Gerçekçilik: Soyut bir başkaldırı
Burada
sözü bağlamadan, 1950-1960 arası yazmaya başlamış bir kuşağın verdiği
ürünlerden de söz etmek gerekmektedir. Nezihe Meriç, Yusuf Atılgan,
Vüs’at O. Bener, Ferit Edgü, Demir Özlü, Onat Kutlar, Erdal Öz, Adnan
Özyalçıner gibi sanatçıların başı çektiği; varoluşçuluk,
gerçeküstücülük benzeri çağdaş akımlarla, Fransız Yeni Romanının,
bilinç akımı tekniğinin etkilerini taşıyan bu yeni arayış, yukarda
özetlediğim gerçekçi yazına tepki olarak doğmuştur. Ama amaçlanan,
gerçekçiliğin yadsınması, gerçekçilik dışında bir sanat anlayışının
yerleştirilmesi değil, gerçekçiliğe yeni bir yorumun getirilmesi
gerektiğidir. Adnan Özyalçıner bunu şöyle özetler: “Gerçeği bütün
yüzleriyle ortaya çıkarmak için ’yeni gerçekçilik’ diyebileceğimiz bir
yöntemle yazınımıza özgün bir atılım kazandırılabilirdi. Önce biçimden
işe başlanmalıydı.
Betimlemeler, görüntüler ve çeşitli anlatım
olanaklarıyla kişinin önce kendi kendisiyle, sonra da etrafındaki
eşyayla, insanlarla ve toplumla olan ilintileri, yalnız davranışları
açısından değil, bilinçaltının etkilediği psikolojik yönüyle de giderek
bilinçaltıyla bilinçüstünün karmaşıklığı içinde belirlenmeliydi. Kişisi
ya da kişileri böylesine bir tutumla belirlenmiş herhangi bir olayda
gerçeğin daha bütünsel bir biçimde ortaya konacağı apaçıktı.”
Ama,
şiirdeki İkinci Yeni akımına koşut olarak gelişen bu girişim, “kişiyi
yeniden ele alıp yeni baştan yaratmak” çabası, özel’in sınırları
aşılamadığı, kişinin sorunlarına hep bir ben’in çevresinde yaklaşıldığı
için başarıya ulaşamaz. Gerçeklik yine tek yanlı, tek parçalı bir bütün
olarak çizilmektedir çünkü. Bu ise yazarı duyarlığının tutsağı durumuna
getirir, içe kapanmasına yol açar. Yaşananın saçmalığı, içgüdülerin dış
koşullarca sınırlanması sonucu düşülen mutsuzluk duygusu, kendini
tarihi olan bir nesne gibi kavrayamayışın doğurduğu umutsuzluk,
davranışların kısıtlanmamasına, seçme olanağının tanınmasına bağlanan
bir özgürlük anlayışı, bütün bunların sonucu olarak da soyut bir
başkaldırı… Varılan nokta budur işte.
Yine
de her yeni arayışı değerlendirirken söylediğim gibi, bu da bir
aşamadır. Eğer bugün, gerçekçiliği, insanı hem birey olarak kendi
gerçekliği, hem de toplumsal varlık olarak yaşımın gerçekliği içine
oturtmak, onun dışındaki nesneler ve insanlarla tüm ilişkilerinin
bütünü olarak kavramak, biçiminde anlıyorsak söz konusu aşamaların
sonucudur bu.
|