Davranış, bilhassa toplumsal davranış ve yine bilhassa toplumsal bir münasebet, taraflarca mevcut düzenin meşru olduğuna inanılarak sergilenmiş olabilir. Davranışların gerçekten düzenin meşru olduğuna inanılarak düzenlenmiş olması ihtimaline mevcut düzenin "geçerliliği" denir.
1. Bir düzenin yürürlükte olması (geçerliliği), bir gelenekten ya da menfaatten kaynaklanan düzenliliklerden daha fazla şey ifade etmektedir. Mobilya nakliye şirketlerinin taşınma dönemlerinde düzenli olarak reklam veya ilan vermesi menfaate dayalı bir düzenliliktir. Bir esnaf, ayın veya haftanın belli günlerinde belli bir müşterisini ziyaret ediyorsa bu ya yerleşmiş bir gelenek ya da menfaati gereğidir. Bir memurun daireye her gün aynı saatte gelmesi, sadece yerleşmiş bir alışkanlığından (gelenek) ve sadece kendi menfaati icabı yaptığı bir şey olmasından kaynaklanmamaktadır. Zira bunlara uyup uymama konusunda özgürdür. Bu aynı zamanda yürürlükteki düzenin vazettiği bir emir olup ihlali bir takım zararlar doğuracağı gibi kişi değer-bilinci içinde vazifesini layıkıyla ifa edemediğini düşünerek (çok değişik ölçülerde de olsa) vicdanen de rahat edemeyecektir.
2. Bir toplumsal münasebeti oluşturan mana içeriğine "düzen" diyebilmek için: a) davranışın (ortalama düzeyde ve yaklaşık şekilde) belli "düsturlara" (Maxime) yönelmiş olması gerekir; bu düzeninin "geçerli olduğunu" (kabul gördüğünü) söyleyebilmek için ise: b) düsturlara yönelmiş bir davranışın, bu düsturları en azından (mühim bir ölçüde) geçerli yani bağlayıcı veya ideal olarak kabul ettiği için de yönelmiş olması gerekir. Somut davranışın bir düzene yönelmesinde tabiatıyla çok farklı saikler rol oynar. Lakin diğer saiklerin yanında, en azından katılanların bir kısmı tarafından düzenin aynı zamanda bağlayıcı veya ideal yani geçerli olması gereken bir şey gibi tasavvur edilmesi, tabiatıyla davranışın düzene yönelme ihtimalini önemli ölçüde arttırmaktadır. Sadece gayeye yönelmiş saiklerle riayet edilen bir düzen, gelenek olduğu için, ya da en sık karşılaşılan psikolojik bir tavır olan alışkanlık hasebiyle yönelinen bir düzenden daha istikrarsızdır. Buna mukabil mecburi veya mükemmel örnek oluşturma özelliğiyle daha doğrusu meşruiyet namına tezahür eden bir düzene nispetle çok daha fazla istikrarsızlık arz eder. Gerçek hayatta bir düzene, geleneksel saiklerle veya sadece gaye-bilinçli saiklerle yönelişten meşruiyet inancına geçiş tabiatıyla sık yaşanmaktadır.
3. Davranışın bir düzenin geçerliliğine yönelmesi sadece düzenin (ortalama seviyede anlaşılan) manasına itaat etmekle gerçekleşmez. (Ortalama seviyede anlaşılan)manadan kaytarmak veya ihlal etme durumunda dahi, belli bir çapta geçerli olma ihtimali (mecburi bir kural gibi) müessir bir rol oynar. Bu evvela gaye-bilinciyle olur. Hırsız davranışını, yürürlükteki (geçerli olan) ceza kanununa göre belirler: Yani davranışını gizlice yapar. İnsanlar arasında bir düzenin yürürlükte olmasının (geçerliliği) göstergesi, düzene karşı yapılan ihlal ve tecavüzleri gizleme mecburiyetidir. Bu istisnai durumu bir kenara bırakırsak bir düzenin ihlal edilişi daha ziyade kısmi ihlallerle sınırlı kalmakta veya kişiler farklı ölçülerde bir iyi niyetle davranışlarının aslında meşru olduğunu göstermeye çalışmaktadırlar. Ya da gerçekten farklı düzen anlayışları bir arada bulunmaktadır. Ki bu farklı düzen anlayışları, gerçek davranışlar üzerinde belirleyici oldukları nispette sosyolojik bakımdan geçerlilik arz ederler. Aynı topluluk içinde birbirinden farklı hatta tezat arz eden düzenlerin varlıklarını kabul etmek sosyolojiye herhangi bir zorluk çıkarmaz. Hatta bir ferdin bile davranışını birbiriyle tezat arz eden düzenlere uygun şekilde belirlemesi mümkündür. Sadece günlük hayatta olduğu gibi ardı ardına değil bilakis aynı davranışta dahi söz konusu olabilir. Bir düelloya girişen kişi, davranışını şereflilik ölçülerine göre belirliyor demektir. Aynı kişi bu işi gizlediğinde veya tam aksini yaparak teslim olduğunda ise davranışını ceza kanunlarına göre yönlendiriyor demektir. Şayet düzenin ihlali veya düzene karşı hile istisna olmaktan çıkıp kaide halini almışsa o takdirde bu düzen ya ancak sınırlı bir geçerliliğe sahiptir veya artık hiç bir geçerliliği kalmamış demektir. Hukuka göre bir düzen ya geçerlidir ya da geçersizdir. Sosyoloji içinse böyle karşıt alternatifler söz konusu değildir. Bu iki durum arasında birbirine geçişler olduğu gibi birbiriyle tezat arz eden düzenlerin "geçerliliğe" sahip olarak bir arada bulunmaları da mümkündür. Bu durumda bu düzenlerin her biri, davranışların kendilerine yönelme ihtimali ölçüsünde geçerliliğe sahip demektir.Stammler bir düzenin ampirik ve normatif geçerlilikleri arasında bir ayrım yapmadığı gibi, davranışların sadece düzene uymakla kalmadığını da fark edememiştir. Hepsinden mühimi tam bir mantık tutarsızlığıyla "düzeni" davranışın şekli olarak telakki etmiş daha sonra "muhteva" olarak anlamış ve ona bilgi teorisindeki "şeklin" işlevine benzer bir işlev yüklemiştir (diğer hatalar üzerinde hiç durmayacağım). Mesela bir kişi gerçekte, hem ihtiyaca nispetle ihtiyaçlarını tatmin edecek mevcut vasıtaların kıtlığını, hem de aynı vasıtaları elde etmeye çalışan veya ilerde çalışabilecek olan başka şahısların davranışlarını hesap ederek iktisadi davranışına yön verir. Tabii bu arada başvuracağı iktisadi tedbirleri seçerken "geçerli" olarak gördüğü kanun ve teamüllere göre de davranışına yön verir. Zira bu kanun veya teamülleri ihlal etmesi halinde belli bazı kişilerin tepkisiyle karşılaşacağını bilmektedir. Böylesine basit müşahhas bir meseleyi Stammler içinden çıkılamaz hale sokmuş ve bilhassa "düzen" ile reel davranış arasında bir sebep-netice münasebetinin kurulamayacağını iddia etmiştir. Bir düzenin hukuki, dogmatik açıdan norm olarak "geçerli" olmasıyla müşahhas bir olay arasında tabii ki sebeb-netice münasebeti yoktur. Burada ancak şu sualler sorulabilir: Müşahhas olay, hukuken düzenin uygulama alanına girer mi? Yani düzen, müşahhas olay için bağlayıcı olmalı mıdır? Eğer bağlayıcı olmalıysa bu ne ifade etmektedir? Davranışın ortalama olarak bir şekilde geçerliliğine inanılan bir düzene yönelmesi ihtimali ile müşahhas iktisadi davranış arasında tabii ki (kavramın genel manası itibarıyla) sebep-netice münasebeti bulunmaktadır. Sosyoloji için düzenin geçerliliği zaten sadece bu inanca yönelme ihtimalidir.
|