|
Halk yazın akımı - Yunus Emre
Divan
yazını, halk yazını biçiminde iki kümede incelediğimiz eski Türk
yazınında tasavvufla (gizemcilikle) beslenen bir yazın akımına özel yer
ayırmak gerekmektedir. Yunus Emre’ye bağlanan gizemci halk yazınıdır
bu. Bir düşünce akımına dayanması, ortak temler çevresinde ortak
söyleyişlerle birbirine bağlanarak gelişmesi ve belli bir inanca bağlı
olanlarca benimsenip sürdürülmesiyle halk yazını içinde ayrı bir yer
tutmakla kalmaz, bir akım, bir çığır niteliğini de kazanır. “Bu
edebiyatın ürünlerinden bir bölüğü uyarıcı ve öğreticidir. Bir bölüğü
ise, tasavvuf neşvesi içinde ilahi bir inancın heyecanıyla yazılmış,
özelliği ve içtenliği bütün halkın zevkini okşayagelmiş tekke
şiirleridir” (A.S. Levend). Denilebilir ki, bir din felsefesi
sayabileceğimiz tasavvuf, divan yazınında olduğu gibi, halk yazınını
yalnız etkilemekle kalmamış, halk yazını içinde gelişen bir akımın
temelini oluşturmuştur.
Türk
yazın tarihine ilişkin çalışmalarda bu konu gereğince
değerlendirilmemiş, türsel nitelikleri açısından yazın ürünlerini
sınıflamakla yetinilmiştir. Oysa gizemci halk yazını içinde
değerlendirdiğimiz ürünleri verenlerin toplumsal konumlarını,
kişiliklerini göz ardı etmemek gerekir. Bu ozanlar bir tarikata
bağlıdırlar, şeyh ya da derviştirler. Aşık tarzını benimseyenlerin bile
bir eğitimden geçtikleri bellidir. Üstelik şiiri inançlarını,
inandıkları doğruları yaymada bir araç olarak kullanmaktadırlar. Halk
yazınını, seçmelerinin nedeni de budur. Başka deyişle, halk yazını
içinde yetişmemişler, amaçları gereği halk yazınına yerleşmişlerdir.
Anadolu gezimci halk yazınının babası saydığımız Yunus Emre’nin
yetiştiği dönemi, XIII. yüzyıl Anadolu’sunun toplumsal görünümünü
anımsamak bunu yeterince kanıtlar.
Beyliklere
bölünmüş, Moğol yayılması sonucu kargaşa içindeki Anadolu’da
dervişlerin başarıya ulaşmaları, gezemcilik düşüncesini yaymaları ve
halkı tarikatlar çevresinde toplamaları onun dilini, onun yazınını
kullanmakla olsaydı. Nitekim yaşamı bilinmemekle birlikte, şiirlerinin
düşünsel yapısından, Yunus Emre’nin de halk ozanı tipine sokulamayacağı
kolayca anlaşılmaktadır. Dili, söyleyişiyle halk ozanı olan Yunus,
özüyle sözcüğün gerçek anlamında bir düşünürdür. Akımın başlıca
ozanları Aşık Paşa, Eşrefoğlu, Nizamoğlu Seyyid Seyfullah, Himmet
(Bolulu) de medrese öğrenimi görmüş, divan yazınını, Arapça ve
Farsça’yı bilen aydın kişilerdir. Hepsi de şeyhlik katına
yükselmişlerdir.
Yunus
Emre’ye bağlanan gizemci halk yazınının, ayrıca tarikatlar çevresinde,
başlıca iki kolda geliştiği görülür: Melami-Hamzavi halk yazını,
Alevi-Bektaşi halk yazını. Bunlardan birincisi, akım niteliğini
korurken, melamilik ve hamzaviliğin ilkeleriyle sınırlanarak bir zümre
yazını biçiminde gelişir. “Tek sözle söylenmesi gerekirse bu edebiyat,
aşka ve cezbeye, fakat akıllıca cezbeye ve bilgiye dayanan ağırbaşlı,
biraz da Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerle karışık bir
edebiyattır” (Abdülbaki Gölpınarlı). Hacı Bayram-ı Veli, Dukakinzade
Ahmet, Ahmet Sarban, Kaygusuz Vizeli Alaeddin, İdris-i Muhtefi, Emir
Osman Haşimi, Muhyi, Oğlanlar Şeyh İbrahim, Gaybi Sunullah bu yolda
ürün veren ozanların başlıcalarıdır.
|