Editor Login | Register
Ekle

> Basın > Seçilmiş Köşe Yazıları
Özelleştirmenin gerçek yüzü - Seçilmiş Köşe Yazıları - Basın -
İşbara
(Date : 20.04.2008 00:22:38)


Özelleştirmenin gerçek yüzü
Özelleştirilen kamu kuruluşlarının, bu özelleştirmelerden sonra başlarına neler geldiğine ilişkin derli toplu, genel bir araştırmanın varolup olmadığı bilinmiyor. Tek tek bazı örneklerde, şu ya da bu fabrikanın özelleştirilmesinin aslında tasfiye anlamına geldiğini ise biliyoruz. Örneğin SEKA gibi. Bazı kamu kuruluşlarının ise yıllık bilançolarına denk düşen bir fiyata satılarak peşkeş çekildiğini de biliyoruz. Arada bir gazetelerde yer alan haberler, özelleştirmenin yıkıcı sonuçları hakkında genel bir fikir vermesine rağmen, henüz bu peşkeş ve yıkımın bütün sonuçları halkın önüne konulmuş değil. Sermayenin kayığına binmiş Hükümet ise, elde kalan kamu kuruluşlarını da satma peşinde.
Bu bakımdan geçen gün bir gazetede yer alan, bir özelleştirme ve onun sonucuna ilişkin haber ilginç özellikler taşıyordu. Haberin başlığı “Bu Da Manisa Modeli” idi. Haberin özeti ise şu; Sümerbank’ın 50 yıl önce kurduğu Pamuklu Mensucat A.Ş, 13 Temmuz 2005’te Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca 3 milyon 751 bin dolara OGG’ye –Ortak Girişim Grubu- satılıyor. Şirketi alan grubun ilk icraatı ise bu fabrikanın arazisinin 55 dönümlük bölümünü -geriye daha 35 dönüm kalmış-, geçen hafta alışveriş merkezi yapılmak üzere KİPA TESCO şirketine satmak oluyor. OGG, 13 milyon 750 bin dolarlık bu satışla, fabrika ve arazileri için yatırdığı paranın 4 katını, 4,5 ay sonra kazanmış oluyor!
Nasıl, kıyak iş değil mi? Oysa bu fabrika bu değerli arazilere sahipse, yapılması gereken en iyi iş herhalde bunların bir bölümünü satmak, bu para ile makina ve teçhizat yenilenmesi yapmak, fabrikanın üretime devam etmesini sağlamak olmalıydı. Ama tercih edilen değerli arazileri sermayeye peşkeş çekmek, makineleri hurda fiyatına satmak oldu. Böyle örneklerin epeyce fazla olduğunu ise biliyoruz. Kamu malları bu biçimde yerli ve yabancı büyük patronlara ve gruplara peşkeş çekiliyor, bu kuruluşlarda çalışan işçiler sokağa atılıyor, özellikle küçük yerleşim yerleri söz konusu ise, buradaki ekonomik yaşam tamamen söndürülüyor.
Son yapılan araştırmalar ülkede gerçek işsizlik boyutunun yüzde 20’lerde olduğunu ortaya koyuyor. Çalışma yaşına gelen nüfusun yüzde ellisi ya iş bulma ümidi olmadığından, ya mevsimlik çalıştığından vb işgücüne katılamıyor. Ama bu arada fabrikalar kapatılıp, arazileri üzerine alışveriş merkezleri kuruluyor! Elbette bunun bir mantıksızlık olduğu ilk bakışta görülebilir. Bir taraftan alışveriş yapma potansiyeli olanları, yani müşteriyi işten atacaksın, öbür taraftan koca koca alışveriş merkezleri kuracaksın! Evet burada gerçekten bir mantıksızlık var ama bu mantıksızlık kapitalizmin plansızlığı ve mantıksızlığı. Kapitalizm, ücretli kölelik düzeni attığı her adımda kendi altındaki toprağı boşaltıyor ve kendi sonuna doğru ilerliyor.
Bir taraftan bunlar yaşanırken, diğer taraftan ülkenin ekonomik büyüme sağlandığı, genel olarak ekonomideki durumun iyi olduğu ileri sürülüyor. Kuşkusuz ekonomide şu anda bir kriz durumu yok. Ancak işsizlik artıyor, yoksulluk yaygınlaşıyor, cari açık büyüyor, sanayisizleşme süreci sürüyor, “sıcak para” girişi sorun olmaya devam ediyor. Bütün bunlar ise kriz ögelerinin birikmesi anlamına geliyor. Önümüzdeki süreçte hangi olayın krizi tetikleyeceği elbette bilinemez. Ancak bir tarafta korkunç bir yoksulluğun, işsizliğin birikmesi, diğer tarafta, yani büyük patronlar tarafında işlerin tıkırında gitmesi, ama zaten bıçak sırtındaki ekonomik dengelerin sürekli bozulması var. Bütün bunlar olası gelecek bir krizin habercisi değilse, neyin habercisidir?
Ülkenin gerçek çıkarları ve ihtiyaçları ile, bugün işbirlikçi egemen sınıfların sermaye ve büyük patronların çıkarlarına uyguladıkları ekonomik politikalar bütünüyle biribirine ters. Ekonomi büyüyor, ama işsizlik artıyor. İhracat rekorları kırılıyor, ama bu arada ithalat patlıyor ve dış ticaret açığı büyüyor. Büyük patronların işleri tıkırında ama yoksulluk yaygınlaşıyor, açlık sınırının altında yaşayan nüfuz çoğalıyor. 2005’i bitirken ülke gerçekleri bunlar. Peki 2006’da durum değişir mi? Durumun değişmesi ülkenin işçi ve emekçilerinin kendi kaderlerini kendi ellerine almasına bağlı. Yaşanan her olay, geçirilen her tecrübe ülke halkının hafızasına kaydediliyor. Halkın balık hafızasına sahip olduğunu sananlar ise, yanılgılarının büyüklüğünü ancak iş işten geçtikten sonra görecekler.












Derecelendir
Kaynak www.evrensel.net
İçerik İhbarı
Bağlantılar: bilgininefendisi.net

Open Source Document Project AUP&TOS