onurunun bu olduğunu anlayın." "İnsanın kusurlu olduğunu iddia edip kötülüğe sınırsız lisans çıkaran o vaazı reddedin. Böyle bir iddiada bulunduğunuzda,insana hangi standarda dayanarak lanetliyorsunuz?Ahlak alanında,mükemmellikten,azının asla yeterli olmayacağını kabul edin.Ama mükemmellik, İmkansızı yapma yolundaki mistik emirlere göre ölçülemez,sizin ahlaki durumunuz da sizin seçiminize açık olmayan kıstaslara değerlendirilemez.İnsanın bir tek temel seçimi vardır: Düşünmek ya da sizin seçiminize düşünmemek…işte iyiliğinin,değerinin ölçüsü de budur. Ahlaki mükemmellik,ihlal edilmemiş rasyonelliktir…Zekanızın düzeyi değildir,aklınızın tamamını sonuna kadar kullanmaktır.Bilginizin çokluğu değildir,mantığı bir absolü olarak kabul etmektir." "Bilgiyi yanlışlarıyla ahlak ihlalleri arasındaki farkları ayırt etmeyi öğrenin. Bilgi yanlışı,ahlaki bir kusur değildir,yeter ki onu düzelmeye istekli olun.İnsanları imkansızın standardına göre,otomatik olarak her şeyi bilme kıstasına göre ölçmeye kalkan,ancak bir mistik olabilir.Ama ahlakın ihlali,bilinçli bir seçimdir,bunu kendiniz,kötü olduğunu bilerek seçmişsinizdir,bilgiden isteyerek kaçınmışsınız,görüşünüzü ve düşüncenizi bilerek askıya almışsınızdır.Bilmediğiniz şey,size karşı ahlaki suçlama değildir.Ama bilmeyi reddettiğiniz şey, ruhunuzda büyümeye başlayan bir ayıptır. Bilgi yanlışları konusunda her ödünü verin,ama hiçbir ahlak ihlalini bağışlamayın,asla kabullenmeyin.Bilmek isteyenlerin iyi niyetli olabileceğini hiç unutmayın,ama sizden taleplerde bulunan,sebep aramak zorunda olmadıklarını iddia eden,"içlerine doğduğunu"ileri süren küstahları,inkar edilmez bir iddia karşısında,"o yalnızca mantık"diyenleri,bununla,"o yalnızca gerçek"demek isteyenleri,birer potansiyel katil olarak görün.Gerçeklik alanının karşısında bir tek alan vardır,o da ölümün alanıdır." "Mutluluğa ulaşmanın,hayatınızın tek ahlaki amacı olduğunu gerçeğini kabul edin.Ahlaki dürüstlüğünüzün kanıtının mutluluk olduğunu,acı ya da akılsız şımarmalar olmadığını kabullenin,çünkü bu sizin, değerlerinize ulaşma yolundaki sadakatinizin kanıtıdır. Mutluluk sizin çok korktuğunuz bir sorumluluk olmuştur, çünkü benimseyebilecek kadar değerli olmadığınızı sandığınız türden rasyonel disiplin gerektirmektedir.Günlerinizin o kaygılı bayatlığı, mutluluğun yerine kullanılabilecek bir başka ahlaki ikame bulunamayacağını bilmekten kaçınmanızın anıtıdır.Bir insanın kendi sevincine, neşesine ulaşma savaşından vazgeçmesi kadar iğrenç,korkak bir eylem olamaz … kendi varoluş hakkını kullanmaktan korkması,bir kuşun,güneşe uzanmaya çalışan bir çiçeğin kendi hayatını gösterdiği sadakatin gerektirdiği cesarete bile sahip olmadığının işaretidir.sizin sevap saydığınız adına tevazu dediğiniz o günahın koruyucu paçavralarını üzerinden atın.Kendinize değer vermeyi öğrenin.Bunun anlamı kendi mutluluğunuz için mücadele etmektir…Gurur denilen şeyin tüm iyilik ve sevapların toplamı olduğunu öğrendiğiniz zaman,insan gibi yaşamayı öğrenmişsiniz demektir. Özsaygıya doğru temel adım olarak,sizden yardım talep eden insanı bir yamyam gibi görmeyi öğrenin. Bu talep, onun hayatınızın onun malı olduğunu iddia etmesidir. Böyle bir iddia çok iğrenç olsa da, daha iğrenci vardır, o da sizin buna razı olmanızdır. Ama eğer siz yardım etmeyi, onun kişiliği ve mücadelesi nedeniyle, kendi bencil zevkinize dayalı bir arzu olarak hissediyorsanız, o zaman vardır. Acı çekmek bir değer değildir. " " İnsan haklarının kaynağı ne ilahi bir yasadır, ne de meclisten çıkma bir yasadır. O kaklar kimliğin yasasıdır. A=A’ dır, insan da insandır. Biz, akıldan yana olan insanlar,biz, alışverişçiler, böyle şeyleri kimseye vermeyiz. Biz objektif olmayan hiçbir şeyle iş görmeyiz.Vahşilik çağında insanların objektif gerçek diye bir kavramdan hiç haberi yoktu. Fiziksel doğayı bilinmez şeytanların yönettiğine inanırlardı. Öyle bir dönemde, ne düşünce,ne bilim, ne de üretim mümkündü." "Ben yaşamak isteyenlere, ruhlarının onurunu geri kazanmak isteyenlere sesleniyorum. Şimdi dünyanız hakkındaki gerçekleri öğrendiğinize göre, sizi mahvedenleri desteklemekten vazgeçin. Dünyanın kötülüğünü mümkün kılan yalnızca sizin onlara verdiğiniz onay olmuştur. O desteği çekin. Düşmanlarınızın koşullarına göre yaşamaya, kuralları onların koyduğu bir oyunu oynamaya razı olmayın. Sizi köleleştiren iyilik dilemeyin, sizi soyanlardan sadaka istemeyin…ne sübvansiyon, ne kredi, ne iş, ne de çetelerine katılıp komşuları soyarak kaybettiğinizi geri almak isteyin. İnsan rüşvet alarak ve kendi mahvına oy vererek hayatını sürdürmeyi umamaz. Kar, başarı ya da güven kazanmak için varoluşunuza haciz koydurmayın. Böyle bir haciz’in bedeli asla ödenemez. Ne kadar ödeseniz fazlasını isteyeceklerdir. Aradığınız ya da ulaştığınız değerler ne kadar büyükse, o kadar daha tehlikede sayılırsınız. Onlarınki sizi kanata kanata öldürecek bir beyaz santaj sistemidir. Günahlarınıza karşılık değil, varoluş sevginize karşılık cezalandırmaktadırlar sizi." "Yağmacıların şartlarıyla yükselmeye çalışmayın,iplerini onların tuttuğu bir merdivene asla tırmanmayın. Ellerinin onları iktidarda tutan tek kaynağa, sizin yaşama ihtirasınıza değmesine izin vermeyin….Aklınızı ve becerilerinizi kendi kendinize kullanın, bilginizi genişletin, yeteneklerinizi geliştirin, ama başarılarınızı başkalarıyla paylaşmayın. Sırtınıza bir yağmacı binmişken servet yapmaya kalkmayın. Onların merdiveninin en alt basamağında kalın, ancak karnınızı doyurmaya yetecek kadar para kazanın, yağmacılar devletini destekleyecek bir kuruş fazla kazanmayın. Madem tutsaksınız, tutsak gibi davranın, özgürmüşsünüz gibi numara yapmalarına izin vermeyin. Onların çok korktuğu o sessiz, yıkılmaz düşman olun." "Her insani değer bir mücadeleyi gerektirir. Hayatın tümü amaçlı bir mücadeledir, sizin tek seçiminiz de amacınızdır. Şimdiki savaşınızı sürdürmek mi istiyorsunuz, yoksa benim dünyam için mücadele etmek mi?…Önünüzdeki seçim budur. Buna aklınız ve varoluş aşkınız karar versin." "Hayatım ve hayatıma olan sevgim adına yemin ederim ki, hiçbir zaman bir başka insan için yaşamayacağım ve hiç kimseden benim için yaşamasını istemeyeceğim." |
|
| Bağlantılar: bilgininefendisi.net |
| Open Source Document Project | AUP&TOS |