| Editor Login | Register | ||
| > Bilgi Rehberi > Sosyoloji |
|
|
| Cemaatleşme ve Cemiyetleşme |
Bir toplumsal münasebette mensuplar birbirine karşı sübjektif bir (afektif veya geleneksel) aidiyet hissi duyuyorlarsa ve toplumsal davranışlarını da (gerek ferdi, gerek kitlesel-ortalama gerek saf bir tip halinde olsun) bu aidiyet hissi üzerine bina ediyorlarsa bu toplumsal münasebete "cemaatleşme" adı verilir. Bir toplumsal münasebette, toplumsal davranış, (gaye veya değer-bilinçli) akılcı saiklerle belirlenmiş karşılıklı menfaat teminine veya yine aynı saiklerle kurulmuş bir menfaat birliğine dayanıyorsa, bu toplumsal münasebete "cemiyetleşme" denir.Cemiyetleşme,bilhassa karşılıklı muvafakat yoluyla kurulan akılcı bir anlaşmaya dayanabilir. Rasyonelliğin söz konusu olduğu bu durumlarda kişi davranışına ya a) bu anlaşmanın kendini bağladığına inanarak değer-bilinciyle ya da b) karşı tarafın anlaşmaya sadık kalacağını umarak gaye-bilinciyle yön verir.
1. Burada kullandığımız terminoloji F.Tönnies" in "cemaat ve toplum" adlı temel eserinde yapmış olduğu ayrımı hatırlatmaktadır. Ancak Tönnies"ın daha sonra bu ayrıma kendi amacına uygun olarak vermiş olduğu özel muhteva bizim işimize yaramamaktadır. Cemiyetleşmenin en saf tipleri (örnekleri) şunlardır : a) Katı bir gaye-bilinci ve serbest mukavele ile yapılan ticari mübadele: Burada aynı zamanda hem birbirine zıt hem de birbirini tamamlayan menfaatlere sahip olan taraflar arasında bir uzlaşma söz konusudur. b) Serbest bir antlaşmayla kurulan saf ortak-gaye derneği: Burada gayesi ve kullandığı vasıtalar itibarıyla mensupların sadece (ekonomik ya da diğer) somut menfaatlerini gözetebilmek ve bu hususta sürekli davranış sergilemek gayesiyle yapılan anlaşma söz konusudur. c) Değer-bilinçli saiklerle kurulan zihniyet ve fikir-derneği: rasyonel [şekilde kurulan] sekteler, insiyaki ya da hissi menfaatler gözetmeyip sadece bir davaya hizmet etmeyi gaye edindiği sürece buna örnek olabilir (çok nadir karşılaşılan bir durumdur daha Ziyad-Elsaf bir tip olarak tezahür eder) 2. Cemaatleşme değişik türde hissi, insiyaki ve geleneksel temeller üzerine bina edilmiş olabilir: ruhani bir kardeşlik dayanışması, bir aşk ilişkisi, sadakata dayalı bir ilişki, milli bir cemaat, arkadaşlık bağlarıyla toplanmış bir bölük gibi. Bunun (Cemaatleşme) en basit örneği ailedir. Bununla birlikte toplumsal münasebetlerin ekseriyeti kısmen cemiyetleşme kısmen de cemaatleşme özellikleri sergiler. Her toplumsal münasebet gaye bilinciyle ve duyguya yer vermeyecek şekilde kurulmuş ve gayesine yönelmiş de olsa (ticari müşterilik gibi) gayesinin dışına taşan duygusal değerler doğurabilir. Müşterek menfaat birliğinin dışına taşan, yani daha uzun zamana yayılan, aynı fertler arasında toplumsal bir münasebet doğuran ve kuruluşunda fertlerinden sadece tek tip hizmetler bekleyerek kendini sınırlamayan (aynı askeri birlikte, aynı sınıfta, aynı dairede ve fabrikadaki toplumlaşmalar gibi) her cemiyetleşme muhtelif derecelerde de olsa buna (duygusal değerler oluşturmaya ç.n.) temayül eder. Buna mukabil esas olarak cemaatleşme niteliği taşıyan toplumsal bir münasebete de aynı şekilde mensuplarının tamamı ya da bir kaç tanesi tarafından, tamamen veya kısmen gaye-bilinciyle yön verilmiş olabilir. Mesela bir ailenin aile fertleri tarafından bir cemaat gibi hissedilme derecesi ile yine aile fertleri tarafından bir cemiyet gibi kendi menfaatleri istikametinde kullanılma derecesi belirsiz ve değişkendir. Cemaatleşme kavramını burada bilerek çok genel ve heterojen olguları kapsayacak şekilde tarif etmiş bulunuyoruz. 3. Gözettiği mana itibarıyla cemaatleşme normal olarak "mücadelenin" en zıt kutbudur. Ama bu bizi yanıltmamalı, pratikte en samimi cemaatler içinde bile manen zayıf olanlara karşı her türlü cebir ve şiddet uygulamanın normal olduğunu, diğerlerindeki gibi cemaat içinde de aynı şekilde bir "ayıklanma" yaşandığını ve kendi tesis ettiği yaşamak ve hayatta kalabilmek imkanlarında bir farklılaşmaya yol açtığını görmemize engel olmamalıdır. Buna mukabil cemiyetleşmeler ekseriyetle çatışan menfaatler arasında mücadele sebebini veya araçlarını ortadan kaldıran (veya kaldırmaya çalışan) ama menfaatlerdeki uyuşmazlığa ve imkanlar uğruna yapılan rekabete dokunmayan bir uzlaşmadan ibarettir. "Mücadele" ve cemaat izafi kavramlardır. Zira mücadele, kullanılan vasıtalara (şiddet içeren veya barışçı) ve bu vasıtaların kullanışındaki katılığa nispetle farklı şekiller alabilmektedir. Ayrıca (toplumsal davranışlara getirilmiş) her tür düzende, farklı insan tipleri arasında hayati fırsatları elde etmek için yapılan yarışmalar, daha önce de söylediğimiz gibi gerçekten bir ayıklanma ile neticelenmekte ve bu ayıklanmalar pratikte şu yada bu şekilde süregitmektedir. 4. Aynı niteliklere sahip olmak, aynı durumda bulunmak veya aynı davranışları sergilemek gibi müşterek bir takım özelliklere sahip olmak bir cemaatleşme değildir. Mesela insanlar sırf belli bir ırka has kabul edilen bir takım irsi özelliklere sahip olmakla bir cemaat olmuş sayılmazlar. Çevresi tarafından commercium et connubium yoluyla sınırlanmak (içtimai münasebet ve evlilik kısıtlaması) insanları benzer bir duruma -aynı çevreye karşı kendini tecrit etme durumuna- sokmuş olabilir. Bu duruma karşı benzer bir tepki göstermiş olmaları bile cemaatleşmek için yeterli değildir. Ayrıca mevcut durumun ve doğan neticelerin sadece ortak kader olarak hissedilmesi de bir cemaat oluşturmaz. İnsanlar bu ortak kader duygusuna dayanarak davranışlarını birbirine göre ayarlamaya başladıkları anda aralarında bir toplumsal münasebet kurulmaya başlar ve yine bu toplumsal münasebet bir aidiyet duygusu doğurduğu anda cemaat meydana gelir. Mesela, Yahudilerde -Siyonist guruplar ile Yahudi menfaatine hizmet eden bazı kuruluşlar haricinde- bu duygu nispeten zayıftır ve çoğu zamanda inkar edilmektedir. Aile ve yakın çevre tarafından aktarılan ortak geleneğin eseri olan müşterek dil, karşılıklı anlaşabilmeyi ve dolayısıyla her türlü toplumsal ilişkinin kurulmasını kolaylaştırmaktadır. Ama bu cemaatleşmek demek değildir. Sadece o gurup içerisinde iletişimi dolayısıyla cemiyetleşmeyi kolaylaştırır. Bu cemiyetleşme evvela tek tek fertlerin müşterek dile sahip olmaları hasebiyle değil de çeşitli menfaatler için bir araya gelmeleriyle tahakkuk eder. Bu demektir ki ortak bir dil kullanmak ilk elde anlaşabilmek için bir vasıtadır ve toplumsal münasebetler için mana teşkil etmez. Ancak bir başka guruba bilinçli bir karşıtlığın doğmasıyla aynı dili konuşanlar arasında ortak kader, dayanışma duygusu ve cemiyetleşmeler oluşur. Ki bu ortak kader ve dayanışma duygusu ile cemiyetleşmeleri bilinçli bir şekilde kurduran aradaki dil birliğidir. Diğer yandan bir "pazara" katılmak ise daha farklı özellikler arz etmektedir.Pazara katılma alışverişte bulunan taraflar arasında cemiyetleşmeyi, davranışlarını birbirlerine göre ayarlamak mecburiyetinde olan ticaret namzetleri arasında ise toplumsal bir münasebeti (bilhassa rekabet) doğurur. Bunun haricinde tarafların bazısının daha iyi bir fiyat politikası takip edebilmek veya tarafların hepsinin, ticareti güvence altına almak ve kurallara bağlayarak bir düzene koymak maksadıyla anlaşmaları halinde ancak cemiyetleşme doğabilir. (Davranışların menfaate dayalı olarak karşılıklı etkileşiminin -ki bu modern.iktisadm karakteristik özelliğidir- en mühim örneğini (tip) pazar ve pazara dayalı ticaret oluşturmaktadır.)
|
|
| Bağlantılar: bilgininefendisi.net |
| Open Source Document Project | AUP&TOS |