Editor Login | Register
Ekle

> Bilgi Rehberi > Sosyoloji
Cemaatleşme ve Cemiyetleşme - Sosyoloji - Bilgi Rehberi -
sercenyurt
(Relased 04.07.2008 14:51:11)


Cemaatleşme ve Cemiyetleşme

Bir toplumsal münasebette mensuplar birbirine karşı sübjektif bir (afektif veya geleneksel) ai­diyet hissi duyuyorlarsa ve toplumsal dav­ranışlarını da (gerek ferdi, gerek kitlesel-ortalama ge­rek saf bir tip halinde olsun) bu aidiyet hissi üzerine bina ediyorlarsa bu toplumsal münasebete "ce­maatleşme" adı verilir.

Bir toplumsal münasebette, toplumsal davranış, (gaye veya değer-bilinçli) akılcı saiklerle belirlenmiş karşılıklı menfaat teminine veya yine aynı saiklerle kurulmuş bir menfaat birliğine dayanıyorsa, bu top­lumsal münasebete "cemiyetleşme" denir.Cemiyet­leşme,bilhassa karşılıklı muvafakat yoluyla kurulan akılcı bir anlaşmaya dayanabilir. Rasyonelliğin söz konusu olduğu bu durumlarda kişi davranışına ya

a)     bu anlaşmanın kendini bağladığına inanarak değer-bilinciyle ya da

b)     karşı tarafın anlaşmaya sadık kalacağını uma­rak gaye-bilinciyle yön verir.

 

 1. Burada kullandığımız terminoloji F.Tönnies" in "cemaat ve toplum" adlı temel eserinde yapmış olduğu ayrımı hatırlatmaktadır. Ancak Tönnies"ın daha sonra bu ayrıma kendi amacına uygun olarak vermiş olduğu özel muhteva bizim işimize yaramamaktadır.

Cemiyetleşmenin en saf tipleri (örnekleri) şunlardır :

a)    Katı bir gaye-bilinci ve serbest mukavele ile yapılan ticari mübadele: Burada aynı zamanda hem birbirine zıt hem de birbirini tamamlayan menfaatlere sahip olan taraflar arasında bir uzlaşma söz ko­nusudur.

b)         Serbest bir antlaşmayla kurulan saf ortak-gaye derneği: Burada gayesi ve kullandığı vasıtalar itiba­rıyla mensupların sadece (ekonomik ya da diğer) so­mut menfaatlerini gözetebilmek ve bu hususta sürekli davranış sergilemek gayesiyle yapılan anlaşma söz konusudur.

c)         Değer-bilinçli saiklerle kurulan zihniyet ve fikir-derneği: rasyonel [şekilde kurulan] sekteler, in­siyaki ya da hissi menfaatler gözetmeyip sadece bir davaya hizmet etmeyi gaye edindiği sürece buna ör­nek olabilir (çok nadir karşılaşılan bir durumdur daha Ziyad-Elsaf bir tip olarak tezahür eder)

2. Cemaatleşme değişik türde hissi, insiyaki ve ge­leneksel temeller üzerine bina edilmiş olabilir: ruhani bir kardeşlik dayanışması, bir aşk ilişkisi, sadakata dayalı bir ilişki, milli bir cemaat, arkadaşlık bağlarıyla toplan­mış bir bölük gibi. Bunun (Cemaatleşme) en basit örneği ailedir. Bununla birlikte toplumsal münasebetlerin ekseriyeti kısmen cemiyetleşme kısmen de cemaatleşme özellikleri sergiler. Her toplumsal münasebet gaye bilinciyle ve duyguya yer vermeyecek şekilde kurul­muş ve gayesine yönelmiş de olsa (ticari müşterilik gibi) gayesinin dışına taşan duygusal değerler doğura­bilir. Müşterek menfaat birliğinin dışına taşan, yani daha uzun zamana yayılan, aynı fertler arasında top­lumsal bir münasebet doğuran ve kuruluşunda fertle­rinden sadece tek tip hizmetler bekleyerek kendini sı­nırlamayan (aynı askeri birlikte, aynı sınıfta, aynı dai­rede ve fabrikadaki toplumlaşmalar gibi) her cemiyet­leşme muhtelif derecelerde de olsa buna (duygusal değerler oluşturmaya ç.n.) temayül eder. Buna muka­bil esas olarak cemaatleşme niteliği taşıyan toplumsal bir münasebete de aynı şekilde mensuplarının tamamı ya da bir kaç tanesi tarafından, tamamen veya kısmen gaye-bilinciyle yön verilmiş olabilir. Mesela bir aile­nin aile fertleri tarafından bir cemaat gibi hissedilme derecesi ile yine aile fertleri tarafından bir cemiyet gi­bi kendi menfaatleri istikametinde kullanılma derecesi belirsiz ve değişkendir. Cemaatleşme kavramını bura­da bilerek çok genel ve heterojen olguları kapsayacak şekilde tarif etmiş bulunuyoruz.

3. Gözettiği mana itibarıyla cemaatleşme normal olarak "mücadelenin" en zıt kutbudur. Ama bu bizi yanıltmamalı, pratikte en samimi cemaatler içinde bile manen zayıf olanlara karşı her türlü cebir ve şiddet uygulamanın normal olduğunu, diğerlerindeki gibi cemaat içinde de aynı şekilde bir "ayıklanma" yaşan­dığını ve kendi tesis ettiği yaşamak ve hayatta kala­bilmek imkanlarında bir farklılaşmaya yol açtığını görmemize engel olmamalıdır.

Buna mukabil cemiyetleşmeler ekseriyetle çatışan menfaatler arasında mücadele sebebini veya araçlarını ortadan kaldıran (veya kaldırmaya çalışan) ama menfaatlerdeki uyuşmazlığa ve imkanlar uğruna yapılan rekabete dokunmayan bir uzlaşmadan ibarettir. "Mü­cadele" ve cemaat izafi kavramlardır. Zira mücadele, kullanılan vasıtalara (şiddet içeren veya barışçı) ve bu vasıtaların kullanışındaki katılığa nispetle farklı şe­killer alabilmektedir. Ayrıca (toplumsal davranışlara getirilmiş) her tür düzende, farklı insan tipleri arasında hayati fırsatları elde etmek için yapılan yarışmalar, daha önce de söylediğimiz gibi gerçekten bir ayıklan­ma ile neticelenmekte ve bu ayıklanmalar pratikte şu yada bu şekilde süregitmektedir.

4. Aynı niteliklere sahip olmak, aynı durumda bu­lunmak veya aynı davranışları sergilemek gibi müşte­rek bir takım özelliklere sahip olmak bir cemaatleşme değildir. Mesela insanlar sırf belli bir ırka has kabul edi­len bir takım irsi özelliklere sahip olmakla bir cemaat olmuş sayılmazlar.  Çevresi tarafından commercium et connubium yoluyla sınırlanmak (içtimai münasebet ve evlilik kısıtlaması)   insanları  benzer bir duruma -aynı çevreye karşı kendini tecrit etme durumuna- sokmuş olabilir. Bu duruma karşı benzer bir tepki göstermiş ol­maları bile cemaatleşmek için yeterli değildir. Ayrıca mevcut durumun ve doğan neticelerin sadece ortak kader olarak hissedilmesi de bir cemaat oluşturmaz. İnsanlar bu ortak kader duygusuna dayanarak davra­nışlarını birbirine göre ayarlamaya başladıkları anda aralarında bir toplumsal münasebet kurulmaya başlar ve yine bu toplumsal münasebet bir aidiyet duygusu doğurduğu anda cemaat meydana gelir. Mesela, Yahudilerde  -Siyonist  guruplar ile  Yahudi  menfaatine hizmet eden bazı kuruluşlar haricinde- bu duygu nis­peten zayıftır ve çoğu zamanda inkar edilmektedir. Ai­le ve yakın çevre tarafından aktarılan ortak geleneğin eseri olan müşterek dil, karşılıklı anlaşabilmeyi ve dolayısıyla her türlü toplumsal ilişkinin kurulmasını ko­laylaştırmaktadır. Ama bu cemaatleşmek demek de­ğildir. Sadece o gurup içerisinde iletişimi dolayısıyla cemiyetleşmeyi kolaylaştırır. Bu cemiyetleşme evvela tek tek fertlerin müşterek dile sahip olmaları hasebiyle değil de çeşitli menfaatler için bir araya gelmeleriyle tahakkuk eder. Bu demektir ki ortak bir dil kullanmak ilk elde anlaşabilmek için bir vasıtadır ve toplumsal münasebetler için mana teşkil etmez. Ancak bir başka guruba bilinçli bir karşıtlığın doğmasıyla aynı dili ko­nuşanlar arasında ortak kader, dayanışma duygusu ve cemiyetleşmeler oluşur. Ki bu ortak kader ve daya­nışma duygusu ile cemiyetleşmeleri bilinçli bir şekilde kurduran aradaki dil birliğidir. Diğer yandan bir "pa­zara" katılmak ise daha farklı özellikler arz et­mektedir.Pazara katılma alışverişte bulunan taraflar arasında cemiyetleşmeyi, davranış­larını birbirlerine göre ayarlamak mecburiyetinde olan ticaret namzetleri arasında ise toplumsal bir münase­beti (bilhassa rekabet) doğurur. Bunun haricinde taraf­ların bazısının daha iyi bir fiyat politikası takip ede­bilmek veya tarafların hepsinin, ticareti güvence altına almak ve kurallara bağlayarak bir düzene koymak maksadıyla anlaşmaları halinde ancak cemiyetleşme doğabilir. (Davranışların menfaate dayalı olarak karşı­lıklı etkileşiminin -ki bu modern.iktisadm karakteristik özelliğidir- en mühim örneğini (tip) pazar ve pazara dayalı ticaret oluşturmaktadır.)

 

 

 

 













Derecelendir
Kaynak sercenyurt Tarafından yazılmış/derlenmiştir.
İçerik İhbarı
Bağlantılar: bilgininefendisi.net

Open Source Document Project AUP&TOS