| Editor Login | Register | ||
| > Ödev > Sosyoloji |
|
|
| Meşru Düzen Biçimleri: Teamül ve Hukuk |
Bir düzenin meşruiyeti şu yollarla teminat altına alınmış olabilir : I. Manevi bir şekilde yani 1. Saf bir hissi (affektuell) tutumla: düzene karşı içten bir teslimiyet ve bağlılık duyulmaktadır. 2. Değer-bilinciyle: düzenin mutlak geçerliliğine inanılmakta ve bu inanç (ahlaki, estetik ya da başka bir türden) bir takım mutlak değerlere uymanın ifadesi olarak görülmektedir. 3. Dini inanç şeklinde: dini kurtuluşun düzene itaat ve riayet etmekle gerçekleşeceğine inanılmaktadır. II. Ayrıca (veya sadece) bir takım özel neticelerin beklentisiyle, yani menfaate dayalı, olmaktadır. Ancak bu beklentiler belli türde beklentilerdir. a) Bir düzenin bir topluluk içinde ihlal edilmesi şayet umumi ve pratikte hissedilebilecek bir kınama ve takbihle mukabele görüyorsa ve düzenin geçerliliği dışarıdan böyle bir takbih ve kınama ihtimaliyle teminat altına alınmışsa, bu düzene teamül denir. Şayet, bir düzen, (düzenin benimsenmesini zorlama veya ihlalinin cezalandırılması maksadıyla oluşturulmuş ve buna angaje olmuş) bir organın fiziki veya psikolojik baskı uygulama ihtimaliyle dışarıdan teminat altına alınmışsa bu düzene hukuk denir.
1. Teamül, bir topluluk içinde "geçerli" olarak tasvip ve kabul gören ve ihlal ile aykırı davranışlara karşı takbih ve kınama ile teminat altına alınmış "gelenek" demektir. (Burada kullandığımız manası itibarıyla) Hukukun aksine teamüllerde bir baskı organı söz konusu değildir. Stammler" in teamülü hukuktan gönüllü itaat olarak ayırması ne kelimenin burada kullandığımız manasına uygun düşmektedir ne de kendi seçtiği örneğe. Bağlayıcı, zorunlu ve örnek davranış olarak görülen- mesela selamlaşmak, düzgün şekilde giyinmek, adab-ı muaşerete uygun davranmak gibi-teamüllere fertlerin ciddi olarak riayet etmesi beklenir ve teamüle riayet edip etmeme -yemek hazırlama geleneğinde olduğu gibi- fertlerin isteklerine bırakılmaz. Yerleşik bir teamülün ihlali durumunda, toplum üyeleri ekseriyetle toplumsal bir boykot uygularlar.Bu boykot tesiri ve derinden hissedilmesi bakımından herhangi bir hukuki zorlamadan daha ağır bir cezalandırmadır. Teamüllerde eksik olan tek şey kurallara riayeti teminat altına alma gayesiyle tesis edilmiş herhangi özel bir organın varlığıdır. (Hakimler, savcılar, idari memurlar ve infaz ve icra memurları gibi) Ama teamülden hukuka geçiş de mümkündür. Teamül yoluyla güvence altına alınmış bir düzenin hukuki güvenceye kavuşmasının uç-örneği resmi, tehditkar ve organize bir boykot uygulanması durumudur. Bizim kullandığımız terminoloji itibarıyla bu hukuki bir zor lama vasıtasıdır. Teamüllerin kınama ve takbih haricinde başka vasıtalarla da korunuyor olması mevzumuzun dışındadır (mesela teamüllere aykırı davranma halinde ev hukukuna başvurmak gibi). Zira burada belirleyici olan, ihlal durumunda kınamayı müteakiben ferdin bizzat bu müeyyideye başvurması ve özel bir organın devreye girmemesidir. 2. Bizce "hukuk" kavramının belirleyici unsuru bir zorlama (icbar) organının mevcudiyetidir. Bu organ bizim bugün alışık olduğumuz şeye benzemeyebilir. Bir hüküm merciin bulunması da şart değildir. Bir aşiret dahi (kan davası ve çatışmalarda) tepki biçimi, meşru ve geçerli herhangi bir düzene uygun olması halinde böyle bir organ konumundadır. Lakin bu durum, hukuki icbar dediğimiz şeyin en uç sınırında yer almaktadır.Bilindiği üzere "milletler hukukunun" "hukuki niteliğine", devletler üstü bir yaptırım gücünün olmayışı sebebiyle hep itiraz edilmiştir. Bizim burada (uygunluğu sebebiyle) seçtiğimiz terminolojiye göre dışardan sadece teamüllerde olduğu gibi kınama ve mağdurların misli mukabele ihtimali ile ve menfaat esasına dayalı olarak güvence altına alman ve korunmasını sağlayacak bir zorlama (icbar) organı bulunmayan düzene "hukuk" denilemez. Lakin hukuk terminolojisinde bunun tam aksi de geçerli olabilir. Zorlamanın (icbarın) uygulanmasında başvurulan vasıtalar pek mühim değildir. Bazı tarikatlarda günahkara karşı gelenek olduğu üzere yumuşak bir müeyyide olarak başvurulan kardeşçe tembih ve ihtarlar dahi bizim tarifimize -bir kurala dayanması ve bir organca uygulanması bakımından- girmektedir. Ayrıca davranışlarda ahlaki normlara uygunluğu sağlamaya yönelik tekdir ve ağır sözler de aynı guruba girmektedir. Hele kilisenin kendine has terbiye araçlarıyla uyguladığı manevi yaptırım bu tarife tamamen uymaktadır.Tabii bunun gibi, dernek tüzüğünce, aile otoritesince veya kooperatif ve birliklerce güvence altına alınmış hukuk olduğu gibi dini ve siyasi şekilde teminat altına alınmış hukuk da olabilir. Öğrenci birliklerinin dayandığı kurallar da "hukuk" kavramına uygun düşmektedir. 3. Meşru ve geçerli olan her düzen aynı zamanda mücerret ve umumi nitelikte olmak zorunda değildir. Mesela yürürlükte olan bir "kanun maddesi" ile somut bir hadisede verilmiş "hukuki karar" arasında [bizim bugün artık alıştığımız oranda] bir farklılık hiç bir şekilde olmamıştı. Bir düzenin sadece somut bir duruma ait bir düzen olması da mümkündür. Daha fazlası hukuk sosyolojisinin sahasına girmektedir. Evvela başka konuya geçmeden maksadımıza uygun olacak biçimde kanun ile hukuki kararı birbirinden ayıran modern anlayışla meşgul olacağız. 4. Düzenler, müeyyideler vasıtasıyla dıştan güvence altına alındığı gibi ayrıca manen de güvence altına alınmış olabilirler. Hukuk, teamül ve "ahlak" arasındaki bağ (yakınlık) sosyoloji için bir mesele arz etmemektedir. Sosyolojinin nazarında ahlaki kıstas, değer-bilinçli bir inancın özel bir türünü, davranışın ilkesi (norm) haline getirmekte ve böylece davranış nasıl estetik kıstaslara vurulduğunda "güzel" sıfatını kazanıyorsa ahlaki kıstaslara vurulduğunda da "ahlaki-iyi" sıfatını hak etmektedir. Bu meyanda ahlaki ilke (norm) inançları, davranışı hayli derinden etkileyebilmekle beraber her türlü dış güvenceden (yaptırım) mahrum olabilirler. Bir ilkenin ihlali şayet başkalarının menfaatlerini pek zedelemiyorsa böyle bir durum söz konusudur. Diğer taraftan ahlaki ilkeler genellikle dini güvence altındadır. Ama bunun yanında ihlalin kınanması ve boykot gibi teamüllere has bir güvenceye ve ayrıca, ceza kanunu, polisiye tedbirler veya medeni hukuk yoluyla hukuki bir güvenceye bağlanmış da olabilir. Sosyolojik bakımdan realitede geçerliliği olan her ahlak, genellikle teamüller gibi, ihlalin kınanması ihtimaliyle güvence altına alınmıştır. Buna mukabil teamüllerle veya hukuk yoluyla güvence(müeyyide) altına alınan her düzen aynı zamanda ahlaki ilke niteliğine sahip değildir, (en azından böyle bir niteliğe sahip olma zorunda değildir) Hele -gaye-bilinci şeklinde vazedilen- hukuki düzenler teamüllere nispetle daha az ahlaki nitelik arz eder. Tecrübi (ampirik) sosyolojinin bir topluluktaki geçerli olan düzenin ahlaki mi yoksa sadece teamül veya hukuk ilkesinden mi ibaret olduğunu belirleyebilmesi için o topluluk içinde (şimdi veya eskiden) geçerli olan ahlak kavramına bakmaktan başka yolu yoktur. Bu sebeple bu konuda genel bir şey söyleyebilmek mümkün olmamaktadır.
|
|
| Bağlantılar: bilgininefendisi.net |
| Open Source Document Project | AUP&TOS |