| Editor Login | Register | ||
| > Bilgi Rehberi > Felsefe |
|
|
| Bilimsel Bilgi Üretme Yolları |
| .1.Bilimsel Bilgi Üretme Yolları
Bilimsel yöntemler diye adlandırılan ve doğru bilgi üretimine yarayan yöntemler yalnızca iki tanedir: tümdengelim ve tümevarım. Tümdengelim, tümel (genel) bir önermeden tikel (özel) önerme çıkarma eylemidir. Örneğin, fizikte genel çekim yasasını biliyorsanız, Newton’un başına düştüğü rivayet edilen elmanın yaptığı etkiyi hesaplayabilirsiniz. Bu, önemsiz görünüyorsa, uzaya fırlatacağınız bir iletişim uydusunun istenen yörüngeye oturması için, nereden, hangi hızla, hangi eğimle fırlatılması gerektiğini de hesaplayabilirsiniz. Bu örnekte söylendiği gibi, tümel bir önermeden tikel önerme çıkarılışını sağlayan yordama usavurma diyeceğiz. Değişik kaynaklarda, buna tümdengelim, akıl yürütme, tasım (kıyas), dedüksiyon, çıkarım adları verilir. Mantık (usbilim-lojik), usavurma kurallarını konu edinen bilim dalıdır. Başka bir deyişle, mantık tümdengelim yöntemlerini inceler. Tabii, bir çok adımdan oluşan bir bilimsel çalışmada, hem tümdengelim, hem de tümevarım yöntemleri kullanılabilir. Ama kullanılan yöntemi, daha basite indirgenemeyen adımlarına ayırdığımızda, her adımın bu iki yöntemden birisi olduğunu görürüz. Araştırma bulgularına dayanarak, neden -sonuç niteliğinde ilişkiler bulmaya çalışan, olay ve olguları yöntemlere dayalı olarak çözümleyip genellemelere ulaşmaya çalışan sistematik bilgiler bütünüdür. 4.2.Bilimselliğin Ölçütleri Neler Olabilir?Her bilim dalının kendine özgü bir konusu olmalıdır.Bilimsel çalışmalar, bilimsel yöntemle yapılmalıdır.Bilimsel sonuçlar güvenilir olmalıdır.Bilimsel sonuçlar bir kişi ya da grubun tekelinde olmamalıdır.Bilim nesnel (objektif) olmalıdır.Bilim eleştiriye açık olmalıdır.Bilim genelleyici olmalıdır.Bilim akla ve mantığa dayanmalıdır.Bilimin amacı, bilimsel yasa ve kurallara ulaşmak olmalıdır.4.3.Bilimleri Nasıl Sınıflandırabiliriz?Konu ve kullandıkları yöntemlerine göre:Formel Bilimler: Duyularımızla kavrayamadığımız, zihinsel olarak düşüncede var olduğunu kabul ettiğimiz ilke ve sembolleri konu edinen; genelleme ve tümdengelim yöntemlerini kullanan; Matematik, Mantık…Doğa Bilimleri: Doğayı , doğada yer alan varlıkları ve olayları inceleyen ve tümevarım yöntemini kullanan ve doğa yasalarını bulmaya çalışan; Fizik, Kimya, Biyoloji, Astronomi, Jeoloji …İnsan Bilimleri: İnsanı; insanın tarihsel, kültürel, toplumsal dünyasını konu edinen hem tümevarımı hem tümdengelimi kullanan; Tarih, Antropoloji, Psikoloji, Sosyoloji, Siyaset Bilim, Dil Bilim …Konu, yöntem ve ulaştıkları sonuçlarına göre:Rasyonel Bilimler: Akla mantığa dayalı ideal varlığı konu alan bilimler: Matematik, Mantık …Normatif Bilimler: Sonuçlarında yönlendirici kurallara ulaşan bilimler: Hukuk, Mantık, Siyaset Bilim…Pozitif Bilimler: Konularını deney yöntemi ile araştıran bilimler: Fizik, Kimya, Biyoloji, Psikoloji, Sosyoloji … 4.4.Bilimsel Süreç Bilimciler bilimsel keşifler yapmak,”kanunlar” ileri sürmek veya insan anlayışını arttırmak için nasıl çalışırlar? Bunun geleneksel yanıtı “gözlem ve deney yoluyla” dır. Bu kuşkusuz yanlış değildir; ancak ihtiyatlı olmak gereklidir. Gözlem duyusal bilgilerin pasif olarak toplanması olmadığı gibi, deney de yalnızca Baco tarzı -doğal olayların toplanması veya doğada aynı anda gerçekleşmeyen olaylar bileşiminin düzenlenmesi şeklinde - deney değildir. Gözlem eleştirel ve amacı olan bir süreçtir. Bir başka gözlemin değil de o gözlemin yapılması için bilimsel bir neden vardır. Bilimcinin gözlemlediği şey gözlemlenebilir şeylerin ancak ufak bir bölümüdür. Deney yapma da eleştirel bir süreçtir; olanaklar arasında ayırım yapar ve daha sonraki düşüncelere yön verir. Genç bir bilimcinin bir metre boyundaki bir masa, beyaz bir önlüğü, kitaplığı kullanma izni veya kendisinin düşündüğü ya da kıdemli birisi tarafında dikkate sunulmuş bir problemi olduğunu varsayalım. Hiç olmazsa başlangıçta bunun ufak bir problem olacağından emin olabiliriz: çözümü daha önemli bir problemin çözümünü kolaylaştıracak ve giderek araştırmanın uzun vadeli amacına yaklaşacaktır. Bilimci olmayanlar daha küçük ve daha büyük problem arasındaki ilişkiyi hemen göremezler. Fen fakültesi toplantılarının zabıtlarını okuyan beşeri bilimciler, genç bilimcilerin komik derecede özel durumlarla uğraştığını düşünürler. Aynı şekilde, bir bilimci de yetişkin bir insanın Tudor Cornwall’un kiliseyle olan ilişkisini araştırmasına, Reformasyon gibi önemli bir konu ile olan ilgisini bilmediğinden, bir anlam veremez. Bilimci problemini çözmek için ne yapmalıdır? Bunu olgulara ait bir sürü bilgi toplama ile yapamayacağını kesinlikle bilmelidir. Hiçbir yeni gerçek kendini bir olgular yığını içinde ortaya atmaz. Bacon, Comenius ve Condorcet’in bazen, deneysel bilgi birikiminin ve onun tertiplenmesinin insanın doğayı anlamasına yolaçacağına inanıyorlarmış gibi yazdıkları gerçektir. Ancak, onları böyle düşünmeye yönelten güçlü bir özel neden vardı: beynin tümdengelimsel düşünce tarzının yeni gerçeklerin keşfedilmesi için yeterli olduğu, yalnızca zihinsel işlevin idraki genişletebileceği tezini çürütmek gerektiğine inanıyorlardı. Onyedinci yüzyılın felsefi ve bilimsel yazıları – özellikle de, örneğin Bacon, Boyle ve Glanville’in yazıları – kendilerinin geleneksel olarak yetiştirildikleri Aristoteles tarzı düşünceyi reddedici birçok referansla doludur. Demek ki bilimcinin günlük işi bilgi toplamak değil teorileri sınamaktır –yani teorilerin ve onların mantıksal sonuçlarının gerçek yaşam hakkında açıklamalar olup olmadıklarını, keşiflerin ise geçerli olup olmadıklarını sınamaktır. Deney sözcüğü şimdilerde yaygın olarak kullanıldığı anlam Galileo tarzı deydir; yani bir hipotezi test etmek için yapılan işlemdir. Sonuç olarak bilim, doğal dünyanın neye benzediği hakkındaki en son düşüncelerimizi temsil eden, birbirine mantıkla bağlanmış teoriler ağıdır. Bu zihinsel faaliyetler yalnızca deneysel bilimlere özgü olmayıp bütün araştırıcı süreçlerin bir özelliğidir. Çünkü bu bir antropolog, bir sosyolog veya tanı yapmak isteyen bir doktorun benimseyeceği yöntem olduğu gibi, otomobildeki arızayı bulmaya çalışan tamircinin de düşünce tarzıdır. Bütün bunlar klasik tümevarım yönteminin bilgi toplama ve sınıflandırmasından çok uzaktır. Bir mantıksal noktaya dikkat çekmek istiyorum: Bir genç bilimci, hipotezlerini çıkarım veya tümdengelim yöntemleriyle elde ettiğini düşünmekten kesinlikle kaçınmalıdır. Bu bir mantıksal uyarıdır. Aksine bir hipotez, kendisinden olgular hakkında çıkarım veya tümdengelim yöntemi ile ifadeler elde ettiğimiz şeydir. Böylece, büyük Amerikan filozofu C.S. Peirce’in de açıkça farkettiği gibi, hipotezleri, sonuçları gözlemlediğimiz şeyler olacak şekilde oluşturma süreci, çıkarım yapmanın karşıtı olan bir süreç olmaktadır –bu süreç için roduction ve abduction sözcükleri önerdiyse de ikisi de tutmadı. 4.5.Bilimsel Yöntem Bilimi anlama konusunda, ünlü bilim tarihçisi George Sarton’un şu sözleri ne denli vurgulansa yeridir: “Sıradan bir kimsenin yeni bulunan bir hormonu ya da evrene ilişkin en son kuramı bilmesi o kadar gerekli değildir. Onun için ve hepimiz için asıl gerekli olan bilimin amaç ve yöntemini olası açıklıkla anlamaktır. Bu anlayışı sağlama, yalnız üniversitelerimize değil, her düzeydeki tüm okullarımıza düşen görevdir.” Oldukça yaygın olan görüşe göre bilimsel yöntem dört aşamalı bir süreçtir. İlk aşamada, gözlem ya da deney yolundan olgular belirlenir. İkinci aşamada, toplanan olgular sınıflandırılarak düzenlenir. Üçüncü aşamada, olgulara dayanan genellemeleri açıklamaya yönelik kuramlar oluşturulur. Son aşamada, yeni gözlemlere giderek kuramların doğruluğu yoklanır. Bilimsel yöntemi, olguları toplama, gözlemden genellemelere gitme olarak niteleyen indüktif görüş, 17. yüzyıla gelinceye dek düşünce üzerinde egemenliğini Ortaçağ skolastik felsefesine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Buna göre, gözlemlerimiz bize ancak çoğu kez yanıltıcı olan görüntülerin bilgisini verebilirdi. Oysa gerçek bilgi “evrensel doğrular” dan kalkan “dedüktif” dediğimiz ussal çıkarımla ulaşılan sonuçlardı. Günümüzde ulaşılan anlayış çerçevesinde, bilimsel yöntemi kalın çizgilerle “bulma” ve doğrulama” diye iki bağlamda ele alabiliriz. Bulma bağlamında , inceleme konusu olguları açıklayan, yeni olguları öndemeye olanak veren hipotez veya kuramlar oluşturur. Doğrulama bağlamında, oluşturulan hipotez veya kuramlar test edilir. Bir hipotez veya kuramın doğruluk tesi, kuralları belli dedüktif (ya da matematiksel ) çıkarıma dayanır. Şöyle ki, kuramın içerdiği mantıksal sonuçler sdeney sonuçları ile karşılaştırılır: deneysel sonuçlara ters düşmeyen kuram doğru sayılarak korunur.; ters düşen kuram ayıklanır, yerine konacak yeni kuram arayışı sürdürülür. 4.6.Bilim ve Bilimcilik Çok genel olarak bilgi, suje (özne) ile obje (nesne) arasındaki ilişki, yahut, bilincin bir nesneye yönelik kavrama faaliyeti olarak tanımlanmıştır. Bilgi, varlıklara yüklemler vermektir. Bilmek, öğrenmek anlamına gelir ve her türlü bilgi ya da öğrenmeyi içerir. Fakat kavramlaşan bilim (science), "tabiata ilişkin disiplinli bilgi"yi içerir, bu anlamıyla beşerî ve sosyal bilimlerin kapsamı farklılaşır. Bunun içindir ki tabiat bilimleri ve sosyal bilimler diye bir ayrım doğmuştur. "Tabiat bilimleri" tabiattaki kanun ve düzenlilik ilkelerini bulmaya çalışır. Tabiat kanunları ve nedensellik, bu ilkelerdendir. ‘Bilim’ kavramına iğreti biçimde dahil edilen sosyal bilimler ise toplumların, toplumsal değişimlerin kanunlarını bulmaya çalışır. Bilgi ile bilim aynı şey değildir. Aradaki farkı, "her bilim bilgidir, ama her bilgi bilim değildir" önermesiyle netleştirebiliriz. Bilim, görülebilen, işitilebilen, dokunulabilen şeyler üzerine bina edilir. Bir bilginin bilim olabilmesi için konu, bilgi birikimi, yöntem ve nazariye (teori) gibi dört temel şartın bulunması gerekir. Bilimsel bilgi, "nesnel", "doğrulanmış bilgi" olarak kabul edilmekte ve "oldukça titiz" deneylere dayanmakta, nesnel olarak doğrulandığı için de güvenilir kabul edilmektedir. Bilginin mahiyeti, kaynağı, değeri ve sınırını konu edinen felsefeye bilgi teorisi (epistemoloji) denmektedir. Bilimlerin birinci katını bilim felsefesi oluşturmaktadır. Bilim felsefesi olmayan bir bilim, çatısı ve duvarları olmayan bir eve benzetilmiştir. Bilim tarihinin başlangıcını tespit etmek zordur. Ancak onu tekerleğin icadıyla başlatanlar olduğu gibi, yazının keşfinden önceki zamana kadar götürenler de var. Bu görüş, eski mağara resimlerinde göze çarpan hayvan ve tabiat resimlerine, yani, ‘ilkel insanların’ da tabiatolaylarını bildikleri tezine dayanmaktadır. Fakat belirtmeli ki her bilgi sistemi ‘bilimsel’ değildir. ‘Bilim’in tarihi genelde rönesansla başlatılmakta ise de, bugünkü batı biliminin kökeni, eski yunan filozoflarına dayanmaktadır. Bilmek, anlamak ve açıklamak gibi üç önemli kaygıdan doğmuş olan Yunan bilimi tabiatı, tabiatta olup bitenleri ve varlık türlerini, mitik ve dînî inanış ve telakkilerden arındırıp, tamamen insanın yeteneklerine âmâde kılmayı tasarlamıştır. M.Ö. 6000 yıllarında görülen İonya okulu ve Thales (ö. M.Ö. 545) gibi filozoflar genellikle matematik, astronomi, coğrafya, geometri, fizik gibi bilim dallarıyla ilgileniyorlar, ilgilerinin esas dayanağını akıl, gözlem ve deney oluşturuyordu. Bu felsefeye göre evren, sonsuz sayıdaki, nicelik özelliklerine sahip atomların uzayda sürekli hareket etmeleri sonucunda meydana getirilmiştir. Atomların hareketleri zorunlu ve mekaniktir, dolayısıyla evren, tabiat ve varlık, zorunlu ve mekanik ilkelere bağlı olarak hareket ederler ve değişime uğrarlar. XV. yy.da rönesansın etkisiyle eşya, tabiat, gök cisimleri ve insan (toplum) yeniden değerlendirilmeye tabi tutulmuş, bu yeni dönemde bilim, ruhban sınıfın tekelinden alınmıştır. Kopernik’in güneş merkezli sistemi, arkasından Tycho Brahe, Kepler, Galilei gibi bilginler yeni bilimsel devrimin öncülüğünü yapmışlardır. Rönesans (renaissance = yeniden doğuş) hatırlanacağı üzere, yeni bir hayat anlayışının, yeni bir dünya görüşünün doğmasıdır. Bu felsefe, doğayı da ortaçağdan tamamen farklı bir görüşle ele alıp işlerken, şimdiki modern doğa bilimine giden bir adım atılmış oluyordu. Ortaçağ doğa anlayışı Aristo fiziği, Batlamios astronomisi ve Kutsal Kitab’ın bazı tasarılarından oluşuyordu. Bin yıllık tasarıyı yerle bir eden, "bilimsel devrim çağı" diye anılan XVI ve XVII. yüzyıllar, Nicolas Kopernicus (ö.1543) ile başlamıştı. Bilimsel anlayıştaki gerçek değişim ise, düşen cisimler yasasını keşfeden, İtalyan filozof Galileo Galilei (ö.1642) ile yaşandı. Onun, uzaya yönelttiği teleskopu, eski kozmolojiyi rahatlıkla gözden düşürmüştü. Keşfettiği doğa yasalarını matematik bir dille deneyi birleştirerek ifade ettiği için gerçek modern bilimin babası sayılmıştır. Galilei, evrenin dilinin matematik olduğunu keşfetmişti! Galilei’nin İtalya’da yaptıklarını Francis Bacon (ö.1626) da İngiltere’de yapıyordu. Artık Bacon’cı anlayış, bilgiyi, doğaya egemen olmak ve denetim altına almak için elde etmek peşindeydi. Bacon’ın gözünde doğa, sanki sırlarını, mahremiyetini göstermemekte direnen bir kadın gibiydi: Bilim adamı doğanın sırlarını söküp almak için gerekirse ona işkence etmeliydi! Deneysel bilginin kurucusu sayılan Francis Bacon ve çağdaşları, bilimsel bir tavırla, doğayı anlamak için, Aristo’nun yazılarına değil, doğrudan doğaya yönelmek gerektiğini" söylüyorlardı. Arkasından Rene Descartes (ö.1650), "bilimin tümü kesin, apaçık bilgidir" diyerek, "tam anlamıyla bilinen ve hakkında en ufak bir kuşkuya imkan olmayan kuvvetle olası ve yargılanabilir olanlar –ki inanılması gerekenler yalnızca bu bilgilerdir-" dışında kalan tüm bilgileri reddediyordu. Böylece bilimsel bilginin kesinliğine olan inanç Kartezyen (Descartes’cı) felsefenin ve ona dayanan dünya görüşünün esası oldu. Bir makinadan başka bir şey olmayan şu evreni anlamanın tek geçerli yolu bilimdir anlayışı, batıda, Kartezyen felsefenin bıraktığı bir fikri sabittir. Bilim basitlik, karmaşıklık, öndeyi, tümellik ve determinizm gibi bazı ilkelere dayanmaktadır. Modern bilim hem tümevarım, hem de tümdengelim metodlarını kullanır. Tümevarım, parçadan bütüne, tek tek gözlemlerden genel ilkelere, tümdengelim ise, bütünden parçalara, tümelden tikele varma yöntemidir. Bacon’ın metodu, tümevarımcıdır ve hatta kendisi bu metodun kurucusu sayılmıştır. O, tümellere, genellemelere varırken acele edilmemesi gerektiğini söyler. Modern bilimdeki doğa yasası fikri, tümevarımcı metodun bir sonucudur. Yasa nerede keşfedilirse keşfedilsin, doğanın her yerinde, (yerde de, gökte de) hep aynı yasalar hüküm sürer. Doğanın matematik bir yapısı vardır. Marksist teoriye göre doğanın, tarihin ve toplumun yasaları aynıdır. Fizik, kimya, biyoloji bunun böyle olduğunu söylediği gibi, evrim teorisi de bunu böyle kabul etmektedir. XVIII. Yüzyıl pozitivizmi de bilimsel bilginin mahiyetini ve onun ulaştığı kanunları mutlaklaştırır. Oysa mesela Poincare, tabiat kanunlarına mutlak gözüyle bakmanın yanlışlığına dikkat çeker. Çünkü der, onlar itibari gerçekliklerdir. Yani "tabiat yasası" denen şeyler bir anlamda insan zihninin tasarımlarıdır. Modern batı biliminin birtakım baskın karakterleri vardır. Bu karakterler bilimi bilimciliğe dönüştürmektedir. Bilimcilik bilimden daha ciddi bir sorundur. Aslında "bilimcilik" (scientism), genelde, bu tavra karşı olanlarca kullanılan bir kavramdır. Bilimci anlayışa göre bilim, insan hayatındaki tüm değer sorunlarını çözebilir; deneysel gözlem temelinde insan davranışını önceden tahmin edip kontrol edebilir. Tümdengelim, tek gerçek bilgi kaynağıdır. 5.BİLİM FELSEFESİ Bilim ve Felsefeyi kapsayan ve Bilim Felsefesi adı altında özelleştirilmiş bir konunun kısa bir yazı içinde, bütün yönleriyle incelenmesi, irdelenmesi, tartışılması ve yorumlanmasının ne denli zor olduğu ortadadır. "Felsefe" sözcüğü Grekçe kökenli olup, asıl anlamını pratik yaşamda bulan, iki ayrı sözcükten oluşmuştur. "Sophia" sözcüğü, ilk olarak zekâ , beceri, iş bilirlik ve yapabilme gücü anlamında kullanılmıştır. Onun taşıdığı "Bilme" ve "Bilgelik" anlamları ikincildir. Greklerin "Sophos" dan öncelikle anladıkları şey "beceri ve iktidar sahibi kişi” dir. Bu bağlamda Sophist: “yaşam deneyimi olan yetkin kişi” demektir. Philos ise, dost, arkadaş, seven demektir. Birleşik olarak da Philosoph: öncelikle deneyimli olmaya istekli, sonrada (yapabilmek için) bilmeye, sevgi ve ilgi duyan kişidir. Felsefe, insan kültürünün belli bir aşamasında, insanın kendisini, evreni ve içinde yaşadığı çevreyi anlamak için başvurulan bir düşünce biçimi olarak ortaya çıktı. En genel biçimi ile "bilimi anlamak" ya da “bilimin yapısını, amacını, koşullarını inceleyen felsefe dalı” olarak ya da, “bilimin dilsel yapısını inceleme, çözümleme eleştirme ve aydınlatma süreci” olarak tanımlanır. Bilimsel yöntemlerle elde edilecek bilgilerin güvenilirliği, kullanılan araç gereçlere ve uygulanan mantık biçimine göre değişeceğinden, bu yöntemlerin denetlenmesi ve değerlendirilmesi bilim adına pek önemli bir uğraş olmaktadır. Bilimler yalnızca araştırma yaparlar. Bilimin kendisi, bilimin konusu, bilimin kavramları, bilimin yöntemi, bilimin ulaştığı sonuçlar ve bilimsel yasalar gibi sorunlar bilim tarafından ele alınmazlar. Bu sorunlara felsefe eğilir ve özelleşerek Bilim Felsefesi adını alır. Bilim felsefesi: bilimi anlamak, yorumlamak ve bilime yol göstermek uğraşıdır. Felsefe açısından bilim, hem bir "süreç" hem de bir "sonuç"tur. Sonuç olarak bilim, organize bilgiler bütünüdür. Bilgilerimiz, önerme denilen dilsel ifade biçimlerinde yer aldığından, bu anlamda bilim felsefesi, bilimin dilsel yap ısını çözümleme, eleştirme ve aydınlatma çabasıdır. Süreç olarak bilimi, bir takım eylemsel ve düşünsel işlemlerin bir örgüsü sayabiliriz. Gözlem, deney, ölçme gibi olgu saptama işlemleri daha çok eylemsel; indüktif (tümevarım) ve dedüktif (tümdengelim) çıkarım, kavram ve hipotez kurma gibi işlemler ise daha çok düşünsel işlemlerdir. Bilimsel süreci oluşturan bu gibi işlemlerin yapı ve işleyişini gene bilim felsefesi mantıksal olarak çözümlemeye çalışır. Görüldüğü gibi bilim felsefesi, bilim ile felsefenin arasında gerçekleştirilen bir uyumun adıdır. Sonuç olarak, bilimsel düşünme, her zaman yöntemli bir düşünmedir fakat yöntemin kendisi üstüne yansımalı (refleksiyon) bir düşünme değildir. Bilimsel yöntemleri tek tek özellikleri ile betimlemek ve çözüm lemek demek; bilimselliği olanaklı kılan ön tasarımları ortaya çıkarmak, böylece bilim adamının yaptığı işi ve onun kendi yaptığı çalışmaları sırasında geçerli saydığı şeyleri yeniden gözden geçirmektir İşte bu nedenle, bilimsel tutum üstüne yansımalı bir tutumla çalışacak olan bilim kuramı felsefi bir uğraştır. Olguları ve olayları betimlemek ve açıklamak yolu ile anlamak Bilimin, bilimin mantıksal yapısını ve işleyişini anlamak ise Bilim felsefesinin işidir. Çoğu zaman eş anlamlı olarak kullanılan Bilim felsefesi ve Bilimsel felsefe kavramlarını da birbirinden ayırmak gerekir. Bilim felsefesi, felsefeye özgü düşünme ve çözümleme yönteminden yararlanarak bilimin kavramsal yapısını ve işleyişini aydınlatmayı amaçlar. Bilimsel felsefenin amacı ise, felsefeye, bilimin tutum ve yöntemiyle uyumlu bir nitelik kazandırmaktır. Bir başka deyişle felsefenin, sorunları tümel olarak ele almasından vazgeçip, bilimlerdeki gibi parça parça ele alarak çözümleyen bir disiplin olmasına çalışır. Bilim felsefesinde felsefe, genel yapısı içinde bilimi açıklarken, bilimsel felsefede bilim felsefeyi sınırlamaktadır. Özetlersek, Bilim, nesne ya da olgu olarak tikel bilgi (parça bilgisi) ile uğraşır. Varlığı parçalayıp, her bir parçayı ayrı ayrı konu edinir. Doğru Bilgiyi; ·İdeal Bilimler (Mantık, Matematik) matematik ve mantık yasaları ile, Pozitif Bilimler (Doğa Bilimleri), nedenselliğe dayanan doğa yasaları ile,Tinsel ve Tarihi Bilimler ise, tarihi olayların belgelere dayanan açıklamalarıile bulmaya çalışır. Felsefe, bilimlerin parçalayarak ele aldığı Varlığı, “Bütünü ile Evren veya Varlık” olarak ele alır. Tümel açıklamalar yapmaya çalışır. Evreni veya Varlığı parça parça değil, bütünsel olarak kavramak ve bilmek ister. Bilim felsefesi, bilimsel araştırma sürecinin, gözlem kuralları, usavurma örüntüleri, gösterim ve ölçme yöntemleri, metafizik ön varsayımlar gibi öğelerini aydınlatan ve bu öğelerin geçerlilik temellerini biçimsel mantığın, pratik metodolojinin ve metafiziğin bakış açısıyla değerlendiren felsefe dalıdır. Bilimin de felsefenin de amacı, dünyayı ve insan yaşantısını anlamaktır. Aralarındaki fark yöntem yüzündendir. Bilim olgulardan hareket eder, ulaştığı sonuçları gene olgulara dönerek temellendirmeğe uğraşır. Felsefe de bir çeşit olgu demek olan insan yaşantısından hareket eder fakat ulaştığı sonuçları temellendirme yolunda olgulara değil, mantıksal çözümlemeye veya metafizik spekülasyona girer. Bu bağlamda, bir bilim kuramcısının bilim üzerine yetkiyle yönelebilmesi için, bilimsel düşünce, bilimsel tutum gibi bazı nitelikleri edinmiş olması büyük önem kazanmaktadır. Bilim felsefesi bilimi anlama çabasını başlıca şu iki temel ayırım üzerinde yürütür: ·Olgu ve teori ilişkisi Buluş ve doğrulama bağlamlarıBilimin en belirgin özelliği olgusal oluşudur. Olgulara ilişkin olmayan hiçbir sav, varsayım ya da kuram bilimsel olma niteliği kazanamaz. Öte yandan, olgular, kendi başlarına bir şey ifade etmez ancak, bir hipotez veya kuramın ışığında, bilimsel incelemeye veri niteliğini kazanırlar. Hipotez ya da teorinin temellendirilmesi, kuralları belli mantıksal bir işlemdir. Oysa bir hipotez veya teorinin oluşturulması, psikolojik bir olgu olarak kabul edilmektedir. Bilimsel metodun özünde yer alan mantıksal düşünme veya çıkarım biçimleri felsefede; ·Ampirik geleneğe bağlı düşünürler için, İndüksiyon, ·Rasyonalist geleneğe bağlı düşünürler için, Dedüksiyon, ·Modern mantıkçılar için, Hipotetik Dedüksiyon, ·Pragmatistler için, Retrodüksiyon ya da Problem çözmedir. İşte Bilim Felsefesi bu yöntemler üstüne refleksiyonlu, eleştirel kuramlar geliştirir. |
|
| Bağlantılar: bilgininefendisi.net |
| Open Source Document Project | AUP&TOS |